|
Etrafımda kuş cıvıltıları duyuyorum. Yemyeşil otların arasından ancak bir-iki ördek kafasını ayırabiliyorum. Serin serin esintiler yanıbaşımdan geçiyor. Yeni yeni açmaya başlayan papatyaların yanında,nazlı nazlı duran mor sümbüller damağıma bahar hasreti tattırıyordu.
İhtiyar gövdeleri ile yıllara meydan okuyan ağaçlar,bu yeşil ovaya sanki maket gibi yerleştirilmiş...Sakin sakin duran bu asırlık ağaçların dalları,bazen serv-i revan gibi manalı manalı sallanıyorlar.. Gözlerim birden,bir damla leke bulaşmamış kayıyor. Kayboluyorum o boncuk mavinin güzelliğinde. Kaybetmişim kendimi.Neden sonra farkediyorum suyun sıcaklığını...Yıllardır bu nehirde yüzüyor olduğumu ancak şimdi hatırlayabiliyorum. Yeşil otların arasından zikzaklar çizerek,dolambaçlı bir rotası olan bu nehirde yıllardır akıyorum ben...Bir yapraktım...Evet bir yaprak...‘‘Berk-i diraht düştü itibardan..’’derler ya,işte o berktim ben...Dem olur güz ile sararır,solar,dem olur nevbaharla allara bürünür,dem olur kış ile beraber tir tir titrer,dem olur yaz ile beraber katmer katmer terlerim...Zaman bir nehir,ben içinde bir yaprak...Akıp gidiyoruz yıllardır.. Kıramadım zincirlerini,aşamadım hudutlarını zaman denen mavi renkli,serin sulu ırmağın.. Temaşagah oldu bana bu alem, binbir hadiseyle tecelligah oldu bu dünya.. Gün oldu arz-ı endamımı engin dağlara vurdum , gün oldu hayallerimi Mehlika sultanlara atfeyledim, gün oldu kaoslar içerisinde hürriyeti, kötülükler içerisinde iyilikleri, şerler dahilinde hayırları, çamur ve çirkef dolu demlerden narin güzelliği ve her şey içerisinde kendimi aradım, aradım... Ama bir yapraktım neticede... Aşamayacağım sınırlar, idrak edemeyeceğim hususlar vardı. İşte dan ötürü acizdim, boynum büküktü... arada bir başımı bu zaman nehrinde beyaz taşlara vurur, gayr-ı ihtiyarı seyahatime devam ederdim. Bedenim alışmıştı artık bazen ısınan, bazen soğuyan bu zaman nehrine... artık aldırmıyordum sessiz ve sakinken aniden coşan ve kükreyen bir sel oluşuna... Zira sağı solu belli değil, rayı, rotası meçhul mazi ve istikbal alakası muamma idi...Güneşin sarı ışıkları zaman nehrinde ayrı, ayrı renklere bölünür, bu daracık saha ışığın tayflarına medar olurken, efsuni güzellikler dolu bir kapı,ağır, ağır aralanıyordu benim için... Zira bu gök kuşağı gibi çevre benim için hayretler ve soru işaretleri dolu manalı bir tabloydu. Veaciz fikrimce etrafımda güzelliklerin ardından güzeller güzeli bir zat bana gülümsüyordu, ve inanıyorum ki, çevremde enteresan güzelliklerle bana bir şeyler anlatıyordu. Ben de yıllarca O’nun kapısında yalvardım... O’nu tesbih eden sesleri kulağımla duyayım, O’na secde eden gülleri gözümle göreyim diye ve hala devam ederim. Rahmet ve mağrifet kapısı daha kapanmıştır, diyerek boynumu büker, açarım ağuşumu... Ve ben böyle bir iniş çıkışla devam ederim, zaman nehrindeki seyahatime... Bilirim ki bir çalayanda bu seyahat bitecek. Yine bilirim ki: Bu nehir benim ve diğer yapraklar için bir bekleme salonudur. Yeni ve ebedi seyahat başlayacak... Sonradan anladım ki o yaprak insandır, çevresini süsleyen güzellikler dünya nimetleridir, suyun akışı kaderdir, nehir zamandır az ötede görülen çağlayan ölümdür, öbür seyahat ise ahirettir.Sezdim ve manalı, manalı yüzdüm. »
Yorum yok
» Yorumu Gönder
|