Skip to content
default color blue color green color

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Psikolojik Danışman, Rehberlik Hizmetleri, 2011-2012 Rehberlik Planı, 2011-2012 Okul Rehberlik Hizmetleri, Rehberlik Etkinlikleri, Rehberlik İlköğretim, 2011-2012 Sınıf Rehberlik Planı, 2011-2012 6. Sınıf Rehberlik Planı, 2011-2012 7. Sınıf Rehberlik Planı, 2011-2012 8. Sınıf Rehberlik Planı, BEP plan örnekleri , Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı , SBS Rehberlik, 6. Sınıf SBS, Sınıf 7. SBS 8. Sınıf SBS, SBS Puan Hesaplaması, Polis Koleji, Askeri Liseler, 2011-2012 YGS - LYS Sıvav, göz yanılmaları, kendini tanıma testleri  konuları  ile ilgili tüm bilgileri ve daha fazlasını www.rehberlikweb.net sitesinde bulabilirsiniz

İdeal Öğretmen PDF Yazdır E-posta
-         Sağlıklı bir eğitimden geçen birey nasıl olmalı?-         Batılı ve Türk-İslam  eğitimcilerine göre “ideal öğretmen”  nasıl olmalı ?-         Batili eğitimcilerine göre  öğretmenin nitelikleri-         Türk-İslam eğitimcilerine göre  öğretmenin nitelikleri-         Öğrencilere göre “iyi öğretmen” 1-    “ÇOCUK GELİŞİMİ” KONUSUNDA BİLGİ SAHİBİDİR. A-    DOĞUM ÖNCESİ DÖNEMB-    ÇOCUĞUN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM SÜRECİa)      0 – 8 YAŞ DÖNEMİb)      9 - 12  YAŞ DÖNEMİ:c)      13-18 YAŞ DÖNENİ2-    ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE TUTKUYLA BAĞLIDIR3-    “SEVGİ” VE “İLGİ” ABİDESİDİR4-    ETKİ GÜCÜNÜN FARKINDADIR VE BUNU ÖĞRENCİLERİNİ OLUMLUYA YÖNELTMEKTE KULLANIR.5-    ÖĞRENCİSİNİ BİR EMANET OLARAK GÖRÜR.6-    ÖĞRENCİSİNE “HEDEF VE GAYE AŞILAR”7-    İÇ BAŞARIYA ÖNEM VERİR 8-    ÖĞRENCİLERİNE “İNANÇ, CESARET VE UMUT” AŞILAR9-    ÖĞRENCİLERİNE “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” YAŞATMAZ10-           ÖĞRENCİLERİNİ TANIR11-           ÖĞRENCİLERİNE SADECE SÖZLERİYLE DEĞİL, DAVRANIŞLARIYLA DA ÖRNEK OLUR12-           SÜREKLİ KENDİNİ GELİŞTİRİR13-           ZAMANIN NE BÜYÜK BİR DEĞER OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEDİR14-           ÖĞRENCİLERİNE ŞAHSİYET KAZANDIRIR15-           ÖĞRENCİLERİNE OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIR16-           YERİNE ALTERNATİF KOYMADAN YASAK GETİRMEZ17-           ÖĞRENCİLERİNE MÜKEMMEL BİR ÇEVRE OLUŞTURUR18-           ÖĞRENCİLERİNE SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRIR19-           HATALARI GELİŞİM İÇİN HOŞ GÖRÜR20-           DERSİNİ MÜKEMMEL VERİR21-           İDEAL ÖĞRETMENİN SINIF İÇİ DAVRANIŞLARI NASIL OLMALI ?22-           VELİLERLE DİYALOĞU MÜKEMMELDİR.23-            ÖĞRETMENLERİN İÇİNİ ISITACAK YAZILAR-         ÇOCUK YAŞADIĞINI ÖĞRENİR-         OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE SAĞLIKLI BİR EĞİTİMDEN GEÇEN BİR İNSAN NASIL OLMALI ? 1.   Verilen işe özen göstermeli2.   Kendini anlatabilmeli3.   Kısa sürede başkasının ne düşündüğünü anlayabilmeli4.   Eleştiriye ve ithamlara dayanabilmeli5.   Medeni bir şekilde olumlu yada olumsuz görüş bildirebilmeli6.   Eleştirel bakış açısına sahip olmalı7.   Kimlik problemi yaşamamalı ( Şahsiyet sahibi )8.   Ferdi özelliklerin inkişafına ve geliştirilmesine katkıda bulunmalı9.   Kendini yenileme alışkanlığı kazandırılmalı ( Sahip olduğu şeylerle yetinmeme, daha iyiye ve kusursuza ulaşma gayreti )10. Zamanı en iyi şekilde değerlendirebilme yollarını öğretmeli11. Gelecek ufkuna sahip olmalı ( Geleceğe yönelik planlama yapmalı)12. Farklı düşüncelere saygılı olmalı13. Birden fazla bakış açısına sahip olabilmeli14. Hangi bilgiyi nereden elde edeceğini göstermeli15. Ezberletme yerine, bilgiye doğru yer ve zamanda müracaat etmeyi öğrenmeli16. Neyi, kime, ne zaman ve nerede danışacağını bilmeli, her işi ehline sormalı ve vermeli17. İkili ilişkilerinde “ kazandım, kaybettim ” tutumu yerine diyaloga açık, uzlaşmacı bir tutuma sahip olmalı18. Ahlak ve fazilet sahibi olmalı19. Hata ve başarısızlıklarından ders alabilmeli      (Yıkılmanın yerine ) BATILI VE TÜRK-İSLAM  EĞİTİMCİLERİNE GÖRE “İDEAL ÖĞRETMEN”  NASIL OLMALI ? 

             Bir milletin eğiticisi olan öğretmenlerin iyi yetişmesi oranında eğitimde isabetli bir gelişme görüleceğine şüphe yotur. Ulu önder Atatürk, “Eğitimde mutlaka muzaffer olmak gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur”  sözleriyle bizlere kaliteli eğitim vermemiz gerektiği gerçeğini göstermektedir. Kaliteli eğitim iyi yetişmiş öğretmen kadrolarıyla mümkün olacaktır. Biz de ROUSSEOU, G. KERSCHENSTEİNER, J. H. PESTALOZZİ, gibi

 önemli gördüğümüz batı eğitimcilerin “ideal öğretmenin nitelikleri” olarak neleri ortaya koyduklarını ele alalım ki; öğretmenlik anlayışımızı daha da geliştirelim istedik.   

BATILI EĞİTİMCİLERİNE GÖRE  ÖĞRETMENİN NİTELİKLERİ

-         Söz ve duygularında samimi-         Genç-         Heyecanlı-         Nezik ve şefkatli-         Vazifesine gönülden bağlı-         Soğuk ve karışık sözlerden daima kaçınan -         Öğrencilerine kendi çocuklarıymış gibi davranan-         Bilgi ve otoritesiyle öğrencisine faydalı olabilecek nitelikte-         Tavırlarında olgunluk ve ciddiyet bulunan-         Öğrencisine arkadaşlık edebilecek  -         Onların eğlencelerine iştirak ederek güvenlerini kazanabilecek -         Kibir ve gururdan uzak-         Soğukkanlı ve telaşsız -         Öğrencisinin özelliklerini göz önünde bulunduran -         Mantıki düşüncesi kuvvetli -         İdeal sahibi -         Her öğrencinin kabiliyetlerine göre derslerini ayarlayabilen-         Metod bilgisi kuvvetli                                           Bir insan olmalı        Bu gün eğitim sistemimizde görülen bazı aksaklıklar ve başarısızlıkların giderilmesinde başvurulacak kaynağın batı eğitim sistemleri olacağı kanaatı yaygındır. Batının geliştirdiği eğitim sistemlerinden faydalanmakla birlikte, Türk-islam kaynaklarını araştırmak ve onların tecrübelerinden de faydalanmak gerektiğini düşünüyoruz. Biz de Zernuci, el-Gazzali, İbn-i Sahnun, el-Maverdi, Erzurumlu İsmail Hakkı, Taşköprüzade  gibi en önemli Türk-İslam eğitimcilerinin  ideal öğretmende aradıkları nitelikleri  bir araya topladık;  

TÜRK-İSLAM EĞİTİMCİLERİNE GÖRE  ÖĞRETMENİN NİTELİKLERİ

-         Çalışkan-         Adil-         Vazifesine gönülden bağlı-         Öğretmekten gayesi şöhret, gösteriş, dünyalık ve saygı beklemek olmayan-         Bilgiyi doğru olarak veren-         Öğrencilerini geleceğe hazırlayacak bilgilerle donatan-         Kültürlü -         Ahlak ve fazilet yönünden örnek insan -         Tecrübeli -         Öğrencisine zulmetmeyen, şefkat ve merhamet sahibi -         Kötü duygu ve düşüncelerden arınmış-         İkna  kabiliyetine ve inandırıcılık vasfına sahip -         Dindar -         Psikoloji ilmine  vakıf -         Öğrencilerine kendi çocuklarıymış gibi davranan -         Maddi çıkar beklemeyen.  Maksadı Allah’ın rızasını kazanma olan -         Öğrencilere öğüt vermekten çekinmeyen-         Hakaret ederek değil, ima ve şefkat yoluyla, sevgi dolu davranışlarla öğrenciyi kötü huy ve alışkanlıktan uzaklaştıran-         Öğretimde kolaydan zora, bilinenden bilinmeyene, yakından uzağa bir yol takip eden-         Öğrettiği ilmin dışındaki diğer ilimleri kötülemeyen. Aksine öğrencisini her türlü ilmi öğrenmeye sevk eden.-         Öğrencisinin bilgi seviyesine göre anlatım sergileyen-         Zekası sınırlı olan öğrencilere zekalarına uygun (çoklu zeka kavramı) konuları öğreten-         Öğrettiklerini önce kendi yaşayan -         Öğrencisinin örnek söz ve davranışlarını öven -         Sabırlı, öğrenciden gelecek her şeye katlanan-         Yumuşak huylu -         İnatçı ve dikkafalı olmayan-         Boş şeylerle uğraşmayan-         Öğrenciyi kendi evladı gibi kabul eden-         Derste hemen  öfkelenmeyen-         Öğrencilerinin bilgisini yoklayan-         Dersene  iyi hazırlanmış -         Öğrenciye emrettiği şeyleri bizzat kendi yapan-         Yapmadığını söylemekten sakınan -         Öğrenciyi iyi tanıyan-         Öğrencilere değer veren, -         Soru soran öğrenciyi azarlamayıp, ilgi gösteren                                                            Bir insan olmalı  ÖĞRENCİLERE GÖRE “İYİ ÖĞRETMEN” 

İlköğretim ikinci kademesinde öğrencilere bağendikleri ve sevdikleri öğretmenlerin özelliklerini yazmalarını istediğimde karşımıza çıkan maddeler. Dikatinize sunuyorum.

 ·        GÜLER YÜZLÜ OLMALI·        KENDİNİ SEVDİRMELİ·        İYİ KALPLİ OLMALI·        ESPRİLİ VE SEMPATİK OLMALI·        ÖĞRENCİLERLE ARKADAŞ GİBİ OLMALI·        ÖĞRENCİLERİN RUH HALİNİ “PSİKOLOJİSİNİ” ANLAMALI·        DERDİMİZE ORTAK OLMALI İSTEDİĞİMİZ ZAMAN İÇİMİZİ DÖKMELİYİZ·        DERSİNİ İYİ ANLATMALI, ZEVKLİ HALE GETİRMELİ, BİZE DERSİNİ SEVDİRMELİ·        DÖVMEMELİ·        ARKADAŞIMIZIN YANINDA BİZİ REZİL ETMEMELİ, AŞAĞILAMAMALI.·        BIKTIRACAK KADAR ÖDEV VERMEMELİ·        AŞIRI DİSİPLİNLİ OLMAMALI·        SORUNLARIMIZLA İLGİLENMEMELİ·        ADİL OLMALI, AYRIMCILIK YAPMAMALI.·        ÖRNEKLERLE DERS ANLATMALI·        GİYİMİ GÜZEL OLMALI.·        NOTLA KORKUTMAMALI·        BİZLERİ AİLEMİZE KÖTÜLEMEMELİ.  1-             ÇOCUK GELİŞİMİ” KONUSUNDA BİLGİ SAHİBİDİR        Yapılan gözlem ve çalışmalar, belli gelişim dönemlerinde çocuklarda ortak olan eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymaktadır.  Gelişim süreci;
*  Motor Gelişim,
*  Bilişsel (Zihinsel) Gelişim,
*  Dil Gelişimi,
*  Duygusal ve Sosyal Gelişim  olarak ele alınmakta ve çocuklarda  gelişim hızları yaşa bağlı olarak değişmektedir.
       Çocuğunu sağlıklı ve dengeli bir şekilde yetiştirmek isteyen anne baba ve öğretmenler mutlaka çocuklarının yaşlarına göre gelişim dönemleriyle ilgili bilgi sahibi olmak zorundadırlar.       Öğretneleri bilgiye boğmadan kısaca onların işine yaracak düzeyde bilgi sunmaya çalıştık. A-      DOĞUM ÖNCESİ DÖNEM      Bebeğin sağlıklı gelişmesi, anne babaların doğum öncesi bilinçli davranışlarına bağlıdır. İrsi bir takım hastalıkların kalıtım yoluyla bebeğe geçebileceği unutulmamalı ve bu konuda duyarlı davranılmalıdır.      Özcan KÖKNEL’ e göre: “Çeşitli geçiş şekillerine göre, kalıtımsal hastalıklı ailelerin çocuklarında, % 100’ le  % 25 arasında hastalıklı doğma şansızlığı bulunmaktadır. Ancak nedeni kesin olarak bilinmeyen bedensel sakatlık ve özürlerle, çok gene bağlı kalıtımsal geçiş gösteren bazı hastalıklarda bu oran % 10’a kadar düşmektedir.     Rasgele evlenmelerden doğan çocukların herhangi bir hastalık, sakatlık ya da bozukluğu taşıma şansızlığı   1/40 olarak hesaplanmıştır. Akraba dolayısıyla aynı olan genlerin oranı şöyledir:Akrabalık durumu                               Ortak genlerin durumuTek yumurta ikizleri                                                    1Çift yumurta ikizleri                                                   ½Büyükbaba ve büyükanneler                                        TorunlarAmca, dayı, hala, teyzeYeğenler,Üvey kardeşlerÇift birinci derecede kuzenler(İki kardeşin iki kardeşle evlenme-
lerinden olan çocuklar                                                   ¼
Kardeş çocukları (Kuzen)                                              1/8Kardeş çocuklarının çocukları                                      1/32Üçüncü dereceden kuzenler                        1/128       Bütün bu söylenenler, yakın akraba çiftinin ortak soylarında bilinen çekinik kalıtımsal hastalık olmadığı durumlardadır. Ailede bu tür bir hastalık varsa, doğacak her 32 çocuktan biri hasta olabilecek demektir.”        Doğum öncesinde annenin dikkat etmesi gerekenler: ·        Çocuğun olumsuz etkilenmemesi açısından gebelik sırasında özellikle ilk iki üç ay içinde tedavi amacıyla, hekim kontrolü olmadan ilaç alınmamalıdır. Uyuşturucu, uyarıcı, ağrı kesici, kusmayı önleyici, uyku ve sükunet verici ilaçlar kesin olarak alınmamalıdır.·        İnceleme ya da tedavi amacıyla  x ışını alan  annelerin daha çok sakat çocuk doğurdukları görülmüştür.·        Gebelikte alkol ve sigara kullanan annelerin çocuklarında zeka geriliği ve sakatlıkların daha çok olduğu saptanmıştır.·        Gebeliğin her döneminde annenin karşılaştığı ruhsal sorunlar, anne baba arasındaki problemler bebeği olumsuz yönde etkilemektedir.·        Gebelikte annenin yaşadığı bedensel sarsıntılar, karnının üzerine düşme ve vurmalar doğacak çocukta olumsuz izler bırakabilir.·        Çocuğun normal bir şekilde gelişebilmesi için ihtiyacı olduğu besinleri anneden alması gerekmektedir. Annenin hamilelik müddetince 10 kilo alması gerekir.  Daha fazlası anneyi lüzumsuz yere şişmanlatır.  ·        Annenin aldığı besinlerin büyük bir kısmını proteinler, madensel tuzlar, mineraller olması gerekir. Bunun için de bol miktarda süt, et, baklagiller balık, sebze ve meyve almalıdır. Bütün vitaminler çocuğa lazımdır. Ayrıca yeteri kadar kalsiyum almayan anne kendi dişlerini ve kemiklerini kaybetmiş olur. Çünkü çocuk ihtiyacı olduğu kalsiyumu almak için ( Eğer annesi besinleri almamışsa) annenin diş ve kemiklerini eritmek suretiyle kendine gerekli olan  kalsiyumu  alır. Fosfor çocuğun beyninin iyi gelişmesini sağlar. Bunun için annenin bol balık tüketmesi gerekir. Çocuğun anemi (kansızlık) olmaması için annenin bol miktarda demir alması gerekir.·        R.h Faktörünün etkine dikkat etmek gerekir. İnsan kanı A, B, 0, AB olmak üzere dört gruptur. Ayrıca bu gruplarda  (-) ve (+) olmak üzere ikiye ayrılır.  Annenin kanın (-), babanın kanın (+) olduğu durumda kan uyuşmazlığı meydana gelmekte ve çocuğun kanın değişmesi icap etmektedir. B-      ÇOCUĞUN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM SÜRECİd)      0 – 8 YAŞ DÖNEMİ          Hamilelikle başlar 8-9 yaşında sona erer. Çocuk ilk yıllarda tamamen annesine bağlıdır. Gereksinmeleri iyi karşılanmadığı zaman problemli ve huzursuz bir çocuk olur.            Bu dönemde annenin yapması gereken en bilinçli davranışlardan birisi çocuğunu emzirmesidir. Anne sütü üzerinde yapılan araştırmalar; Anne sütünün çocuk için vazgeçilmez değerde olduğunu göstermektedir. Ayrıca anne çocuğunu emzirmekle ve ona dokunmakla çocuğuyla arasında duygusal, sıcak ve sevgi yüklü bir yakınlığın kurulmasını da sağlamış olur.          Emzirme anında annenin sinirli olması, bebeğin annesinden sıkıntı çekmesi yada sıkılıyormuş gibi davranması, sabırsızlanması, emme sırasında birden bire göğsünü çekerek başka işle meşgul olması, çocukta karmaşık duygusal bozuklukların tohumlanmasın ayol açar. Bu duygusal bozukluklar genellikle çocuğun yaşamı boyunca sürer.         Bebeğin memeden erken ayrılması zararlıdır. Memeden erken ve birden kesilen çocuklarda parmak emme, tırnak yeme, altını ıslatma, ağlayıp tepinme ve çeşitli korkular görülebilir.            Uyku da bu dönemde besinler kadar önemlidir. Yeni doğan bebek neredeyse  24 saatini uyku ile geçirir. Bebek büyüdükçe daha az uyumak isteyecektir. Çocuğun rahat uyuması için; temiz, sıcak, havadar ve rahat bir ortam sağlanmalıdır.       Ayrıca  çocuğun sevgi, şefkat ve ilgi gibi duygusal gereksinmeleri ihmal edilmemelidir. Annenin sevgi dolu bakımı ile büyüyen bebek güven duygusu içinde, sevme ve kendini sevdirme yeteneğine sahip, çevresi ile uyumlu bir insan haline gelecektir. İlk yılda gereksinmesi olan sevgiyi bulamayan çocuk güvensiz ve uyumsuz olur.           Bu dönemde çocuk çevresindeki bütün olayları da algılar. Anne baba uyumu yada uyumsuzluğu onu etkiler. Yani çocuğa gösterilen sevgi kadar anne babanın birbirlerine göstereceği sevgi de çok önemlidir.  Anne babanın anlaşamamaları, sık sık kavgaları, babanın çocuğun gözü önünde anneyi dövmesi yada aşağılaması çocukta korku ve endişe doğurur. Hele anne babanın ayrılacakları korkusu çocuğun ruhunda çok karmaşık, kabullenmesi zor yıkımlar oluşturur.             Çocuk bu dönemde bireysel bedeninin sınırlarını keşfetme ve oluşturma çabası içindedir. Kendi vücudu ile ilgilenir.  Elleri ile  ayaklarını, vücudunun değişik yerlerini tutar, oynar. Yürüme, merdiven çıkma, zıplama  gibi hareketleri dener. Dış dünya ile ilgilenir. Yürümeye başlayınca çevresinde gördüğü her şeyi ellemek, tutmak ve almak ister, hatta merak ettiği eşyayı eller, yere atar, tekrar alır, sallar, sürter, yırtar, her şeyi ağzına sokar.  Onların yerini değiştirir. Bazen kırar, döker. Bütün bu davranışlarının  çocuğun çevresindeki evreni araştırma, keşfetme, tanıma ve öğrenme çabası olduğu unutulmamalı. Maalesef anne babalar çocuklarının her tarafı kurcalamasından ve etrafı dağıtmasından rahatsız olurlar ve ona ellerine vurarak ve ona kızıp, bağırarak ceza vermeye kalkışırlar. Çocuğun psiko-sosyal gelişiminin sağlıklı olabilmesi adına bu dönemde çocuğun engellenmemesi anne babanın yapabileceği en önemli davranıştır. Çocuk bu dönemde her şeyi yapabileceği inancına sahiptir. Yeni denemelerde bulunmaktan çekinmez ve bu denemeleri sonucunda kendine güveni artar. Artık o; kişisel kapasitesini ve gücünü fark etmeye başlamıştır ve bunu çevresine fark ettirmeye çalışır. Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır. Son derece bencildir. Egosu çok güçledir. Her zaman  “ben ve benim” der.            “Taklit”  bu dönemin en önemli öğrenme biçimi olduğu için; çocuğun bilgiye, nasihate değil,  zengin tecrübeye,örnek davranışlara ve  örnek model insanlara ihtiyacı vardır. Öğrenme ve gelişim  “beş duyu merkezlidir” (Görme, duyma, koklama, tatma, dokunma) Onun için mutlaka beş duyusuna hitap edecek tarzda etkileşim ortamları oluşturulmalıdır. Mutlaka farklı ortamlarla ve insanlarla çocuklarımızı bir araya getirmeliyiz.  Çocuklarını, dışarıyı seyredecek şekilde kangurunun içine koyup gezen turistleri gördükçe onları takdir ediyorum. Çünkü bu konumdaki çocuk; çok farklı mekanlarla ve insanlarla karşılaşmış oluyor. Batı kültüründe gözlemlediğim bu davranışı bizim de hayata geçirmemiz çocuğumuzun gelişimi adına çok önemli.            Oğlum her yeri keşfetmişti. Son olarak anneler için kutsal mekan olan misafir odası kalmıştı. Ve tabii girilmesi yasak bölge. Annesinin her dalgınlığında mutlaka orayı araştırmaya girişirdi. Sonunda orayı da keşfedince artık evde durmak istemediğini başka ortamlara gitmek istediğini fark ettik.  Bu durum hepimizin çocukları için geçerli. Onları sınırlama ve engelleme yerine daha fazla etkileşime girecekleri ortamlar hazırlamalıyız.           Bu dönemde çocukta bağımsızlık, güven duygusu ve atılganlık gücü geliştiren serbest hareketlere önem verilmeli ve çocuğun dünyayı keşfetmesinde ona yardımcı olunmalıdır.  BU DÖNEMDE UYGULANACAK İLETİŞİM METODU:         Bu dönemde çocukta duygusallık, benlik ve özgür irade, akıl ve mantık yürütme var olmasına rağmen oldukça sönüktür. Onun için bu dönemde çocukla iletişim kurarken isteklerimizi ona yansıtırken ikna edici mantıklı sözler bulma yerine;  onunla konuşurken ona dokunmalı  ve onun gözlerinin içine bakmalıdır. Çünkü bu dokunmalar çocukta emniyet ve kabul edildiği hissini oluşturur. Bu onu rahatlatır ve sizinle “açık iletişim”  kurmasını sağlar.  BU DÖNEMİN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİĞİ -         Beş duyu  yoluyla ve taklitle öğrenir. -         Öğrenme ve gelişim bu dönemde beş duyu merkezlidir. Onun için verilecek bilgilerin beş duyuya hitap edecek tarzda verilmesi çok önemlidir.        Bir okulda Kurtuluş Savaşını çocuklara öğretme adına yapılan çalışma tam bu dönem çocuklarına yönelikti. Öğretmen arkadaş öğrencilerine (ilkokul 2. Sınıf) ; kumdan bir Türkiye haritası çizdirmiş ve pilastik oyuncak askerler ve savaş silahları hangi cephelerde düşmanlarla savaşmışsak isimleriyle birlikte oralara yerleştirilmiş. Tamamen çocuğun beş duyusuna  hitap eden bu uygulama  bu dönemde çocukların hem öğrenmesini kolaylaştıracak hem de öğrendiklerinin kalıcılığı sağlanmış olacaktır.-         Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır.-         Biyolojik bedenini gezegene yerleştirmeye çalışır.-         Son derece bencildir. Ego çok güçlüdür. Her şey “ben” üzerine kuruludur.-         “Her şeyi yapabilirim” der.-         Çocuğun bilgiye nasihate değil, zengin tecrübeye, örnek model insanlara ve örnek davranışlara ihtiyacı vardır. BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN EN ÖNEMLİ ANAHTAR GIDA :         Sevgiyle, şefkatle çocuğa dokunmadır. Çocuğun doğumuyla birlikte beyinde dokunma merkezi tamamlanır ve devreye girer ve diğer bütün beyin bağlantıları bu merkez aracılığıyla doğumdan sonra gelişmeye başlar bunun için bu dönemde dokunma çok önemlidir. BU DÖNEMDE ÇOCUĞUN İHTİYACI OLAN İKİNCİL GIDALAR :·        Güvenlik·        Sıcaklık·        Hoşgörü (Çocuğun hata yapmasına göz yumma, ona deneme yanılma imkanı verme, onun dünyayı keşfetmesine yardımcı olma.)·        Çocuğun “beş duyusunu”  geliştirici imkan ve ortamlar sağlama.    BU DÖNEMDEKİ ÇOCUK İÇİN ZEHİRLİ GIDALAR: ·        Fiziksel tehdit ve korkutma. Çocuğun içine kapanmasına , korku duymasına  ve pısırık olmasına yol açar.·        Kötü modeller ve davranışlar. Çocuğun bu dönemde öğrenme biçimi taklit olduğu için iyi kötü ayrımı yapmaz. Televizyonda şiddet içerikli filmleri seven ve izleyen babanın ;  çocuğuna: -         “Oğlum senin bu tür filmleri izlemeni istemiyorum” demesi.   e)      9 - 12  YAŞ DÖNEMİ: “En tatminkar sonuçları alan kişi her zaman en zeki kişi değildir, genellikle çalışanların beyinleri ve becerilerini en iyi koordine edebilen kişidir.                                                                                         W. Alton JONES         Bir önceki dönemde “Ben duygusu” ve ben merkezcilik baskınken artık bu dönemde  “Ben” ve “başkaları”  ayrımı yapmaya başlamıştır. Bu dönemde topluluk, ekip, arkadaşlık, toplu yaşam önemlidir. Onun için “iş birliği”, “takım şuuru”, “yardımlaşma” bu dönemde kazandırılması gereken hayati önemde değerlerdir. Çocuk tek başına  üreteceği ve ulaşacağı noktanın sınırlılığını topluluk içinde görecek, ekip ve takım olunca daha üretken ve güçlü olduğunun farkına varacaktır.           1093buluşu olan Edison’ a ne kadarda üretken bir insansınız dediklerinde Onun verdiği cevap oldukça ilginçtir: -         “Hayır ben üretken değilim. Sadece grupla(ekiple) verimli çalışma tekniklerimi geliştirdim.”             Yirmi birinci yüzyılda insanın tek başına üretmeye çalıştığı ve ortaya koyduğu ürünün kalitesi artık yeterli olmayacaktır. Bu gün üretken firmalara baktığımızda “ekip halinde“ çalıştıklarını görürüz. Çocuklarımız bu dönemde “ekip ve takım şuuru”  verilmeli ve başarının “ortak akılla” elde edileceği mutlaka öğretilmelidir.          Bu dönem çocukları en fazla önemsedikleri kavramlar “adil olma , makul olma”  dır. Kayırmacılık onları rahatsız eder  ve bu duruma sinir olurlar.        Güven ve itimat duygusu bu dönemde gelişir. Bunun için örnek modellere ve davranışlara ihtiyaçları vardır. Duygusal olarak bağlantılı hissettikleri insanların tüm davranışlarını kopyalarlar. Bu dönemde çocuğun kültüründe var olan kahramanlar ve kahramanlık örnekleri mutlaka çocuğa verilmelidir.       Bu dönemde ilhama – motivasyona – vizyona ihtiyaç duyarlar. Onun için yukarıda da bahsettiğimiz onları ilham verecek, onları motive edecek ufuk açıcılara yani örnek model insanlara ihtiyaçları vardır. Bu örnek insanlar onlar yanlış yaptıklarında “pusula” görevi görecektir.  Çocuklar onlara bakarak yönlerini belirleyeceklerdir.  Onların sağlıklı şekillenmesi adına  “örnek insan” su ve yiyecek kadar önemlidir.       Bütün yaşamla bağlantılı olduğu hissi gelişir.        Bu dönemde “metafizik dünyaya”  yönelik merakları artmaya başlar.(10.5 – 11 yaş) “Ölüm” onların ilgisini çeker. Çocuklar ölüm duygusunu bu dönemde fark ederler ve “Ölenler nereye gidiyor, Yok oluyor mu?” sorularına cevap arayışı içine girerler. Dine karşı ilgi ve istekleri artar. Çocuklara inanç esasları bu dönemde verilmelidir. “Çevre-yaşam-ölüm“ çevrimlerini anlar ve bunlara adaletle dürüstlükle ve şefkatle yaklaşmayı öğrenebilecek yetenektedir. Efsanelere, olağan üstü olaylarla ilgili hikayelere ilgi duyarlar. Bu içerikteki “kitap ve filimler” ellerinden düşmez.       Bir topluluğa, gruba, aileye ait olma hissi gelişir. Bu dönem çocuğa “ahlaki ve toplumsal değerlerin” verilme çağıdır.  Aile, okul, vatan bilinci bu dönemde verilmelidir. Aile ve okul tarafından aile, okul ve vatan bilincinin  oluşturulacağı, ahlaki ve toplumsal değerlerin verileceği ortam ve etkinliklerde düzenlenmelidir. Çocuk 11-12 yaşından itibaren kendinin bir sosyal gruba ait olduğunu öğrenmiştir. “İlke ve kural merkezli yaşam” bu dönemde çocuğa  verilmesi gereken en hayati değerdir.       Çocuklar “farklı bakış açısını” , farklı gözlerle hayata bakabilme yeteneğini bu dönemde kazanırlar.         Bu dönem; çocuğun “his ve duygu gelişiminin olduğu, his ve duygularını tanımaya ve keşfetmeye başladığı” dönemdir. Bu dönemde çocuklara his ve duygularını ifade edebileceği kavramlar ve kelimeler öğretilmeli ve his ve duygularını ifade edecek ortamlar hazırlanmalıdır. Çocuklar bu dönemde çevrelerindeki insanların duygu ve hislerini anlamaya başlar. Eğer bu dönemde çocuğa his ve duyguları tanıma ve ifade etme yeteneği kazandırılamazsa, “kendini ve insanları tanıma yeteneği” kazanamayacağı için; çocuk ileride sosyal uyum güçlüğü çeker.         Bu dönemde duygu ve hislerin devreye girdiği hikaye ve masallar onların çok hoşuna gider. Bu tarz hikaye ve masallar alınmalı ve okunmalıdır.         Bu dönemde anne-babaların çocuklarının duygularını ifade etmelerini kolaylaştırması gerekir ama maalesef anne babalar çocuklarının duyguları kabul etmedikleri gibi, çocuk duygularını ifade ettiğinde de görmezden gelirler, alaya alırlar ve gizlemesini yok saymasını isterler.        Toplumumuzda genelde öfke, korku, utangaçlık, acı, güvensizlik gibi olumsuz duyguların saklanması istenir. İstenmeyen bu duygular çocuk tarafından açığa vurulduğunda dayakla, azarlamayla, aşağılamayla ceza verilerek bu duyguları konuşmamaya hatta düşünmemeye koşullandırılır. Ne var ki çocuğun düşünmemesini sağlama bu konularla ilgili duygularının yok olduğu anlamına gelmez. Bu duygular çocukta vardır ama bu duyguların ifade edilişi bastırılmıştır. Bu duygular biçim değiştirmeye başlar ve bu duyguların farkına varmak güçleşir.         Farkında mıyız acaba biz  büyükler kendi duygularımızı tanımada güçlük çekeriz? Neden mi? Çünkü sürekli olarak duygularımızı saklamamız, gizlememiz bize çevremiz tarafından telkin edilmiştir.
Hisset  Düşün Uygun olanı seç Göster
formülü içinde yaşadığımız çevre tarafından bizlere benimsetilmiştir. Bu yüzden bizim dünyamızda duygular gerçek davranışlar sahte hale dönüşmüştür. Duygularını rahatça ifade edemeyen bir insan duygularını tanıyıp onları nasıl aşabilsin.              Bastırılmış duygular ruh sağlığına zarar verir. Kişinin kendini tanımasına engel olur.         Toplumda sağlıklı ilişkiler kurma adına kişinin kendini tanıması çok önemlidir. “İli ilim bilmektir.İlim kendin bilmektir.Sen kendini bilmezsen,Bu nice okumaktır. “  sözleriyle Yunus EMRE ‘ de bilgeliğiyle “kendini tanımanın” önemine dikkat çekmiştir.          Doğan Cüceloğlu da toplumda  “kendini tanıyan kimse” nin gerekliliğini şu şekilde ifade etmektedir;       “Kendini tanıyan kimse gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır. Böyle biri başarısından dolayı elini sıktığı kimsenin yüzüne gülümserken, gerçek duygusu kıskançlıksa bunu fark eder. Bu farkında oluş sayesinde, karşısındakini niçin kıskandığı üzerinde düşünebilir.” Bunu yapması bu duygusunu aşabilmesinde ona yardımcı olur.          Çocukları gözlemlersek onların duygu ve davranışları arasında fark olmadığını görürüz. Çocuk mutluysa eğer güler, düşüp bir yerini inceltmişse ve bir yeri acımışsa ağlar, kızdığında tepki verir, bağırır.        Kendine güveni olan, ruhsal yönden sağlıklı çocuklar yetiştirmek için anne babalar çocuklarının duygularını açığa vurmalarına imkan tanımalıdırlar. Ne yazık ki çoğunlukla anne babalar bunu yapmazlar. Çocuklarının duygularını diledikleri gibi ifade etmelerine izin vermezler. Onlara göre çocuk, istenmeyen duygularını açığa vurduğunda ona dayakla ya da azarlamayla ceza verirler.     Örneğin:  Çocuk: (Kardeşine) “Senden nefret ediyorum. Sen öl.” Anne: “Aferin çocuğum, dök içini. Ona karşı ne hissediyorsan onu söyle” der mi? Duygularını açıklamasını sağlayıcı sorular sorarak ona karşı duygularını daha net ortaya koymasını ve duygularını daha iyi tanıma ve tahlil etme fırsatını ona verir mi?Yoksa;Anne: “Sus bakayım. Ağzına acı biber sürerim.”         “Aman ne ayıp! İnsan hiç kardeşinden nefret eder mi?”         “Aslında sen ne kadar çok seversin cici kardeşini”  der. Bunları söylerken anne çocuğuna  ne mesajı vermektedir? “Aslında sen kardeşine karşı öfke değil sevgi duyuyorsun ama söylerken duygularını karıştırıyorsun. Sen zaten duygularını ne bileceksin! Ona karşı hissettiğin duygu nefret değil sevgi, sevgi....”          Duygu ve hislerini yok sayarak ve bunları tanımasını engelleyerek çocuklarımıza şu mesajı vermekteyiz : “Sen kendi algılarına, duygularına inanma, onlar yanlıştır, kendini boşuna yorma benimkileri kabul et.” Bu anlayışta yetişen çocuğun “anne babasından farklı bir birey olarak kendini ortaya koyabilmesi” oldukça zordur.        Çocuk kardeşine karşı nefret duygusu hala duyuyordur. O anne babasının yanında kardeşini okşar, sever ama onlar arkasını dönünce sinsice ona zarar vermeye ve vurmaya kalkar. Duyguların bastırılmaya değil açığa çıkarılıp, tanınıp aşılmaya ihtiyacı vardır.         Anne babaların ağzından şu sözlerin çıkmaması gerek:Çocuk düşmüştür;-         “Sulu göz! Seni bu halde görürlerse ayıplarlar.”-         “Sus! Şimdi geçer. Hem sen erkeksin erkekler hiç ağlar mı?”-         “Ne varmış korkacak! Koca çocuk hiç karanlıktan korkar mı?”-         “Ne ayıp! Hiç insan kardeşini kıskanır mı?”-         “Ne varmış üzülecek! Altı üstü bir kedi. Baban yenisini alır.”           Anne babalar çocuklarının ifade ettiği duygularını, örtmeye çalışma yerine, onların ifade ettiği duygularını, kendi anlatımlarıyla bir ayna gibi yansıtma yoluna gitmelidirler. Çocuk:  -“Ablam bana vurdu.”Anne:   -“Ablan sana vurmaz” yerine Anne:   -“Vay! demek ablan sana vurdu ha!”  deme. Böylece duygularını anlayıp, kabul ettiğinizi göstermiş olursunuz. Çocuğunuz duygularını rahatça ifade ettikçe bu duyguları aşmayı da öğrenecektir.          Çocuklarımızı duygularını baskı altına almaya zorlamayalım. Duygulara değil, davranışlara sınır  getirelim. Duyguları kontrol etmek olanaksızdır ama davranışları kontrol etme öğrenilebilir. Çocuğumuz öfkelensin ama öfkesini topluma zarar verecek davranışlara dönüştürmesin. Onun dediğim dedik biri olmaması için, çocuğun duygularına anlayış göstermeli ama davranışlarına da gerekli kısıtlamaya gidilmelidir.      ÇOCUĞUMUZUN DUYGU VE HİSLERİNİ TANIMASI ADINA NE YAPILABİLİR?       Duyguları içeren drama oyunları çok faydalı olur. Bundan çok hoşlanırlar ve verilmek istenen değerler ve ilkeler de bu yolla verilmelidir.        Bu dönemde çocuklar arası duygu ve hislerini ifade etme yarışmaları yapılmalıdır. Özellikle uygulanacak bu yöntemle çocuklara his ve duygularını daha iyi tanıma ve kendilerini daha rahat ifade edebilme olanağı sağlanmış olur.      Çocuklara düşündürülecek alıştırma olay senaryoları okullarda dramatize ettirilerek (rol yaptırılarak) uygulanabilir. ·        Ali ve Ayşe iki arkadaştırlar. İkisi de okula yeni başlamışlardı. Bir gün Ayşe elindeki kitaba dikkatle bakıyordu ve okumaya çalışıyordu. Ali geldi “Ona ben bakacağım diyerek kitabı Ayşe’nin elinden çekti, aldı. Ayşe kalakaldı.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı;-         Ayşe’ ne hissetti.-         Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?-         Ali özür dilerken hangi duyguları yaşadı-         Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz? ·        Aynur ve Fatma birlikte kitapçıya gitme kararı alırlar. Aynur söylediği saatte arkadaşınızla buluşmaya gidememiş. Fatma beklemiş ve arkadaşı gelmeyince kendisi gitmek zorunda kalmış.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı,-         Fatma ne hissetti-         Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?-         Aynur özür dilerken hangi duyguları yaşadı-         Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz?       Bu konuda istifade edilecek en güzel kaynaklardan birisi; Füsun AKKÖK ‘ün “İlköğretimde sosyal becerilerin geliştirilmesi” kitabıdır. İncelenebilir.             BU DÖNEMİN İLETİŞİM DİLİ      Hisler ve duygulardır. Pozitif ve negatif duygularını ifade eden kelimelerle iletişim kurmalısınız. Çünkü bu dönemde çocuklar hisleriyle algıladıklarını hatırlarlar ve duygu ve his yönüyle etkileşim içine girerler. Onun için bizim de onlarla konuşurken duygu ve hislerimizi yansıtarak konuşmamız çok önemlidir.       Meselâ: Eğer çocuğumuz kardeşine vurmuşsa bunun bizi nasıl öfkelendirdiğinden bahsedebilir. Kardeşine vurunca onun neler hissedeceğinden ve duyacağı acıdan söz edebiliriz.   BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN EN ÖNEMLİ ANAHTAR GIDA        Doğru modeldir. Söz ve davranışlarıyla ve her yönüyle çocuğa model olabilecek  “Örnek insan”  bu dönemde çocuğa verilmesi gereken en birincil gıdadır. Çünkü çocuğun karakter özelliklerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesinde, çevresindeki insanların kalitesi, tutum ve davranışları çok önemlidir.  EĞİTİMCİ İÇİN ÖNEMLİ NOT:       Bu dönemde kesinlikle “Mükemmellik anlayışı”  içinde olunmamalıdır. Çünkü bu dönemdeki çocukların hataların ve yanlışların hayatın bir parçası olduğunu öğrenmeye ihtiyaçları vardır. “Hatalardan ders almayı öğren, hata yaparak hatasızlığı zamanla yakala” anlayışında olmak gerekir. İnsanların hata yapabileceği, hiç kimsenin yaptığı işlerde ilk başlarken hatasız olamayacağı gerçeği anlatılmalıdır. Önemli olanın yapılan hatalardan ve yanlışlardan ders alabilmek ve hatalı davranışı terk edebilmek olduğu ele alınmalıdır. Hata yaptığında “özür dileyebilmenin önemi” anlatılmalıdır. Hatta hata yaptığımızda bizzat ondan özür dilemeliyiz.          Kesinlikle hatalarından dolayı fiziksel ve ruhsal ceza verilmemeli yaptığı yanlıştan ne öğrenileceği konuşulmalıdır.  BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN ÖNEMLİ İKİNCİL GIDALAR -         Adaletli olma -         Makullük -         Şefkatli olma -         Dürüstlük-         Çevremizdekilere yardım ve ilgi-         Uyumluluk-         Yeni denemelerde bulunma cesareti verme BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN ÖLDÜRÜCÜ ZEHİR        Bu dönem çocuğun “örnek model” aradığı bir dönem olduğu için “Benim söylediğimi yap, yaptığımı yapma” anlayışı en öldürücü zehirdir. Bu zehir çocukta güven ve itimadın gelişmesini engeller. Onun insanlara karşı duyduğu güvenini sarsar, onlarla iş yapma kabiliyeti zayıflar. Çocuk büyüklerin dünyasında “iki davranışın” (Söz ve davranış tutarsızlığı) normal bir davranış olduğunu beynine kotlar. “Ben de büyüyünce şu an yapamayacaklarımı söyledikleri şeyleri yapabileceğim” diye düşünür.  f)       13-18 YAŞ DÖNENİ Benlik ve özgür iradenin kendini ortaya koyduğu dönemdir.  BU DÖNEMİN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİKLERİ  ·        Ben tek başıma ayakta durabilirim anlayışındadır.Aşırı ben merkezci olmaya başlar. Kendisi ve çevresiyle ilgili tüm kararlarda, bağımsız ve özgür olmak ister. Giyeceğine, yiyeceğine, eve geliş gidiş zamanına başkalarının karışmasını istemez. Alabildiğine bağımsız ve özgür yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Gençler evden kopar ve çevresine yönelir. Gençler için evde oturmak onlara işkence gibidir. Spora ilgi artar. ·        “Ben bireyim ve özgürüm” düşüncesi hakimdir ve özgürlükleri konusunda çok duyarlıdırlar. Bencilleşir, istekleri artar, konan yasakları saçma,  kendine tanınan hakları ise yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından hep yakınır durur. Anne babasının uyarılarına çabuk sinirlenir ve tepki gösterir, kabalaşır, ters cevaplar verir. “Bana karışamazsınız. Ben çocuk değilim” der. Onların duygularını, sevgilerini, ilgilerini gereksiz yere görür. Onların düşüncelerini eskimiş, zamanı geçmiş bulur. Onları beğenmez hatta alay eder.  ·        Çocuğun yaşamı boyunca en fazla ihtiyaç duyduğu şey; “kişisel mekanı ve eşyaları” olması ve bunlara saygı duyulmasıdır. Kişisel eşya ve mekanın sahiplenmede aşırı savunucu olur. ·        Sağlıklı bir kimlik arama ve bulma dönemidir. Çok farklı kimlikler üzerinde deneme yapar. Sürekli kimlik ve model değiştirir. Ailesinden yeterince ilgi ve sevgi görmemesi ya da böyle olduğunu sanması onu başka gurupların, çevrelerin içine sürükler. Ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan genç bu gereksinimi doyuracak başka ilişkiler kurar. Ailenin, yakın çevrenin uzantısı olmaktan kurtulmak için genç değişim ve yeni iletişim kaynakları arar. İletişim yaptığı kaynak ve kişilerin özelliğine göre; giyinmesini oturmasını, yürümesini, çalışmasını amaçlarını, inançlarını, dünya görüşünü, düşüncelerini etkileyen iletiler alır. Gence her an değişik kaynaklardan gelen bu iletiler onun tarafından özdeşleştirilip kendisiyle bütünleştirilirse gencin kimliğini ve kişiliğini oluşturur. ·        Özellikle çocuğa tek tip insan olma konusunda baskı uygulanmamalıdır. ·        Arkadaşlarına karşı son derece vefakardır.  Genellikle arkadaşlarıyla ve grupla kendilerini özdeş tutarlar. Gençlik çağında arkadaş grubunun genç üzerindeki etkisi gencin içinde bulunduğu bütün diğer gruplardan daha önde gelir. Evde anne-babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar. Onlara daha çok bağlanır ve benimser. Onlardan aykırı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimser. Kendilerine sırdaş ve dert ortağı ararlar. ( Günlük tutma bu dönemde yaygındır.) Argo konuşur. Arkadaş gurubundan ayrı düşmekten korkar. Evde arkadaşlarının eleştirilmesine kızar. ·        Çocuk kendi bağımsızlığını keşfetmeye başlar. Ailelerinde bağımsız olarak duygu ve düşüncelerini ifade etmeye ve tanımlamaya başlarlar. ·        Bu dönemde çocuklar her şeyi izlemeye ve incelemeye meraklıdırlar. Onlar için tartışılmayacak kutsal hiçbir şey yoktur. ·        Kullandıkları dil ideal dünyaların dili (özlemlerin ve pembe dünyaların) ve kavramlarıdır. Romantizm çağıdır. Özellikle kendi idealleri hakkında romantik filimler kurgularlar. ·        Korku film ve kitaplarından ayrıca olayların karanlık ve bilinmeyen yüzlerini ortaya çıkarıcı film ve kitaplardan çok hoşlanırlar. ·        Bu dönemin çocukları kendi bedenleri ve fiziksel ihtiyaçları hakkında çok çekingendirler. Bedensel gelişimin ardından ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık, uzun boy, kısa boy gibi unsurlar problem olmaya başlamıştır. Kişisel kusurlarının yüzlerine vurulmasına karşı toleransları yoktur. Bunu kabullenemezler. Bu dönemde çocuklarınızdan beklenmeyen davranışları bekleyin. ·        Bu dönemin en tipik sorusu “Ben kimim?” sorusudur. Bu sorusunu cevaplamasını sağlayacak ortam ve arkadaşlar temin edilmelidir. Bu dönemde genç, toplum içinde kendini aramaya, kişilik sınırlarını belirlemeye başlar. Kim olduğunu, ne olacağını, toplumdaki yerinin neresi olduğunu bulmaya çalışır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak kişiliğini oluşturur.         Bu dönemde çocukluk duygusu ve psikolojisi silinmeli. Artık onun anne babadan ayrı bir birey olduğu kabul edilmeli  ve gençte birey duygusu geliştirilmelidir. Anne babanın çocuğunu “ileride onun kendi hayatının sorumluluğunu alabilecek yeterliliğe”  ulaştırması ve “kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan”  haline getirmesi çok önemlidir. Eğer genç bu nitelikte yetiştirilemezse ileride sosyal hayata uyum problemleriyle karşı karşıya gelecektir.  Genç ailesinden ve büyüklerinden farklı olarak “kimliğini” ve “bireysel farklılığını” tanımlayıp ve ortaya koyabilmelidir. Farklı bir kimlik olarak gencin kendini keşfetmesi gerekir. Kimliğini tanımlamada ailesi ona yardımcı olmalıdır. Bu dönemde gence  özgürlük verilmesi birey sorumluluğu kazanması adına çok önemlidir. Ancak sorumluluk duygusundan uzak sınırsız bir özgürlük tehlike oluşturabilir. Gencin sorumluluğu ölçüsünde özgürlüğü, özgürlüğü ölçüsünde sorumluluğu olmalıdır. Bu denemde gence sorumluluğun ve özgürlüğün iç içe geçmiş iki değer olduğu  çok iyi benimsetilmelidir.          Onun özgür olmasını, farklı bir birey olarak hareket etmesini istediğimizi ifade etmeliyiz. “Senin daha fazla özgür olmanı ben de isterim” demeli ve ona hangi alanda bağımsızlığının sorumluluğunu alacağını sormalıdır. Bu konuşulmalı ve belirlenmelidir.  Örneğin;-         “Akşam arkadaşlarınla çıkabilirsin (özgürlük verme).Sorumluluğu ne olacak bu belirlenmeli;  ·        Akşam saat 22.30’da gelmeli·        Ailemizi küçük düşürücü bir davranış içine girmemeli. Bir önceki dönemde (9-12 yaş) eğer aile bilinci çocuğa kazandırılmışsa ailesini küçük düşürücü davranmama sorumluluğunu da genç çok rahat taşıyabilecektir.·        Başını belaya sokmamalı gibi.        Bu dönemde gencin gelişiminin sağlıklı olabilmesi için ailenin yapması gereken; önce gence güven duyma sonra onun davranışlarını gözlemleme ve sınamadır. Eğer özgürlüğünü sorumsuzca kullanıyorsa, davranışlarında problemler varsa ona güvendiğimizi gösterdiğimiz için avantaj bizdedir; onunla daha rahat konuşabilir ve sorular sorarak yaptıklarını kendine çözümletebiliriz.        Kişisel bütünlük ( söz – davranış bütünlüğü ) bu dönemde mutlaka gence verilmelidir.  Çünkü “kişisel bütünlüğü” gelişmemiş  bir bireyin sorumluluk taşıyabilmesı de  çok güçtür.  Ailelerin bilmesi gereken bir gerçek vardır ki; o da  “sahip olmadığınız şeyi veremeyeceğiniz” gerçeğidir. Önce anne babalar kendileri “kişisel bütünlük”  anlayışına sahip olmalı ve gençlere bu konuda örnek olmalıdırlar.  Bu dönemde okulda verilecek eğitim de gençte “kişisel bütünlük” hissine geliştirici nitelikte olmalıdır.         Bu dönem “ben tek başıma ayakta durabilirim” duygu ve düşüncesinin oluşum dönemidir.  Bunun için; gencin tek başına hayatta bir şeyler yapabileceği, ayakta kalabileceği ve dünyada kendini kendi olarak ifade edebileceği duygusu, düşüncesi ve güveni ona kazandırılmalıdır. Bu duygunun gelişmesi için genç desteklenmeli, bir şeyler başarabileceği ortamlar oluşturulmalıdır.         Bu dönemde göz ardı edilmemesi gereken bir başka vazife de gence “gücün tattırılması”dır. Genç gücü tanımalı ve tanımlamalıdır. Kendinden kaynaklanan (fiziksel, zihinsel, ruhsal) gücün, ailesinden ve arkadaşlarından kaynaklanan sosyal gücünün farkında olmalı; “elindeki gücü “ yapıcı bir şekilde kullanma sorumluluğu taşımayı bilmelidir. Eğer bu dönemde bunu gence veremezsek ileride eline geçireceği gücü sorumsuzca kullanan, topluma zarar veren, insanları ezen ve sömüren gençler oluşturmuş oluruz.        Hayatımda yaşadığım en ilginç “güç kullanım” olayını sizlerle paylaşıyorum;        Ekonomik durumları çok iyi olan bir öğrencim vardı. Zannediyorum üç benzinlikleri ve bir de nakliye firmaları vardı. Oldukça hırslı ve yenilgiyi kabul etmeyen bir yapıdaydı. Okulda bir futbol maçı sırasında  hakemlik yapan matematik öğretmenin onu kırmızı kartla oyundan atması onu deliye döndürmüştü. Hiç de hoş olmayan bir tartışma ortamından sonra oradan uzaklaştırıldı. Olaydan bir saat sonra plakasız bir araba ve tipleri hiç de güven telkin etmeyen insanlar okula geldiler ve matematik öğretmenini görmek istediklerini ifade ettiler. Maçtaki kırmızı kartı haksızlık olarak değerlendiren genç, matematik öğretmenine ders versinler diye adam getirtmişti. Adamlarla konuştuk onları ikna edip zor da olsa gönderdik. Elindeki gücün farkına varan ve bunu nasıl kullanması gerektiği öğretilmemiş bir gencin hikayesiydi bu. Elindi gücü sorumsuzca kullanan genç kadar bunu nasıl kullanması gerektiğini öğretmeyen aile de suçlu değil mi sizce ? BU DÖNEMİN DİLİ: İdeallerin dilidir. Gence idealler bu dönemde verilmelidir. Onunla idealler dünyasının dili ve kavramlarıyla konuşulmalıdır.  Bu dönemde genç idealist düşünür ve bütün dünyayı idealistlik bakış açısından “romantik gözlerle” algılar. “Dünyanın nasıl olması gerektiği” konusuyla daha çok ilgilenir. Olandan ziyade olması gerekene odaklanır. Realistlikten uzak bir idealistlik içindedir. Bu dönemde gence ideallerini ifade etme ve gerçekleştirme imkanı tanınmalıdır. İdeallerini test edecekleri durumlar ve pozisyonlar oluşturulmalıdır. Eğer bu ortam gence aile, okul ya da toplum tarafından hazırlanırsa gencin psiko-sosyal gelişiminde müthiş bir inkişaf ve gelişim olur.           BU DÖNEMDE İLETİŞİM KURMA YOLU     Kesinlikle nasihat etme değil, çok soru sormaktır. Bu dönemde kesinlikle onlara konferans vermeyin. “Ben sizin zamanınızdayken...” li cümlelerle konuşmayın. Yapmanız gereken; onların ne düşündüğünü, nasıl düşündüğünü ve dünyayı nasıl algıladıklarını öğrenmeye yönelik sorular sormanız, onu anlamaya çalışmanız ve onunla açık iletişim kurmanızdır. Eğer onu yargılar, yıkıcı şekilde eleştirir ve alaya alırsanız aranızdaki bağları koparmış olursunuz. Müzik tercihi de genellikle onun “kimliğinin” bir ifade biçimidir. Onu saçma bulmamalı, anlamaya çalışmalısınız.  Diyelim ki; sizin oğlunuz Müslüm Gürses’ i dinliyor. Ona:  -“Vay jiletçi vay”  diyerek dalga geçme yerine, ondan ne anladığını ve ne bulduğunu sormanız ve gerekirse siz de dinleyerek onu anlamaya çalışmanız en tutarlı davranış şekli olacaktır.         BU DÖNEMDE GENÇ İÇİN EN ÖNEMLİ TEMEL GIDA         Gence saygı gösterme, ona son derece hassas davranmadır. Anne babanın gencin ihtiyaçlarına duyarlılık göstermesi çok önemlidir. Bu dönemde gencin “kendini ortaya çıkarma” ve “kimliğini bulma” çabalarını kırmamak çok önemlidir. Genç bu dönemde kimlik arama yolculuğuna devam ederken Onun o anda “kim olduğunu tanımladığı” mevcut kimliğine saygı göstermek yapılacak en sağlıklı tutumdur. Bu dönemde genç farklı kişilikler üzerinde deneme ve inceleme yapacak, kendine en uygun kimliği  bulmaya çalışacaktır. Bu arayışa mutlaka saygı gösterin. Bu dönem geçiş dönemi olduğu için onun kimlik arayışını yargılamayın ve bu durumuyla dalga geçmeyin. Eğer onu eleştirir ve onunla dalga geçerseniz; eleştirdiğiniz ve dalga geçtiğiniz kimliğine inadına sahip çıkar ve bu istemediğiniz kimlik onda çimento gibi  tutmaya başlar. Böyle yaparak gencin yeni arayışlara girmesini engellemiş olursunuz.            Ayrıca bu dönemde çocuğunuzun arkadaşlarına saygı göstermeniz de çok önemlidir. Bu dönemde gençler çok hızlı şekilde arkadaş grupları değiştirirler. Aile haklı olarak bundan tedirginlik duyar. En büyük yanlış ailenin uygun görmediği arkadaşından genci ayırma çabasıdır. Bu onları birbirine daha fazla bağlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ayrıca bu tutum onu yalan söylemeye itebilir. Onunla görüşmeye devam etse bile görüşmediğini ifade etme yoluna gidebilir. Böylece bu dönemde kazandırılacak olan “kişisel bütünlüğün” (söz-davranış tutarlılığının)  gençte gelişmesini biz engellemiş oluruz.         Arkadaşlıklar konusunda baskıyla bu dönemde başarılı olunmayacağını görmemiz  adına  yaşadığımız bir olayı aktarıyorum:          Aileleri ve okulu istememesine rağmen iki kız çok iyi arkadaştılar. Ne öğretmenlerin ne de ailenin baskısı onları ayıramıyordu. Onlar dışarıya karşı iyice kapanmış tüm güçleriyle direniyorlardı. Her yerde;-         “Bizi iki yıldır kimse ayıramadı” diye hava bile atıyorlardı.       Aileler ve okul artık onları ayıramayacağını fark etmiş ve onları kendi haline bırakmıştı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Bu iki kız bir sebepten dolayı ayrıldılar. Okul ve ailenin  başaramadığını onlar başarmıştı!   BU DÖNEMDE GENCİN İHTİYACI OLAN İKİNCİL GIDALAR: -         Başarılı olabileceği alan içinde çocuğa verilecek fırsatlardır. Kabiliyetleri dışında onu zorlamamaktır. Eğer genç buna zorlanır ve başarısız olursa bu durum onda hayal kırıklığı oluşturur. -         İdealler verilmelidir. Bu dönemde ona sorular sorularak ideallerini tanımlaması sağlanmalıdır.-         Arkadaşlık ihtiyacı -         Sorumlulukla bağlantılı bir özgürlük alanı verilmelidir. -         Gencin kendine ait bir odası olmalıdır. Çocuğun kimliğinin sağlıklı gelişmesinde “kişisel mekan” çok önemlidir. Gencin bu mekanı o dönemdeki kimlik arayışıyla uyumlu poster ve sembollerle süslemesine izin verilmelidir. Odasına saygının göstergesi olarak kapısı çalınmadan girmemelidir. Eşyalarını da kesinlikle izinsiz kurcalamamak gerekir. Eşyaları izinsiz kurcalanan bir genç kızın neler hissettiğini sislerle paylaşmak istiyorum:      Bir öğrencim düzenli olarak günlük tutuyordu. Ve ailesinin onun günlüğünü okumaya çalıştığından ve sürekli günlüğünü onlardan sakladığından bahsediyordu. Bir gün kızgın bir şekilde yanıma geldi. Ne olduğunu sorduğumda; -         “Hocam ailesinin günlüğünü bulmuş ve okumuş” dedi.  Onlara karşı müthiş bir öfke taşıyordu. -         “Benim eşyalarımı benden izinsiz kurcalamaları doğru mu?”  diye bana soruyordu. Ve günlüğüne bir daha yazı yazmama kararı aldı. Son yazısını ise yazdığı günlüğüne yönelikti ve şöyle yazmıştı: “Sen benim en yakın dostum ve dert ortağımsın seninle benim arama girenler var. Hiç istemiyorum ama onlar yüzünden seni terk etmek zorundayım. Üzgünüm. Bir daha seninle duygu ve düşüncemi paylaşamayacağım için beni affet.”    B........-          Risk alıcı, heyecan ve korku verici, maceracı aktiviteler. Bu aktiviteleri, gence dengeli olarak sağlamalısınız. Kendi başına bunları gerçekleştirme yoluna giderse hiç de iyi şeyler olmayabilir.  BU DÖNEMDEKİ ÇOCUK İÇİN ZEHİRLİ GIDALAR: ·        Çocuğu ahmak yerine koyma ve olumsuz eleştiri.·        Onu suçlama ve hakaret etme·        Onu rencide etme, mahcup etme, gülünç duruma sokma, küçük düşürme. ·        Yıkıcı sözler söyleme;-         “Seninki de zevk mi?”-         “Bu film izlenir mi? “-         “Buna para verilir mi?” -         “Sen zaten neyi doğru düzgün yaptın ki?” gibi.Bu tip davranışlar çocukta özgüveni tahrip eder. Aileye karşı isyan duyguları oluşturur. Ona güven duymayan ailesinden uzaklaşır ve kendini ifade edebildiği başka ortam ve çevreler arar ve gizli gizli oralarda zaman geçirmeye başlar.·        “Söylediğimi yap, yaptığımı yapma” anlayışı; bu dönemde genç için referans değer olur. Ve bunu kullanır.       Sonuç olarak bu dönemdeki çocuklar emniyetli bir mekana, sevgiye ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Başarısız olduklarında desteklenmeli. Başarılarında da sevinildiği ifade edilmelidir.Bu dönemdeki psiko-sosyal olgunlaşmanın işaretleri fiziksel ergenliğe geçişin işaretlerinden bağımsızdır. Çocuk biyolojik olarak ergen olmasına rağmen Psiko-sosyal olarak benlik ve özgür iradesini geliştirememiş olabilir. Bu dönemlerin her birisinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasıyla birlikte “çocuğumuzun dengeli gelişimini” sağlayabileceğimiz akıldan çıkarılmamalı ve her bir dönemde anne baba olarak üzerimize düşen vazife neyse eksiksiz bir şekilde yerine getirilmelidir.    1-      ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE TUTKUYLA BAĞLIDIR “Öğretmenlik doğuştan bir yetenek işidir. Ancak bu mesleğe karşı ruhunda derin bir sevgi duyanlar gerçek ve iyi öğretmen olurlar.”                                                                                                                                                                                                             SALZMAN         Her meslekte olduğu gibi öğretmen mesleğinde de başarılı olmanın temel şartı meslek sevgisidir. Mesleğini seven öğretmen birinci derecede öğrencileri ve mesleğiyle meşgul olur. Maalesef  Türkiye’nin şartları içinde iş sahibi olmak oldukça zor. İnsanlar iş bulabildiklerine şükrediyorlar. Üniversite mezunu dünya kadar işsiz mevcut. Bu şartlar içinde mutlaka nasılsa devlet beni alır, parası az da olsa garantili iş, felsefesiyle öğretmen olanlar olabilir. Ama mesleğini sevmeyen bir insanın, işine kendini adaması ve başarılı olması çok zordur.        Herkes  şunu bilmelidir ki; okulu başarılı yapan şeyler sadece para ve onunla satın alınan veya yaptırılan güzel binalar ve en son eğitim teknolojilerinin kullanıldığı derslikler değildir. Paranın öğretmenler için de harcanması şarttır. Yoksa öğretmenin sorunları tam olarak giderilmeden başarı beklemek hayal olacaktır.       Mutlaka öğretmene, onun yetişmesine ve problemlerini çözmesine önem verildiğini gösteren somut adımların atılması gerekmektedir. Bu gün Japon’ ya ve Almanya okullarında öğrenci başına ABD’ den % 50 daha az para harcanmaktadır ama bu ülkeler bir çok konuda ABD’ den daha ileri seviyededirler. Eğitim uzmanlarına göre eğitime harcanan paranın miktarından ziyade, onun nasıl ve ne şekilde, nelere harcandığı önemlidir. Mesela: ABD’ de binalara   ve yönetime daha fazla para harcanırken, öğretmenlere nispeten düşük maaş verilir.  Almanya ve Japonya ise bina ve yönetimden ziyade öğretmen maaşlarına daha fazla harcama yaparak öğretmene verdikleri değeri bizzat göstermektedirler. Osmanlı medreselerine baktığımızda öğretmenlere günde 50 -100 akçe maaş, öğrencilere ise 7-10 akçe burs verildiğini görmekteyiz. ( O devirde birkaç akçe ile bir koyun alınmakta olduğu düşünülürse şu anki öğretmenin konumu daha iyi anlaşılacaktır.) Ayrıca hepsinin sosyal güvenlikleri garantiye altına alınmıştır. Hiçbiri gelecek korkusu yaşamamaktadır. Bütün bunlardan  siz o günün öğretim elemanlarının hayat standartlarını ortaya çıkarabilirsiniz. Bu şekilde cazip hale getirilmiş olan bir mesleği kim yapmak istemez ? Seminerler için gezdiğim şehirlerde bir araya geldiğimiz öğretmen arkadaşlarımız: “Aldığımız parayla nasıl iyi öğretmenlik yapabileceğimizi bize anlatır mısınız?” diye soruyorlar. Kim cevap vermek ister....        Seminerlerim dolayısıyla gezme fırsatı bulduğum çok sayıdaki özel okulda öğretmenlerden daha çok binaya ve çevre düzenlemesine yatırım yapıldığını görmek üzücü. Eğer okullarımızda verdiğimiz eğitimin kalitesini arttırmak istiyorsak önce öğretmenin hayat standartlarını yükseltmek ve öğretmenleri her yönüyle yetiştirecek, öğretmen kalitesini arttıracak “eğitim seferberliği” başlatmak zorundayız.                  Öğretmen mesleğinde başarısızlığın üç sebebi vardır.a)      Öğretmen mesleğine elverişli kabiliyetlerden mahrum olmak. Layık olmadığı halde bu meslekte çalışmakb)      Mesleğini sevmemekc)      Mesleğe kabiliyeti olmasına rağmen kendini yetiştirmemek, mesleğine kendini vermemek             Öğretmenlik mesleğine gönülden, tutkuyla bağlı olmayan bir insanın öğrencilerini sevebilmesi ve onlara yeterli ilgi gösterebilmesi, onların yaptıkları yanlışları sabırla karşılayabilmesi çok zordur, neredeyse imkansız gibidir. İslam eğitimcileri de öğretmenin görevine bağlılığı ve meslek sevgisi üzerinde çok durmuşlardır.         Taşköprüzade’ ye göre öğretmen; gününün çoğunu, öğrencilerine ilim öğretmeye, onları eğitmeye ayırmalıdır.         El-Kabisi öğretmenlerin eğitim öğretim faaliyetleri dışında bir işle meşgul olmamaları gerektiğini ifade eder.         İbn Sahnun‘ a göre öğretmen; tüm vaktini öğrencilere ayırmalı, çok çalışmalı ve kendini onlara adamalıdır.          Meşhur Alim Katip Çelebi bu konudaki fikrini şu şekilde açıklamaktadır: “Öğretmenliğin gayesi maddi kazanç değil, olayların keşfi ve iyiliğin teşekkül etmesidir. Geçim gayesiyle bir ilim dalında uğraşan kimse, gerçek manada alim olamaz.”                     Yetiştirdiği öğrencilerle Türkiye’ yi kurtaracak yada batıracak bir değer olan öğretmenlik mesleği diğer mesleklerle kıyaslanmayacak kadar  titizlik gösterilmesi gereken bir iştir. Öğretmen adayları seçilirken neden bu mesleği yaptıkları sorulmalı ve öğretmenlik ideali olmayan insanlar elenmelidir. Çünkü Onların emek ve çabaları geleceğin Türkiye’ sini oluşturmaktadır.  Yüce Atamızın belirttiği gibi : “Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.” 2-      “SEVGİ” VE “İLGİ” ABİDESİDİR “İnsan ancak sevdiğinden bir şey öğrenir.”                                                             GOETHE “Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.”                                                 Yunus Emre “Sevgi hiçbir zaman başarısızlığa uğramaz.”                                                         Zig ZIGLAR           İnsanların yaşı ne olursa olsun her zaman için sevgi ve şefkate muhtaçtırlar. Onun içindir ki; sevildiğimiz ve alaka gördüğümüz kimselere karşı içten bir yakınlık duyarız. Göstermelik ve sahtelikten uzak “Sevgi” ve “şefkat” ; eğitim ve rehberliğin başarısı için kullanılması gereken vazgeçilmez değerlerdir. Sevgiyle süslenmeyen bir eğitim, boşuna bir gayrettir. İyi bir öğretmen, öğrencilerine karşı engin bir sevgi besler, onlarla ilgilenir, yardıma muhtaç olanların her zaman yardımına koşar, hatalarına karşı tükenmez bir sabır taşır. Onlara güvenir. Onlarla arasına aşılmaz duvarlar örmez. Hele ilköğretim çağındaki çocuklara bu konuda daha çok titizlik gösterilmesi gerekmektedir. Çünkü bu seviyedeki öğrenciler çok daha hassas olduklarından, onlara karşı sergilenecek olan hatalı tutum ve hareketler onların tamamen bizden uzaklaşmasına ve bize karşı kapanmalarına sebep olacaktır         İlköğretimde müdür yardımcılığı yaptığım bir dönemde birinci sınıfı başka bir okulda okuduktan sonra ikinci sınıfı bizde okumaya başlayan bir öğrencimiz vardı. Diğer okuldaki öğretmenine alışmış ve yeni öğretmenini istemiyordu. Öğretmeni protesto etme adına yaramazlıklarda bulunuyordu. Öğretmenine karşı itici tavırlar sergiliyordu. Öğretmeni de bundan dolayı bu öğrenciyi problem olarak görmeye başlamıştı. Hatta O öğrenciye karşı kırıcı davranışlar sergiliyordu. Öğretmeniyle ve ailesiyle görüştüm ve şunu anlattım: “Aile yeni öğretmenini çocuğuna sürekli övmeli. Öğretmeni de bu öğrencisine daha yakın davranmalı ve mutlaka kendini sevdirmeli. Çünkü öğrenci sevmediği öğretmenden hiç bir şey öğrenemez.”               Batılı eğitimcilerden J. J. Rousseau ; “Öğretmen öğrencisi tarafından sevilmelidir. Öğretmenin öğrencilerine tesir edebilmesi ve aralarındaki bağın iyi kurulabilmesi için öğretmenin sevgi ve fazilet vasıflarından istifade etmesi gerekir” demektedir. G. Kerschensteiner’ e göre ise : ”Dünyayı kurtaran bilgi değil, belki sevgidir. Ruha memnun olacağı bir şeyi veren; hükmetmek değil, belki hizmet etmek, yardım etmektir.”  “Eğitimde ve öğretimde başarının sırrı; Bilgiyi verenle alan arasındaki sevgi, saygı, anlayış ve güvenin derecesindedir. Bunlar ne kadar kuvvetli olursa netice o kadar memnuniyet verici olur.”                                                                                           Mümtaz TURHAN             Öğretmenliğe aşkla, şevkle yeni başlamış Alişan Kapaklıkaya’ ya yirmi beş yıllık tecrübeli bir öğretmen arkadaşı, öğrenciye nasıl davranması gerektiğini ve öğretmenliğin nasıl yapılması gerektiğini şu şekilde anlatıyor:-         “Bak oğlum, bu öğrenci milleti çok nankördür. Onun için pek yüz vermeye gelmez. Sınıfta, onların karşısında pek gülmeyeceksin. Onların seviyesine inmeyeceksin, yoksa yüz bulup şımarırlar ve tepene çıkarlar. Onları sevsen bile sevgini göstermeyeceksin. Sınıfa büyük bir ciddiyetle gireceksin. Şöyle bir surat asıp en arka sıralara göz gezdireceksin. “Kalkın ulan ayağa!” diye gürleyeceksin. Yavaş davranan birini tahtaya çağırıp, şöyle okkalı iki tokat  atacak sın. Azarlayıp yerine göndereceksin. Eğer böyle yaparsan sınıftaki otoriteni sağlayabilirsin. Bak sen gençsin, tecrübesizsin ve de kusura bakma ama cahilsin. Öğrenci, öğretmenin ne mal olduğunu hemen anlar ve ondan faydalanmaya çalışır. Yok eğer bunun tersini yapar da yumuşak davranırsan, sınıfla baş edemezsin. İki de bir müdüre gidip şikayet edersin. Bak bu söylediklerim sana abi nasihatıdır. Yirmi beş yıllık tecrübeme dayanarak bunları söylüyorum. Tecrübe konuşuyor oğlum, tecrübe...Yaa...”           Surat asan, soğuk tavırlı, alay eden, eksik yakalamaya çalışan, aşırı ciddi ve karamsar kişiler,  insanlara doğruyu söyleseler de yanlış anlaşılırlar. Öğretmen öğrenciyle arasında sevgi ve saygıya dayalı bir bağ kurarsa, işte o zaman kusurlar göze çarpmaz. Y. Has Hacip; “İnsan kimi severse onun kusuru fazilet olur; kimi sevmesse onun fazileti kusur olur” der. Bu gibi hatalı eğitimciler çok defa fayda yerine zarar verirler. Daha başlangıçta öğrenciyle aralarındaki diyaloğun kopmasına veya arada büyük uçurumun doğmasına sebep olur. Korkulan öğretmen  olma özentisine kapılan kişiler de aynı şekilde çevrelerinde başarı oluşturamazlar.. Çünkü bu tarz bir eğitimciye karşı öğrenci kapasitesini ortaya koymaz. “İnsan kortuğuna yalnızca itaat eder ama sevdiği için canını verir.” Sözü bunu cok güzel yansıtmaktadır. Bizler korktuğu için bizi dinler görünen değil, sevdiği için bizleri takip eden ve dinleyen öğrenciler yetiştirmek zorundayız.          Maalesef henüz bir çok aile ve öğretmen sevginin eğitimde ne büyük bir güç olduğunun farkında değil. Eğer öğretmen daha çok faydalı olmak istiyorsa mutlaka kendini öğrencisine sevdirmek zorundadırlar. Eğer anne-babalar çocuklarının daha da başarılı olmasını istiyorlarsa mutlaka öğretmenlerini çocuklarına sevdirmek zorundadırlar.                Bu konu aydınlatma adına, Hüseyin Beşer’ in öğrencilere yaptığı anket oldukça çarpıcı:330 öğrenciye, “en çok başarısız olduğu dersle, bunun nedeni ” sorulduğunda ;71 öğrencinin (yani % 21.5 ‘inin) “Dersi ve öğretmeni sevmemek “ ;“Başarılı olduğun derslerde en çok neyin etkisi ” var diye sorulduğunda da133 öğrencinin (yani %40.3’ünün) “Dersin öğretmenini çok sevmek” cevabını vermesi bize; öğrencinin başarısında öğretmenin kendini sevdirmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.  

              Öğrenci sevdiği öğretmenin dersini de sevmektedir. Onunla ders yapmaktan, onun dersine çalışmaktan zevk duymakta, öğrenmesi kolaylaşmaktadır. Hatta yapılan araştırmalar göstermiştir ki; severek çalıştığı derslerden kazandığı bilgi, beceri ve davranışları kolay kolay unutmamaktadır. Sevdiği öğretmenin dersinden başarısız öğrenciye az rastlanır. Öğretmenlik yaptığım yıllarda sevilmeyen öğretmenin dersinin de sevilmediğini gördüm.  Sevmedikleri öğretmenin dersine çocuklar ilgisiz davranıyorlardı.

                            Aramız oldukça iyi olan bir velimiz  bana gelerek:-         “Canten Hocam! Geçen yıl oğlumun matematik dersi oldukça iyiydi ve en sevdiği derslerin başında matematik geliyordu. Bu yıl ne oldu bu çocuğa anlamadım.”                      Ben: -         “ Bu yıl matematiği sevmediğini mi söylüyor ?” diye sorunca  -         “ Geçen yıl 90’ dan aşağıya düşürmediği dersten bu yıl 50’ yi zor alabildiğini görüyorum. Ve dersi sevmediğini hissediyorum. Ne olur onunla konuşur musunuz?” dedi                         Konuşacağımı ifade ettim ve velimizi uğurladım. Öğrencimizle konuşunca ; Geçen yıl derslerine giren matematik öğretmenlerinin değiştiğinden, onu çok sevdiğinden yakındı gördüm. Ve söylediği şu sözler aynı zamanda onun bu yıl matematik dersinden neden düşük aldığını da  gösteriyordu. Öğrencimizin şikayeti şuydu;-         “Bu yıl dersimize giren öğretmen sürekli bizi azarlıyor. Çok sert ve aşırı derecede de ciddi. Ona bir türlü ısınamadım ve Onu bir türlü sevemedim. Onun dersine girmek bile istemiyorum”              Dersine girmek bile istemediğiniz bir öğretmenden  yüksek not almak  ne kadar mümkün ?             İslam eğitimcilerinden Gazzali ‘ el Kabisi ve Taşköprüzade’  ; “Öğretmenin öğrencilere şefkat göstermesi ve onları kendi evladı yerine koyması gerektiğini”  vurgulamaktadır.  Batılı eğitimcilerden Erasmus, Vegio; Quintilianus’ da “Öğretmenin öğrencilerine baba gibi davranmalarını  tavsiye ederler.             Batılı eğitimcilerden  J. H. Pestalozzi ise;  Öğretmenin sevgi yoluyla kalpleri kazanması gerektiğini ifade eder. Onların sevincini kendi sevinci, üzüntüsünü de kendi üzüntüsü olarak görmesi gerektiğinden bahseder. J. Dewey; “Çocuğu iyi insan yapacak olan şeyin sevgi, anlayış ve şefkat” olduğunu belirtir.           Öğrencisine bakış açısı böyle olan öğretmenlerin sevilmemesi mümkün mü ?            Bir okulda müdür yardımcılığı yaptığım bir dönemde; Sorunları olan ve bu yüzden başarı grafiği düşmekte olan bir öğrencimizin durumu beni etkilemişti. Sorunlarının etkisiyle etrafına karşı zaman-zaman kırıcı da olmaya başlamıştı. O öğrencimizle iletişimi iyi olan bir öğretmen arkadaşımıza  durumu anlattım. görüşmelerini söyledim. Arkadaşımız bahçede onu yanına alarak konuşmaya başladı aradan geçen zaman beni meraka sevk etti yanlarına gittiğim zaman gördüğüm manzara etkilenilmeyecek gibi değildi. Hem öğrencimiz hem de öğretmen arkadaşımız karşılıklı oturmuş ağlıyordu.                Bu olay beni çok etkilemişti. Benim derdime  kendi derdi  gibi ağlayabilen bir öğretmen hiç sevilmez mi ?                   Ayrıcı öğrencileriyle kurduğu yakın diyalog neticesinde öğretmen onların seviyesine ne kadar inebilir ve onların iç dünyalarına ne kadar girebilirse, o ölçüde onlara faydalı olur. Ama bu yakınlık kurulurken mutlaka arada belli bir  mesafe bırakılmalıdır. Eğer bu ölçü iyi ayarlanamaz ve dengelenemezse öğretmen öğrencinin nazarında küçük düşebilir. Böylece öğretmenin otoritesi sarsılabilir. Öğrenciyle arama duvarlar kurmayayım derken, duvarlar üstüne yıkılmış olur.  Problem çözme makamı olan öğretmen, problem haline gelebilir.           KENAR MAHALLE           Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti.            Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.           Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı  çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176' sının olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya  çıkardılar.           Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yaşadıkları için, her biriyle buluşma şansı oldu. "O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?" sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : "Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı, Onun sayesinde."
            Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi: "Çok basit" dedi, "Ben o çocukları çok sevdim."
                   “Akıllı öğretmen, her şeyden önce kendini ve dersini öğrencilerine sevdirmesini başaran kimsedir.” Günümüzde psikologlar: “İnsanlar “sevgi ve yakınlık bağlarının” iletişimi kolaylaştırdığını, eğitim ve öğretimin tesirini arttırdığını ispatlamışlardır. Bunun aksine korkuya, nefrete şiddete ve kaba kuvvete dayanan bütün girişimler, karşılıklı iletişimi zorlaştırmakla kalmaz, bizleri başarısızlığa mahkum eder. Sevgili Peygamberimiz, bütün hayatı boyunca hiçbir inanana, hele gençlere ve çocuklara bir tek tokat bile vurmamıştır. Onların gönüllerini sevgi, şefkat  ve yakınlık duyguları ile fethetmiştir.               Seven öğretmen sevilen öğretmendir. “Sevgi gönderildiğinden çok daha güçlü ve yoğun bir şekilde geri gelir.” diyor George SHINN . Eğer gerçekten öğretmen her öğrencisini yürekten ve candan sevmeyi başarabilirse; öğrencilerinin de onun çevresinde nasıl sevgi yumağı oluşturuverdiklerini görecektir.                                                                                                       Dr. Karl MENNINGER ‘ ın ifade ettiği Sevginin tedavi edici bir özelliği vardır, hem sevgi gösteren için hem sevilen için.” gerçeği göz önünde bulundurulursa, sevgiyle aşılamayacak problemin olmadığı ortaya çıkar. Yeter ki yüreğimizde öğretmenler olarak Mevlana, Yunus gibi evrensel sevgi yaşayalım.  3-      ETKİ GÜCÜNÜN FARKINDADIR VE BUNU ÖĞRENCİLERİNİ OLUMLUYA YÖNELTMEKTE KULLANIR.
          İlk öğretimde öğrenci için öğretmen her şeydir. Bu dönemde öğretmeni ne derse o doğrudur. Okula başlamadan önce hakim olan “anne-baba her şeyi bilir” yargısı artık “öğretmenim her şeyi bilir” ‘e dönüşmüştür. Öğretmeninden gördüklerini, duyduklarını anne-babasına bıktırırcasına anlatır. Yatar öğretmeninden bahseder kalkar öğretmeninden bahseder. Hele anne-baba yanlışlıkla öğretmeninin bir başka şekilde ifade ettiği bir gerçeği dile getirmeye çalışsınlar; hemen çocuk:
-         “Ama öğretmenim böyle diyoo!” diyerek karşı çıkar.           İlköğretim üçüncü sınıfında okuyan teyzemin kızının bize yaşattığı olay öğretmenin, öğrenci üzerendeki etkisini gösterme adına güzel bir örnek;          Bayram sonrası Teyzemlerdeyiz oldukça kalabalık bir grup var salonda. Herkes ekonomik problemlerden, piyasadaki durgunluktan bahsediyor ve eğlence arayışı içinde. Her gün mutlaka televizyonda bir filimi oynayan Kemal Sunal’ ın filmini görünce herkes seviniyor hep birlikte güleriz diye düşünüyor. Ama bizim Ufaklık filimi görür görmez bir cengaver gibi hemen atılıyor ortaya:-         “Hayır bu filmi izleyemezsiniz” diye haykırıyor ve televizyonu kapatmaya koşuyor. Biz şaşkın bakışlarla olayı anlamaya çalışırken O da merakettiğimiz açıklamada bulunuyor  :-         “Öğretmenimiz Kemal Sunalın filimlerini izlemeyeceksiniz dedi.”Ben iyice şaşırıyorum en popüler  insana karşı öğretmenin düşmanlığı nereden geliyor diye düşünüyorum ve soruyorum;-         “Neden izlemeyek mişiz ?” diye. Aradığımız açıklama sonunda geliyor : -         “Çünkü o çok küfürlü konuşuyormuş.” Ve sonunda onun dediği oluyor biz başka yeri açmak zorunda kalıyoruz.            Araştırmalar; zamanında ve yapıcı bir yönlendirme almayan çocuklarda davranış problemleri gözlemlendiğini göstermektedir. Öğretmenin öğrencisi üzerinde en büyük etkiye sahip olduğu zaman dilimi ilköğretim birinci kademe olduğu için bu öğretmenler mutlaka bu etkisini çocuğa olumlu davranışlar ve alışkanlıklar kazandırmada kullanmalıdır. Ergenlikle birlikte çocuk üzerinde öğretmenin etkisi azalmaya başlayacaktır artık bu dönemde en güçlü etkileyici olarak arkadaşları devreye girecektir.  Eğer ilköğretim birinci kademesinde çocuğa ; kitap okuma, düzenli çalışma, tertip düzen ve temizlik gibi... alışkanlıklar öğretmen tarafından kazandırılamazsa daha sonraki dönemlerde çocuğun bu alışkanlıkları kazanması oldukça zordur. Her okuldaki eğitim faaliyetlerinin önemli amaçlarından birisinin de öğrencilere iyi alışkanlıklar kazandırmak olduğu unutulmamalıdır. Çünkü iyi alışkanlıklar tüm başarıların anasıdır.              Ayrıca bu dönemde öğretmen, çocukların hayata daha iyi uyum sağlayabilmeleri adına çeşitli sosyal beceriler kazandırmak zorundadır. Sırf kuru bilgi sahibi olarak hayata atılan insan, sosyal hayatın gerçekleri karşısında yılgınlığa , başarısızlığa uğramaktadır.          Öğretmenin kazandırması gereken “sosyal beceriler” neler olmalı?·        Dinleme·        Konuşmayı başlatma·        Konuşmayı sürdürme·        Soru sorma·        Teşekkür etme·        Kendini tanıtma·        Başkalarını tanıtma·        İltifat etme·        Kibarca yardım isteme·        Bir gruba katılma·        Grupta iş bölümüne uyma·        Grupta sorumluluğunu yerine getirme·        Başkalarının görüşlerini anlamaya çalışma·        Yönergelere uyma·        Özür dileme·        İkna etme·        Kendi duygularını anlama·        Duygularını ifade etme ·        Başkalarının duygularını anlama·        Karşı tarafın kızgınlığı ile başa çıkma·        Sevgiyi, iyi duyguları ifade etme·        Korku ile başa çıkma·        Kendini ve başkalarını ödüllendirme·        İzin isteme·        Paylaşma·        Başkalarına yardım etme·        Uzlaşma·        Kızgınlığı kontrol etme·        Hakkını koruma, savunma·        Alay etmeyle başa çıkma·        Kavgadan uzak durma·        Başarısız olunan bir durumla başa çıkma·        Grup baskısıyla başa çıkma·        Utanılan bir durumla başa çıkma·        Yalnız bırakma ile başa çıkma·        Ne yapacağına karar verme·        Amaç oluşturma·        Bilgi toplama·        Bir işe yoğunlaşma        “Bu becerileri okul ortamında geliştirmek ve bu becerilerin kalıcı olabilmesi için neler yapılabilir?”  sorusu  öğretmenler olarak hep birlikte ele alınmalı ve üretilen şeyler hayata geçirilmeli.       Ayrıca bu dönemde  mutlaka çocuklara “olumlu kahramanlar ve modeller” öğretmen tarafından sevdirilmelidir. Çocuklar ve gençler şahsiyetlerini, sevdikleri, saygı duydukları veya hayran oldukları “modellerden etkilenerek” kurallar...           Ergenlik dönemiyle birlikte Artık gence yakın olan, güler yüzlü, sempatik, iletişim becerisi güçlü, onu anlayabildiğini gösteren, güvenilir  öğretmen değer kazanacak ve genci etkileme gücüne sahip olacaktır.       4-      ÖĞRENCİSİNİ BİR EMANET OLARAK GÖRÜR. “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.”M.  Kemal ATATÜRK              Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder.    Merakla seslenir:-         Ne yapıyorsun böyle?-         Okyanusa deniz yıldızı atıyorum.-         Deniz yıldızı mı? ...neden ki?Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden adam:-         Güneş yükseleli çok oldu, sularda çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler. Adam şaşkınlıkla:-         İyi ama bütün kumsal deniz yıldızı dolu, burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.Genç adam sessizce dinler, yere eğilir ve kumların arasından bir deniz yıldızı daha alıp denize atar-         Bak bunun için çok şey değişti. Karşılığını verir.          Her bir öğrencimiz kurtarmamız gereken bir deniz yıldızı... Hiç düşündük mü acaba biz onlara gerekli eğitimi ve terbiyeyi veremezsek onların durumu ne olur diye?          Öğretmen çocuğun ; “işlenmeye hazır bir potansiyel” olduğunun farkında olmalıdır. Eğer bu potansiyel iyi işlenirse ülke adına müthiş bir değerdir ama iyi işlenemezse ülke adına da bir felakettir. Hitler, Saddam gibi nice canilerin geçmişine baktığımız  zaman masum birer çocuk olduğunu  görürüz. Herkes aldığı eğitimin eseridir.  Öğretmen olarak ne kadar büyük bir hizmet verdiğimizin bilincinde olalım her ne kadar maaşlarımız düşükte olsa, kendi isteğimiz dışında tayin edilsek de, belirli yörelerde can güvenliğimiz olmasa da, müfredatı işlemede müfettişlerin çizdiği kalıpların dışına çıkamasak ta.  Alt yapı genelde yetersiz, yer yer yok denecek durumda olsa da,  kurtarılacak deniz yıldızları bizi beklemekte ve biz kurtaramazsak onların yok olup gitmesi mümkün.              Hiçbir anne-baba  çocuklarını bize “aşağılamamız”  ve “dövmemiz”  için  göndermemiştir.  Her çocuk anne-babası için apayrı bir değerdir. Hiç kimse çocuğunun acı çekmesini, başarısız olmasını istemez. Her anne-baba çocuğunun mutlaka iyi bir konumda bulunmasını temenni eder. -         “ Hocam biz fırsat bulup da dövemiyoruz ne olur sen bizim yerimize şu yaramızı bir dövsen.” diyerek çocuk teslim eden anne-baba  var mı?            Artık her anne-baba öğretmenin çocuğuna neler katacağını dikkatle takip ediyor. Öğretmen; onların değerli bir parçası olan evlatlarını, kendi evladı gibi kabul etmeli. Öğrencisine bu gözle bakmalı ve yaklaşmalıdır.               Öğretmenler olarak verdiğimiz eğitimle ülkemizin geleceğini kurtardığımızın ya da  batırdığımızın farkında olalım.   5-      ÖĞRENCİSİNE “HEDEF VE GAYE AŞILAR” ”Başarılı olanlar nereye gittiklerini bilenlerdir.”                                                            Mark CAINE “Amaçsız bir insan dümensiz bir gemiye benzer.”                                                      Thomas CARLYLE “Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bir yana çekilir.”                                                                  Starr JORDAN             Başarılar amaçlı düşünmenin, amaçlı çalışmanın sonuçlarıdır. Amaçsız insanların hayatı tıpkı rüzgar önünde yer değiştiren kağıt parçası gibidir.              Büyük başarıları ile insanlığa ün salmış kişilerin hayatlarını araştırdığımız zaman bu insanların her birisinde iyi yönde geliştirilmiş kuvvetli amaçlarının  olduğunu görüyoruz. Dünya tarihi kendini fark yaratmaya adamış bir avuç insanın neleri gerçekleştirdiğinin örnekleriyle doludur. Bunlara ulaşmak için gösterdikleri çaba çoğunun hayat boyu yaşamı olmuştur. Örneğin; Atatürk’ ün amacı milletimizi en uygar toplumların düzeyine çıkarmaktı. Daha okul yıllarında başlayan ve gittikçe güçlenen  bu hedef ona unutulmaz işler yapmasını sağlamıştır.          San Fransisco’ nun yıkık dökük bir mahallesinde, yokluk ve yoksulluk içinde doğan bir gençin hikayesi gerçekten konumuza iyi bir örnek olacak nitelikte:           Bu gencin seçtiği amaçlar kendisi dışında herkes için imkansız görünüyordu. Bu delikanlı, futbol yıldızı Jim Brown’ ın hayranlarındandı. Yetersiz beslenme nedeniyle geçirdiği hastalıktan sakat kalmış, altı yaşındayken bacakları eğrilmiş arkadaşları tarafından “kalem bacak” diye kızdırılıyordu ama O kahramanı -Jim - gibi bek oyuncusu olmayı kendisine amaç edinmişti. Cebinde futbol maçlarına gidecek kadar parası bile yoktu. On üç yaşında bir maç sonu dondurmacı dükkanına girdiğinde karşısında çocukluğundan beri hayran olduğu kahramanını gördü.-         “Ona ben sizin en büyük hayranınızım” dedi. Jim Brown  gülümsedi;-         “Bu harika bir şey “ diye karşılık verdi. Ve genç büyük bir ihtirasla:-         Ben günün birinde sizin her rekorunuzu kıracağım” dedi.Futbol efsanesi gülümsedi : -         “Harika! Evladım adın ne senin.” Genç kocaman gülümseyerek : -         “Orenthal efendim , Orenthal James Simpson.” O. J. Simpson gerçektende Jim Brown’ ın bütün rekorlarını kırdı, yerine kendi rekorlar anıtını dikti. Amaçlar nasıl oluyor da böyle inanılmaz bir güç yaratıyor. Amaç seçmek görünmezi görünür kılmanın ilk adımıdır ve hayattaki tüm başarıların temelidir.           Toroslar’ ın  küçük bir dağ köyünde doğup büyüyen, devlet bursuyla okumak için gittiği Almanya ‘da “sıfırdan” başlayarak büyük başarılara imza atan Kemal Şahin, Türkiye, Avrupa ve ABD’ de kurduğu şirketlerle milyar dolarlara varan yatırımlara imza atan bir insandır.  “97’ de Almanya’ da yılın iş adamı”, “98’ de Avrupa onur girişimcisi” seçilen Şahin hedef belirlemenin insan hayatındaki etkisi  ile ilgili şunları söylüyor:      “ – İlkokuldan itibaren önüme sürekli hedefler koyarak bunları yakalamak için gayret gösterdim ve kademe kademe yükselerek daha büyük hedeflere yöneldim. Bence her çocuk, her insan, konumu ne olursa olsun, kendine makul hedefler koyarak onları yakalamaya çalışmalıdır... Kendi şartlarını zorlayanlar, ülkeleri ve dünyamız için en faydalı insanlar olacaktır. Daha önemlisi, ancak bu şekilde hedefler koyup çalışarak kısa hayatlarını mutlu bir şekilde yaşayacaklardır. Her yönden üretken , hayatın nimetlerini yaşayan kişiler olmak bence güzel bir şey. Onun için ben hedef koymanın, başarıya giden yolda mutluluğu da getirdiği için çok önemli olduğuna inanıyorum.”            Verdiği motivasyon seminerleriyle ; İnsanların başarıyı yakalamasında katkılar sağlayan Kişisel gelişim uzmanı dostum Ziya BARAN bey ; Kişilerin hayatlarına hedef getirmelerinin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu  şu şekilde ifade etmektedir:          “Hedefler bütün duygularımızı coşturur, heyecanımızı yükseltir ve enerjimizi arttırır. Hedefinizi bir kere kesin olarak belirleyip ona ulaşmak için güçlü bir şekilde karar verip harekete geçtiniz mi hedefinize ulaşmaktan sizi kimse alıkoyamaz. Hedefini net olarak belirlemiş ve kendini ona adamış olan bir insanı hiçbir zorluk durduramaz, o bütün engelleri aşar ve hedefine ulaşır.”            Dünya tarihine baktığımız zaman Gandhi’ nin hayatı buna çok güzel bir örnektir  Gandhi, o dönemde dünyanın en güçlü ülkelerinden olan İngiltere’ ye  şiddetsiz karşı çıkmakla Hindistan’ ın özerkliğini sağlayabileceğine inanıyordu ve kendini de buna adamıştı. Bu daha önce hiç yapılmamış bir şeydi. Hatta çılgınlıktan farksızdı. Ama Gandhi’ nin İngiltere’ ye “şiddetsiz karşı çıkma” hedefi  onun azmi ve kararlılığıyla birlikte gerçekleşti.              Gençliğe amaç ve gaye aşılamanın ne kadar gerekli olduğunu Disraeli şöyle açıklamaktadır:          “Yukarıya bakmayan gençlik aşağıya bakacaktır; ve yükselmeyen ruh da ihtimal çirkef içinde sürünmeye mahkum olacaktır.”          Baktığımız zaman okullarda da bize sorun yaşatan, boş, faydasız hatta zararlı  işlerle uğraşan, öğrencilerin hayatlarında net hedefi olmayan öğrenciler olduğunu görürüz. Bu öğrenci okula niçin geldiğinin ve okumakla ne elde edeceğinin bilincinde değildir.  Ülkesini şekillendirmede üzerine düşen sorumluluğun bilincinde olan öğretmenin görevinin ; her öğrencisine yüksek idealler aşılamak ve başarıyı yakalama adına önlerine hedefler koymak olduğunu düşünüyorum.  

“Neyi başaracağımıza inanıyorsak zihnimizde onun resmini görürüz”

Zihninizdeki resim ve inançlarınız ne kadar güçlü olursa, potansiyelinizi gerçekliğe çevirme şansınız da o kadar artar.   ZİHİNDE CANLANDIRMA ALIŞTIRMASI1-     Kendinize bir hedef seçin. 2-     Bu hedefe ulaştığınızı düşünün. Kendinizi nasıl hissederdiniz ? Bunu yaşayın.3-     Şimdi hedefinizi bir video kasedi gibi zihninizde izleyiniz. 4-     İstediğiniz hedefi, sanki gerçekleşmiş gibi yaşayın. (Bir gün yüksek lisans yapmak istiyorum) demek yerine ( Tarihten Yüksek yüksek lisans yaptım) deyin.           İşlerin ustası olan kişiler, kendilerine seçtikleri hedefe ulaşmak için beyinlerini ve bedenlerini önceden hazırlarlar. Golfçüler, tenisçiler, yüzücüler, koşucular, vb., yani bütün iyi sporcular yapacakları her hareketin provasını önceden ve kusursuz biçimde zihinlerinde yaparlar. Müzüsyenler ve oyuncular sahneye çıkmadan önce, kendilerini mükemmel bir performans sergilerken düşlerler. Siz de istediğiniz şeyin provasını yapmalısınız. Bu öyle kusursuz bir prova olsun ki, zihniniz gerçekle karşılaştığında ne yapacağını bilsin.  6-      İÇ BAŞARIYA ÖNEM VERİR          Dersleri iyi olmayan; takdir ve teşekkür alamamış, her hangi bir üniversiteyi kazanamamış bir kimseyi başarısız kabul ederiz. Gerçekten yanlış ama çocuklarımızın başarısı hep “ders başarısı” olarak algılanıyor. Maalesef aileler övünmek için çocuklarını bitiriyorlar. Okullarımızda “Zayıf getirirsem aileme ne derim”  korkusu içinde çırpınan çocuklar anımsanmayacak sayıda.          Başarı dendiğinde hep “dış başarıyı” algılıyoruz. Dış başarı; başkaları tarafından gözlenebilen “ölçülebilen” nesne ve davranışları içerir. Çocuk için ele alacak olursak; takdir alması, okul birincisi olması, doktor, mühendis v.b. olması gibi. (Maalesef öğretmenliği aileler teşvik etmiyor onun için yazmadım.) Büyükler için ele alacak olursak; parasal yönden zengin olma, şöhrete kavuşma, mevki ve kudret sahibi olma şeklinde ifade edebiliriz.           Birisi “kızım evleniyor” dese, hemen; “damat ne iş yapıyor?” diye sorarız. “Arabası, evi, malı, mülkü var mı?” diye sor, damadın “başarı derecesini” saptamaya çalışırız.          Bu konuyla ilgili; iç ve dış başarıyı çok güzel yansıtan, hepinizin de bildiği güzel bir hikaye sizlere aktarmak istiyorum. HİKAYE: Adamın birinin saygısız, terbiyesiz etrafındakileri üzen bir oğlu varmış. Adam oğluna her seferinde “sen adam olamazsın” dermiş.  Oğlunun da bu laf çok zoruna gidermiş. Oğlu okumuş bir İle vali olmuş ve basına “adam olduğunu” ispatlamak için kendi konumunu görsün diye apar topar  ayağına getirtmiş. Adamcağız öğle ani ve hızlı getirilmiş ki korkmuş ve ürkmüş. Karşısında vali olarak oğlunu görünce şaşırmış. Oğlu babasına: “Baba gördün mü beni?  Sen bana adam olamazsın der dururdun; bak ben vali oldum” demiş. Babası üzgün ve paldır küldür getirilmekten dolayı biraz da kızgın : “Oğlum” demiş. “ Ben sana Vali olamazsın demedim, “adam olamazsın dedim” Eğer adam olsaydın zaten babanı bu şekilde ayağına getirtmezdin” deye cevap vermiş.           Dünya olimpiyatlarında Türkiye’de TÜBİTAK’ ın yapmış olduğu Matematik olimpiyatlarında  Okulumuza peş peşe  madalya getiren bir öğrencim vardı. Ama arkadaşlarıyla  uyumu ve dostluğu yok denecek kadar azdı. Kimseyle konuşmazdı. Sürekli okulun çevresinde tek başına gezerdi. Başarıyı sadece ders başarısı ya da buradaki öğrencimizin olduğu gibi hem ders hem olimpiyat başarısı olarak ele alırsak “çok başarılı” bir gençti. Ama sorarım size İnsanlarla iletişimi çok zayıf olan bu gençle kim evlenmek ister. Evlendi diyelim yarın eşiyle, çocuklarıyla ilişkileri ne kadar iyi olacak.            Öyle insanlar vardır ki, bir takım nedenlerle başarılı bir öğrenci olamamıştır. Ama iş hayatı, ailevi durumu, çevresiyle uyumu mükemmeldir.            Okul hayatı boyunca dersleri zayıf olmasına rağmen; uyumlu bir eş, çocuklarıyla ilgilenen harika bir baba, arkadaşlarının ısrarla aradığı ve sevdiği bir dost olmayı başaran bir kimseyi başarısız mı kabul edeceğiz ? Ya da Profesör olmasına rağmen etrafındaki insanların hepsini küstürmüş, herkesin arkasından lanetler okuduğu bir insanı; sırf “profesör” diye başarılı mı kabul edeceğiz? BAŞARIDA  KABİLİYET VE ZEKA   FARKLILIKLARI               Her insanın her sahada süper ve mükemmel olmasını beklemek çok yanlıştır. Zaten yapılan araştırmalar bunun mümkün olmadığını da gösterir niteliktedir. Herkes her şeyi aynı derecede öğrenememekte ve başaramamaktadır.                Çocukların çeşitli derslere olan yetenekleri ayrı ayrıdır. Her dersten aynı başarıyı beklemek, çocuğu kabiliyetinin olmadığı bir sahada zorlamak ve onu boşu-boşuna gerilim ve stres içine atmak demektir. Bu durumdaki bir çocuğun mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir. Türk-İslam eğitimcilerinden Zernuci de ; “Öğretmenin öğrencisinin kabiliyetlerini keşfetmesi gerektiğini ve eğitim göreceği ilim dalını da buna göre tayin edilmesi gereğini” vurgulamaktadır. Yetenekleri yeterince işlenen her insan mutlu olur. Mutlu olan her insanda başarılı bir yol tutturur. Fakat başarılı olan her insan mutlu değildir. Çocuklarımızın mutluluğu bizce her şeyden daha önemli olmalı.              Seminerlerimde çocuğumuzu tam olarak keşfetmeden, onu gerçek anlamda geliştirip, yetiştirmenin mümkün olmadığını söylerim. Ve Ailelerin çocuklarının dersleri konusunda gösterdikleri hassasiyeti onların davranışları ve kabiliyetleri konusunda göstermediklerini dile getiririm. Ailelerle yaptığınız toplantılarda şu soruları mutlaka her anne-babaya yöneltin ve üzerlerinde düşünmelerini sağlayın. “Acaba çocuklarımızın gerçekten bütün derslere kabiliyetleri aynı düzeyde midir?“Çocuklarımızın bütün derslerden aynı düzeyde başarılı olması mümkün müdür?” “Neden şu anda üniversite sınavlarına girişte sayısal, sözel, dil ve özel kabiliyet diye ayırım yapılmaktadır?”               Ailelere  çocuklarının “farklı ve özel kabiliyetlerle donatılmış olduğu” gerçeğini benimsetmelisiniz. Ve her çocuğun mutlaka doktor, mühendis olamayacağı gerçeğini de...             Bir gün öğretmen arkadaşlarla çocuklarımızın ders durumlarını incelediğimiz bir toplantıda bütün arkadaşlar bir öğrencinin ilgisizliğinden ve bütün derslerinin zayıf olmasından bahsediyorlardı.            Ben dedim ki; -         “Bu öğrencimizin bütün dersleri mi zayıf?” Resim öğretmenimiz;-         “Hocam! Resmi mükemmel ve biliyorsunuz bize resimde il çapında dereceler getiriyor.”      Gerçekten de o çocuğumuz katıldığı resim yarışmalarında bize hep dereceler getiriyordu. Şu an Japonya’ da yapılan bir yarışmaya onun enfes bir resmini gönderdik ve buradan da bir ödül gelmesi beklentisi içindeyiz. Şimdi milyonda bir insanda bulunan sanat sal zekaya sahip böyle bir çocuğumuz, matematik ve sosyal dersi zayıf diye  başarısız mı kabul edilecek? Ne olur! Çocuklarımızın kabiliyetleri doğrultusunda beklenti içinde olalım. Yoksa kabiliyetli olmadıkları sahada onlardan başarı beklersek onları hayal kırıklığına uğratmış, onlara en büyük kötülüğü yapmış oluruz.         Öğretmen olan bir velimiz  seminerimden sonra başından geçen şu ilginç olayı anlatmıştı;            “Matematik dersi zayıf olan bir öğrenciye özel ders veriyorum. Ama çocuğa ders anlatmak ölüm. Benden durmadan izin istiyor. Basit bahanelerle dersten sürekli kaçıyordu. Bir türlü derse konsantre olamıyordu. Daha sonra  (7 veye 8 yıl) onunla karşılaştık. Bana “güzel sanatlara girdiğinden, karakalem resim çalışmalarında Türkiye’ de dereceler kazandığından ve çok mutlu olduğundan” bahsetti. O zaman kendi kendime boşu boşuna o gençle uğraşmışım diye düşünmüştüm. Bana neler çektirmişti.”  Bende velimize ; “Acaba oda sevmediği ve istemediği bir dersi zorla alırken neler çekmişti.” Dedim ve gülüştük.  “İlgiler artan bir gücün işaretleridir.”                                                     John DEWEV            Görüldüğü gibi insanların ilgi duydukları konular üzerinde çalışma yapmaları “başarılı olmalarında”  çok önemli bir unsurdur. İnsanlar gereksinme duymadığı ve istemedikleri bir şeyi öğrenmeye zorlanırsa sonucun sadece zaman ve emek kaybına yol açtığı görülecektir. İlgi öğrenmeyi kolaylaştırır. Çünkü öğrenciler tüm güç ve kuvvetlerini ilgi duydukları konuya yöneltirler. Bir bakıma ilgi, öğrencinin konuyu öğrenmeye istekli olduğunu, hatta kolay öğrenme süreci içinde bulunduğunu gösteren en önemli işarettir. İlgisiz çalışan başarılı olamaz.              Dersleri zayıf ve başarısız kabul edilen bir öğrencimizin; çok zor olan, bölüm atlamalı bilgisayar oyununda rakipsiz olduğunu gördüm. O oyuna tüm ilgi ve gücünü veriyordu. Aynı ilgiyi derslere vermesini sağlayabilsek istenilen başarıyı çok rahat yakalayabilir diye düşünüyorum.               Çocuklarımızın başarılı ve mutlu olmasını istiyorsak onları ilgi duydukları konulara yönlendirmeliyiz.                  Bu konuda tanınmış tambur üstadı ve bestekar Selahattin Pınar’ ın hayatı güzel bir örnek; Selahhattin Pınar’ ın sevmediği ve istemediği bir bölüm olan Hukuk Fakültesine  yargıç olan babası ısrarla gitmesini istemektedir. Onun ısrarları ile hukuk fakültesine yazılır. Fakat çok ilgi duyduğu konservatuara da gizlice devam eder. Bir gün okul idaresinden gelen takdir ve tebrik yazısının müzik üstüne olduğunu gören babası, deliye döner. Bağırır, çağırır. Müzikle uğraşmayı soyuna hakaret sayar.             Fakat Selahattin Pınar, gene de müzisyen olur. Böylece sanat başarılarından hem kendisi, hem de insanlık yararlandı.                Seminer için Makedonya’ ya gittiğimde tanıştığım, çok renkli ve sempatik bir insan olan İlhami bey; Makedonya’ nın milli şairi ve yirmiye yakın kitabı olan yazar. Edebiyat tutkunu bir insan. Onunla “insanların sevdikleri meslekleri yapmaları” konusunda  sohbet ediyoruz. İlhami bey şunları anlatıyor. Yugostavya savaştan çıkmış kalkınması adına Ekonomistlere ihtiyacı var ve devlet iktisat-işletmeyi teşvik ediyor. Bu bölümlerde okuyanlara burslar ödüyor ve çıkar çıkmaz da iş garantisi veriyor. Ben edebiyata tutkunum ve edebiyattan başka bir şey düşünmüyorum. Babamın “geleceğimi kurtarma adına” ekonomi okumam gerektiği ısrarı ve baskısı var. Ben de onu kırmadım ve okudum. Ama edebiyatı da bu arada bırakmadım ve onu da bitirdim. Ekonomi diplomamı babama götürüp verdim ama hiçbir şekilde o sahaya ilgi duymadım ve çalışmadım. Sonuçta edebiyat benim aşkımdı ve onu hiçbir zaman bırakmadım” diyor. Sevdiği sahada çalışmanın verdiği coşkuyu ve üretkenliği görmüştüm İlhami beyin yetmişi aşmış yaşına rağmen dinç kalmasının ardında.            Elektirik deyince akla ilk gelecek bilgin Faraday’ ın hayatı da ilgi alanı yönelmiş bir insanın ne noktaya gelebileceğini göstermesi adına ilginçtir.          Profesör Faraday’ ın on dokuz yaşına kadar bir baltaya sap olmadığı, belirgin bir öğretim görmediği bir gerçektir. Bu sıralarda bir ciltçinin yanında çıraklık yaparak hayatını kazanmaktadır.          Günün birinde Royal Enstitüsü öğrencisinin cilt için getirdiği ansiklopediyi karıştıran Faraday, elektrik konusunu çok ilginç bulur. Tekrar tekrar okur, öğrendiklerini deneyimlere yeltenir.         Faraday’ ın bu basit uğraşları, kitabını almak için gelen öğrencinin dikkatini çeker. Kendini okula davet eder. Bilgin Sir Humphry elektrik üzerine dört konferans verecektir. Dinlemesini önerir.        Buna çok sevinen Faraday, konferansları istekle takip eder. Aldığı notları doğruluğunu anlamak için hocasından kontrolünü rica eder. Anlattıklarının tamamen yazıldığını ve anlaşıldığını gören konferansçı, notların sahibinin bir cilt evinde çırak olduğunu öğrenince hayretler içinde kalır.         Elektrik bilgisini geliştirmeye azimli olan Faraday, Royal Enstitüsüne asistan alınır. Profesör olur. Fizik, kimya bilimlerinde ortaya koyduğu kanunlarla medeniyete büyük katkıda bulunur.            Kim bilir anne-babaları tarafından istemedikleri mesleklere zorlanan kaç tane öğrencimiz var çevremizde bizlerden yardım bekleyen. İlgi duymadığı ve kabiliyeti olmadığı sahada ailelerin çocuklarını zorlamasının yanlışlığını mutlaka onlara anlatmak zorundayız. Aileleri bu konuda bilinçlendirmekte tabi ki biz öğretmenlere düşmektedir.   ÇOKLU ZEKA              Eskiden IQ testleri çok popülerdi ve her aile acaba benim çocuğumun IQ’ su kaç diye merak eder ölçtürme yolları arardı Ve IQ’ su yüksek olan çocuğun hayatta başarılı olacağı düşüncesi hakimdi. Ama günümüzde bir başka yükselen değer ortaya çıktı EQ (Duygusal zeka). Yeni yapılan araştırmalar gösteriyor ki, insan yeteneğinin gerçek ölçüsü sadece IQ zeka seviyesi değil, esasen EQ hisleri veya duygusal gücüdür. Zekanın insan başarısındaki rolü ise sadece yüzde yirmidir. ABD’ de şu yapılan araştırmalar sonucunda  EQ’ su yüksek olan insanların daha başarılı olduğu ortaya çıkmış durumda ve şirketler alacakları insanları EQ düzeyine göre seçmekte.                            Öğrencilerin her biri apayrı bir dünya. Kimi içine kapanık, kimi çok konuşkan, kimi alıngan, kimi umursamaz, kimi aktif ve hırslı, kiminin parmağı sürekli havada, kimi hiç parmak kaldırmaz. Bu ayrı dünyaları keşfedin ve ona göre yönlendirin.  

7-      ÖĞRENCİLERİNE “KENDİNE GÜVEN, CESARET VE UMUT” AŞILAR

 “İnanç ve ümit olmadıkça hiçbir şey yapılamaz.”                                                                  NIETZSCHE              Başarısızlık nedeni anketinde bazı öğrencilerin neden başarısız oldukları sorusuna “başaramayacağıma inandığım derslere çalışmak istememem” cevabını vermeleri beni hep üzmüştür. Başaramayacağı inancında olan bir insanın başarılı olması mümkün mü? “Hayatta ne isterseniz onu alırsınız” diyor A. MONTAPERT. Öğrencilerimizi başarısızlığı isteyen değil, başarıyı arzulayan insanlar haline getirmeliyiz.      “Kendi kabiliyetine inan, Tanrı’ ya inandığın gibi.Senin ruhun büyük bir bütünün parçasıdır.Sendeki kuvvetler, Engin derya kadar geniş ve dipsizdir.Ruhun sükut içinde, Elmas adalarında dolaşıyor.O adaları keşfet ve işlet.Fakat rüzgarlara kapılmamak için, İrade dümenini kullan.Yaratıcıya ve kendine inanırsan, Sendeki kuvvete kimse sınır çizemez.En büyük seferler senin olabilir, İleri!..ileri!..”                      W. WILCOK             Ancak kendini güveni olanlar başarıya ulaşabileceği gerçeğini Emile COVE şu şekilde dile getiriyor; “Mümkün olan bir şeyi yapabileceğinize kendinizi inandırırsanız, ne kadar güç olursa olsun, onu başarırsınız. Fakat en basit işi,  yapamayacağınızı sanırsanız, onu yapmanıza olanak kalmaz. Küçük tepecikler bile karşınıza dağlar gibi dikilir.”           “İnanç  yapma gücünü harekete geçirir.”  İnanın, gerçekten inanın, başarabilirsiniz ve başaracaksınız. Çünkü inanç, güçlü inanç, aklı yol ve yöntemler ile nasıl yapılırı bulmak üzere harekete geçirir. Baktığımız zaman büyük işler başaran insanların her zaman hayallerini gerçekleştirebilmek için inatla  ve dirençle başarısızlıkların karşısında direnen kişiler olduğunu görürüz.”            İdeal öğretmen öğrencisinin ümitsizliğe düşmesine müsaade etmez. Onu her zaman yüreklendirir. Sorduğu sorularla onları sınavlarda “dökmeyi” değil, öğretmeyi ve daha çok gayret etmelerini sağlamayı hedefler. Umudunu yitiren insanın, hayatta başarabileceği hiçbir şeyin olmayacağını bilir. Umudun ne kadar önemli bir değer olduğunu göstermesi adı bir hikaye, KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜKüçük istavrit yiyecek bir şey sanıp, hızla atıldı çapariyeÖnce müthiş bir acı duydu dudağında Gümbür gümbür oldu yüreğiSonra hızla çekildi yukarı Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünüNeye benzerdi acep gökyüzüBir yanda ölüm korkusu“Dudağı yanıklar” denir, şanslıdır onlarHani görüp de gökyüzünü, insanı,Oltadan son anda kurtulanlar.Ne çare balıkçının  parmakları hoyratça kavradı onuKüçük istavrit anladı; yolun sonuKoca denizlere sığmadı yüreğiOysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende Cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüreğiBir kedi yalanarak baktı gözünün içineYavaşça karardı dünyaBaşı da dönüyorduSon bir kez düşündü derin maviyiBeyaz mercanı bir de yeşil yosunuİşte tam o sırada eğilip aldım onuYürüdüm deniz kenarınaBir öpücük kondurdum başına İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldımDenizin sularınaBir an öylece bakakaldıSonra sevinçle dibe daldı.Gitti, tüm kederimi söküp atarakTeşekkürü de ihmal etmemiştiBirkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarakBalıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzümeSorar gibiydiler, “neden yaptı bunu” diye“Bir gün” dedim “Bulursam kendimiYeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, Son ana kadar hep bir umudum olsun diye.”         Hiçbir zaman öğrencilerinize umutsuzluk yaşatmayın, mutlaka her zaman hayattan beklentileri olsun.  ÖĞRENILMIŞ CARESIZLIK “Tüm düşlerimiz gerçekleşebilir, eğer onları kovalayabilecek cesareti kendimizde bulursak.”                                                                                                                                 Walt Disney ·        Walt Disney  Bataklık üzerine müthiş bir eğlence merkezi kurma kararı alıyor. Para için bankaları dolaşıyor tam  300. Bankadan kredi alabiliyor.   “ Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü  vaz gecilen her yanlış girişim, ileri doğru atılmış yeni bir adımdır.”                                                                                                                                                                                                                                     Thomas EDISON                           ·        Edison’ un Asistanı: “ 700. denemede de başarısız olduk “dediğinde Edison:  “ Hayır, başarısız olmadık , yapmamamız gereken  700 şey öğrendik.” diye cevap veriyor. ·        Bernard Shaw, yalnız beş yıl boyunca okula gitmiş olmasına rağmen, öylesine ünlü bir yazar olmuştur ki, 1925’ de Nobel Edebiyat Ödülü’ ne layık görülmüştür.       İlk olarak, bir mağazanın muhasebe kayıtlarını tutmakla işe başlamış, sonra dört yıl süreyle veznedarlık yapmış. Bu arada yazarlıkla geçinmeye karar vermiş ve tam beş adet romanı artarda yazmış. Bunları İngiltere ve Amerika’ da ki  yayın evlerine yollamış, hepsinden de red cevabı almış; ama yinede ümitsizliğe kapılmamıştır. Kendini tiyatro eleştirmenliğine vermiş , onda da başarılı olamamıştır.       Denemelerinden vazgeçmeyerek, çalışmaya ve bu arada kendini geliştirmeye devam etmiş. Bu çabaları 21yıl  süren Shaw, sonuçta bir dramaturg olarak tanınıp,ün kazanmıştır.   Tüm başarılı insanlar, başarının engellemenin öbür tarafında filiz verdiğini bilirler.                                                                                   Anthony ROBBINS “Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır...Sadece pes etmişlerdir.”                                                                                 Poul J. MEYER ·        Morgan Freeman : “21 yaşından beri bir duvara tosluyordum. Kendimi bildim bileli oyuncu olmak istedim. Araştırdım umut ettim, çaresizlik içinde yalvardım.” diyen  Freeman, ın ilk ciddi beyaz perde deneyimi, 50 yaşındayken oynadığı “Street Smart”  taki muhabbet tellalı rolüydü. (1998 itibariyle) Bu gün 61 yaşında olan aktör Hollwood’ un en çok arananı olmayı başarmıştır. FİLİMLERİ: “Driving Miss Daisy, Seven/ Yedi , Amistad, Kiss The Girls, Deep Impact/ Derin Darbe, Hard Rain, Unforgiven, Robin Hood, Glory/Zafer,  The Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli.  KARARLILIK GENELLİKLE BAŞARI GETİRİR. ·        Esaretin bedeli filminde Tim Robins (Endy) kütüphaneye 6 yıl boyunca kitap almak için para istiyor  6. Yılın sonunda istediğini devlet dikkate alıyor. Ve ona 200 dolar para gönderiyorlar. ( her hafta bir mektup gönderiyor bu da 312 mektup eder.) Endy bundan sonra her hafta iki mektub birden göndermeye başlıyor. Ve onu 200 dolarlık çekle başlarından atamayacaklarını anlıyorlar 500 dolarlık bir çek daha gönderiyorlar.  *   Wright Kardeşler’in uçağı keşfetmelerindeki yüreklilik ve kararlıklıklarına ne demeli? Dört yıl boyunca, şiddetli rüzğarlara ve bir çok kazaya direnerek, dayanılmaz koşullarda projelerini tasarladılar, kurdular, denediler. Ya şöyle deselerdi: “Zor dostum, zor! Haydi eve gidip unutalım bunu.” Yaşamları pahasına, düşlerinin yolunu izleyerek uğraştıkları bisiklet işinden de olmuşlardı. Ya şöyle deselerdi: “İşimizden olmaya deymez.” O zaman dünyanın her yerini bu kadar ziyaret edebilir miydik? *    Sylvest er  Stallone  Artistlik bürosuna baş vurduğunda “ Hey! Sen bizim tam aradığımız insansın. Hemen gel, sana bir filimde rol verelim.” mi dediler sanıyorsunuz? HAYIR. Sylvester başarıya ulaşıncaya kadar rol üstüne ret cevaplarına dayanma gücü gösterdi. O işe başladığında binden fazla ret cevabıyla karşılaştı. O Newyork’ ta bulabildiği tüm artistlik bürolarına baş vurdu ve hepsinden de HAYIR cevabı aldı. Fakat O; zorlamaya denemeye devam etti. Ve sonunda “Rocky” filmini yaptı. O bin kez hayır cevabı almasına rağmen, bin birinci kapıyı çalma cesaretini göstermiştir.       Siz ne kadar HAYIR cevabına dayana bilirsiniz?                         Başarısızlık nedenleri :         “Tamam bir deneyeyim ama bu işin olacağını sanmıyorum”  tavrı başarısızlığı getirir.  Başarı inancın olduğu yerde vardır.

   Yapılan anketlerde “Başaramayacağıma inandığım derslere çalışmak istemediğimden”  maddesini  işaretleyen öğrenci ne yapabilir ki ?

 

          Endişeleri düşünürsen başarısız olursun. Hep zaferi düşünmelisin.

                      “İnsanlara inanırsanız olanaksızı başarırlar.”

                                                                                  Nancy DORNAN

 

                                Çocuklarımızı yenilgiye biz mi hazırlıyoruz?

             Tommy okulda bazı zorluklarla karşı karşıyadır. Sürekli sorular sorar, ama derslere yetişemez. Ne zaman bir şey denese başarısızlığa uğrar.Öğretmeni sonunda pes eder ve annesine onun öğrenemediğini ve asla bir yere varamayacağını söyler. Ama Tommy’ nin oğluna inanmaktadır. Evde oğluna ders vermeye başlar ve ne zaman başarısızlığa uğrasa ona umut ve tekrar denemesi için cesaret verir.            Peki Tommy ‘ ye ne oldu dersiniz. O bir mucit oldu. Bin kadar patentin sahibi haline geldi. Bunların arasında fonograf ve ilk akkorlu elektrik ampulü de vardır. Onun adı Thomas Edison’ du.            Eğer çocuklarımıza cesaret ve umut verirsek ne kadar ileriye gideceklerini kimse söyleyemez.             Yıllar önce insanların acıya dayanıklılığını ölçmeyi amaçlayan bir deney yapılmış.           Psikologlar bir insanın içi buz dolu bir kovaya ayaklarını çıplak olarak sokmalarını istemişler ve ne kadar dayanabildiklerini ölçmüşler.          Sadece bir faktörün bazı insanların diğerlerinden iki kat daha fazla dayanabilmelerini sağladığını görmüşler. Bu faktörün ne olduğunu biliyor musunuz.? CESARET. Yanında kendine cesaret veren biri olan denekler, diğerlerine oranla acıya daha fazla katlanmışlar. Bir insan kendisine cesaret verildiğini hissettiğinde , olanaksız şeylere bile katlanabilir ve inanılmaz güçlükleri yenebilir.

 

    * Adını  belki duymuş  olabileceğiniz  bir genç,  ünlü müzisyen olma  rüyasını daha fazla  ertelemek  istemediğine karar vererek okuldan belge almıştı. Ama rüyası  o kadar da  çabuk  gerçekleşmedi. Yirmi iki yaşına geldiğinde,yanlış bir karar verdiğinden korkmaya başlamıştı. Belki de onun müziğini  hiçbir zaman ,hiç kimse sevmeyecekti. Barlarda piyano çalıyordu, cebinde meteliği yoktu. Evsiz de kaldığı  için geceleri çamaşırhanelerde sabahlıyordu . Büsbütün parçalanmasını önleyen tek  şey  ,romantik ilişkisiydi. Ama o sırada,sevgilisi de onu bırakmaya karar verdi. Kızın  gidişi ,onu  uçuruma iten son etken oldu. Bir daha onun kadar güzel bir kadın bulamayacağına odaklandı. Bu durum ona bir tek  şeyi  ifade ediyordu; (hayatı artık bitmişti.)İntihar etmeye kadar verdi. Bereket versin  yapmadan önce elindeki opsiyonları yeniden bir düşündü ,akıl hastanesine yatmayı  seçti. Orada geçirdiği  zaman  içinde ,esas  sorunların  ne  olduğu  konusunda bazı  referanslar edindi. Sonradan sık sık “Ahh, bir daha asla o kadar aşağıya kaymayacağım” derdi. Bugün ise “Attığım  en iyi adımlardan biriydi,çünkü ne olursa olsun ,ben artık hiçbir şey için kendine acıma yolunu  seçmem.” Adanmışlığını diriltip uzun  vadeli  rüyasını yeniden kovalamaya  başladı  ve sonunda  istediğine  ulaştı. Adını mı  bilmek  istiyorsunuz  ? BİLLY JOEL.      Milyonlarca  hayranı  tarafından tapılan ,süper-manken Christe  Brinkley le evlenen  bu adamın ,bir zamanlar   müziğini  kalitesinden  kuşku  duyduğuna, giden  sevgilisi  kadar  güzel  bir  kız  bulamayacağına  kaygılandığına  inana  biliyor musunuz?          Unutulmaması  gereken  nokta, kısa dönemde  imkansız  görülen  şeyin,uzun dönemde  fenomen  sayılacak  bir  başarıya  ve  mutluluğa  dönüşebilmesidir. BİLLY  JOEL’ in kendini  depresyondan  kurtarması, hayatımızın  her  anında hepimizin  kontrolünde  bulunan  üç  karar sayesinde  olmuştur:1.    Ne ye odaklanmalı?2.     Olup  bitenler  ne kadar  anlam taşıyor?3.     Bir  de bizi ne sınırlıyor? Gözüken  zorluklara  rağmen  neler  yapmak  gerek? Standartlarını  yükseltip  onları  yeni  inançlarıyla  desteklemiş,  uygulaması  gerektiğine  inandığı stratejileri  de  uygulanmıştır.                           *     İnandığı bir hedefe odaklandığında, hayatında birçok şeyi değiştireceğini bilen biri”. İşçi  Colonel  Sanders.               Otoyolun kenarında bir lokantası vardı. Otoyol başka bir yere taşınınca lokantası iflasla burun buruna geldi. Ama o endişeye kapılmadı. Çünkü o biliyordu ki, endişelenmesi veya paniğe kapılması ona hiçbir şey kazandırmayacaktı. Onun için asla olumsuz düşüncelere fırsat vermedi. İşe başladığında ne kadar sermayesi vardı biliyor musunuz? Sadece bir piliç tarifi.               Lokanta sahiplerine piliç tarifi satarak onlardan pirim almak size mantıklı geliyor mu? Ama bu iş Sanders’ in odaklandığı konuydu. O bunun hayatında bir fark yaratacağına inanıyordu.               Kendinizi bir test edin. Böyle bir işi yapmak istiyorsunuz; acaba bu tarifi satmak için kaç lokantaya gidersiniz?               Sanders’ in aldığı her hayır cevabı onu daha çok kamçılıyordu. “Bulacağım!” diyordu, “benimle iş yapacak lokantayı bulacağım!”.               Tüm A.B.D.2 yi dolaşmıştı neredeyse. Geceleri arabasında yatıyordu. Hiç de rahat sayılmazdı, ama o buna aldırmıyordu. O hedefine odaklanmıştı aradığı lokantayı bulacaktı. 1009’ cu lokanta sahibiyle konuşurken Sanders ‘ ın beklediği şey oldu. Adam bu projeye ilgi gösterdi. Lokanta sahibiyle saatlerce konuştular. Lokanta sahibi hayalci bir insana “Evet” dedi. Evet cevabıyla birlikte Kentucky Fried Chicken efsanesi yazılmaya başladı. “ Bu gün kendine ne söylersen, yarın o olursun.”                                                                Roz TOWNSEND  ·        Çağrışım Eğitim Danışmanlık Hizmetlerini kuran Oğuz SAYGIN’ a  200’ cü sanayici projesi için evet dedi. ·        Doğada gördüğü olumlu bir örnekten ilham alan 14. Yüzyıl Moğol imparatoru Cengiz Han’ ın öyküsü oldukça ilginçtir.               Ordusu, güçlü bir düşman tarafından dağıtılmış. Düşman askerleri civarı gözden geçirirken, imparator terkedilmiş bir ağıda saklanıyormuş.               Orada yatar ve kendini umutsuz ve mahzun hissederken, bir karıncanın bir mısır tanesini dik bir duvarın diğer yanına taşımaya çalışmasını seyretmiş. Mısır tanesi, karıncadan daha büyükmüş. Karınca, taneyi duvarın üstüne tam altmış dokuz kez taşımaya çalışmış. Altmış dokuz kez geriye düşmüş. Yetmişinci denemesinde, mısır tanesini tepeden diğer tarafa itmiş.         Cengiz Han bağırarak ayağa sıçramış! O yılmaması gerektiğini anlamış. Kuvvetlerini toplamış ve düşmana savaş açmış. Sonunda imparatorluğu, Karadeniz’ den , yukarı Ganj nehrine kadar uzanmış. ·        Mamatha Gandi  İnsanlar uzun müddet kolonici süper-devlet İngiltere’yi topraklarından çıkarmanın mümkün olmayacağına inanmışlardı. Gandi onların yanıldığını kanıtladı. Bu süreç uzun sürdü ve Gandi pek çok güçlüklerle karşılaştı, ama o pes etmedi sonunda inandığını gerçekleştirdi.   İltifat bir fincan kahveye benzer. Gönül alır.’’                                                 DAVİD J . SCHWARTZ“İnsan doğasının en derin ilkesi taktir edilmeye duyulan iştahtır.’’                                     WİLLAM JAMES“Her insan iltifattan hoşlanır.’’                      LINKOLN“Takdir edilerek ve tasdiklenerek yetiştirilmiş olan çocuklar, sürekli eleştirilen çocuklardan daha mutlu, daha üretken ve daha itaatkar olurlar.                                                    Zig ZIGLAR                                                                                  “Takdir etkili bir kendine güven geliştirme yöntemidir.”   Zig ZIGLAR           Bir satıcı bütün gününü müşterisine dil dökerek geçiriyor, ama eve geldiğinde eşine ve çocuğuna karşı hemen kabalaşıveriyor.           Bir doktor gününü hastalarına  ilgi gösterip onlara karşı şefkatli davranarak geçirirken, evine yorgun argın gelip bütün hırsını çocuklarından çıkarıyor.  Dışta” kazanıyoruz ama  maalesef ”içte” kaybediyoruz. İçte kaybettikten sonra kazanmanın ne anlamı var.           Hepimiz içten takdiri özleriz. İçten bir dille övülmekten hoşlanırız. Ama bununla pek eder karşılaşırız. Oysa övgü mucizevi bir güçtür. Övgüden aldığımız şevk, aldatmaca değildir. Sadece sizin hayal ettiğiniz bir durumda değildir. Bilim tarafından henüz anlaşılamamış bir nedenle, övgü;gerçek fiziksel enerji açığa çıkarmaktadır.           New Jersey’ deki Vineland Eğitim okulunda psikolog Dr. Henry H.GODDARD “ergograf” olarak adlandırdığı bir aygıt kullanarak yorgunluk ölçerdi. Yorulmuş çocuklar bir miktar övgü ve takdire tabi tutulduklarında, ergograf enerjide ani bir sıçrama gösterdi. Çocuklar eleştirildiği ve cesaretsizliğe itildiğinde ergograf  da fiziksel enerjilerinin birden bire düştüğünü haber verir. Yani bilim övgünün gücünü açıklayamasa da onu ölçebilmektedir.           İş yaşamında övgünün gücünden bahsederken Charles G. NİCHOLS, eskiden başkanı olduğu ‘Ulusal Kuru Üzüm Üreticileri Birliği’ tarafından yürütülen ülke çapındaki bir anketten söz etmişti. Binlerce çalışan ve iş verenden, çalışanlar için önemli olduğunu düşündükleri etmenleri önem sırasına göre sıralamaları istenmişti. Çalışanların kendi listesinde büyük ölçüde birinci sırada yer alan etmen “işin beğenilmesiydi”. Patronlar aynı hususu yedinci sıraya koymuştu. Açıkça görüldüğü gibi pek azımız, bir çalışanın yaptığı işin beğenilmesinin, ona iyi yapılmış bir iş için övgü ve takdir etmenin ne derece önemli olduğunun farkındayız.          Çocuğumuzun yaptığı bir resmi onu takdir ederek ve överek hiç inceledik mi ? Ya da eşimizin tüm gününü harcayarak bizim için yaptığı keki ?           Takdir etmek o kadar etkilidir ki dünya çapında tanınmış olan Suzuki keman çalmayı öğretirken, ilk olarak 2,3 ve 4 yaşındaki çocuklara nasıl referans yapmaları ve selam vermeleri gerektiğini öğretmektedir. Suzuki, çocukların verdikleri her selamda seyircilerin onları alkışlayacaklarını bilir. Ve “takdir etmek, çocukların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan en önemli güdeleyicidir.”            İnsanlar her yerde evde, işte, okulda, fabrikada övgü ve takdir edilmeye açlık duyar. Onlara açlığını çekmekte oldukları şeyi verdiğimizde, bizim de onlardan istediklerimizi, beceri olsun, iş gücü olsun, fikirler, işbirliği, her ne olursa olsun bize vermede bize cömertçe sunmada çok daha istekli davranmalarını sağlamış oluruz.   Onları cesaretlendirin, onları motive edin eğer böyle yaparsanız;1- Aranızda köprü kurulur.       2- Onların “kendilerine duydukları güvenleri” ve “kendilerine verdikleri değerleri” artar.          Onların beğenilecek, taktir edilecek yönlerini bulun, kendilerine bunları belli ederek iltifatta bulunun. Yaptıkları her olumlu atılımı kutlayın. Çünkü bütün insanlar övülmek, iltifat edilmek, fark edilmek, sevilmek, sayılmak ve saygınlaşmak için çalışırlar. Kendilerini iyi hisseden insanlar iyi işler yaparlar.Bir öğrencimiz kendi test sonucu kötü olduğu için, arkadaşının test kağıdını gizlice alarak evlerine götürür. Kağıdın üzerindeki ismi güzelce siler ve yerine kendi ismini yazar. Annesine götürdüğünde annesi sevinçle karşılar ve “aferin oğluma ne güzel yanlışsız bir kağıt getirmiş” diye iltifatta bulunur. Daha sonra öğretmenle görüşülünce olay ortaya çıkar. Çocuğu bana getirdiklerinde; Neden böyle bir şey yaptığını sordum ? Bana dedi ki; “Beni övsünler, beni sevsinler” diye . İnsanlar sevilmek ve övülmek için her şeyi yaparlar. 
       Onlara herkes içinde iltifat edin ama eleştirinizi yalnız olduğunuz bir zamanda yapmayı tercih edin.
 
  İltifat, bir fincan kahveye benzer. Gönülleri alır, içi ısıtır. İltifatın değeri iltifatın miktarına, türüne, yerine, zamanına, üslubuna ve iltifat edilen kişiye bağlıdır.
 
  İltifatınızın başarınıza katkıda bulunmasını istiyorsanız, hak eden kimseden iltifatınızı esirgemeyin.
            Cesaret vermek insanların zayıflıklarını görmezlikten gelip, güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır. Çocuklarınıza ne kadar değerli olduklarını ve her şeyi başarabileceklerini söyleyin muhtemelen yapacaklardır  Yıllar önce insanların acıya dayanıklılığını ölçmeyi amaçlayan bir deney yapılmış;           Psikologlar bir insanın içi buz dolu bir kovaya ayaklarını çıplak olarak sokmalarını istemişler ve ne kadar dayanabildiklerini ölçmüşler.          Sadece bir faktörün bazı insanların diğerlerinden iki kat daha fazla dayanabilmelerini sağladığını görmüşler. Bu faktörün ne olduğunu biliyor musunuz.? CESARET. Yanında kendine cesaret veren biri olan denekler, diğerlerine oranla acıya daha fazla katlanmışlar.Bir insan kendisine cesaret verildiğini hissettiğinde , olanaksız şeylere bile katlanabilir ve inanılmaz güçlükleri yenebilir.            Eğer çocuklarımıza cesaret ve umut verirsek ne kadar ileriye gideceklerini kimse söyleyemez.

 

       “İnsanlara inanırsanız olanaksızı başarırlar.”

                                 Nancy DORNAN

 
  Çocuklarımızı yenilgiye biz mi hazırlıyoruz?Tommy okulda bazı zorluklarla karşı karşıyadır. Sürekli sorular sorar, ama derslere yetişemez. Ne zaman bir şey denese başarısızlığa uğrar.Öğretmeni sonunda pes eder ve annesine onun öğrenemediğini ve asla bir yere varamayacağını söyler. Ama Tommy’ nin oğluna inanmaktadır. Evde oğluna ders vermeye başlar ve ne zaman başarısızlığa uğrasa ona umut ve tekrar denemesi için cesaret verir. Peki Tommy ‘ ye ne oldu dersiniz. O bir mucit oldu. Bin kadar patentin sahibi haline geldi. Bunların arasında fonograf ve ilk akkorlu elektrik ampulü de vardır. Onun adı Thomas Edison’ du.
  8-      ÖĞRENCİLERİNE “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” YAŞATMAZ 

BİR HİKAYE

                Bu,  bir kartal  yumurtası bulup onu kır tavuklarının yuvasına koyan genç bir Amerikan kızılderilisinin  hikayesi.

         Kartal yumurtadan çıkar civcivlere katılır. Tabii muhteşem renkleri, iri ve güçlü kanatlarıyla diğerlerinden farklıdır, ama diğer tavuklardan biri olduğuna inanarak büyür. Pislikleri eşeler, tohumları gagalar, gıdaklar, birkaç santim zıplayıp yeni bir şey gagalamak için kanatlarını döver . Çünkü tavuklar böyle yapıyordur.

         Bir gün gökyüzüne bakar ve inanılmaz bir yetenekle yelken uçuşu yapan muhteşem bir kuş görür.”Ne güzel bir kuş ! Nedir bu? “ diye sorar.

         “O bir kartal, “ cevabını verir tavuklardan biri, “bütün kuşların reisi. Ama aklına getirmeye bile kalkma, asla onun gibi uçamazsın.”

          Sonunda kartal bir kır tavuğu olduğunu düşünerek ölür.

 

“Yenildiğine inanırsan, buna uzun süre inanırsan sonunda yenilgi bir gerçek olur.”                                                   Norman  Vincent  PEALE

  “Oyuna tekrar girin. Oyuna tekrar giremezseniz, başarı şansınız olmaz.”  ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK : Bu kavram bize başarısızlığın kesinlikle öğrenilmiş olduğunu gösteriyor.     Köpek balığı, diğer balığı yemesin diye araya cam bölme konuluyor. Köpekbalığı diğer balığı yemek için  çabalayıp duruyor.  28 saat sonra köpekbalığı, aradaki cam bölme kaldırılmış olmasına rağmen, balığı yemekten vazgeçiyor. Çünkü benim bu balığı yemem mümkün değil diye düşünüyor.    İnsanlar da böyle olabilir. Başarısız olacağınıza gerçekten inanıyorsanız, görüşünüzü sınırlamış olursunuz. Bunu düşünün. Büyük hayaller görmeye hazır olun ve sınırlarınızı deneyin. Gücünüzü hapsetmeyin.   ·        ÇÖZÜMÜ OLMAYAN    3 SORU·        KİTAP TEKMELEYEN ÖĞRENCİ YARAMAZ ÇOCUK BABAYA ŞİKAYET EDİLMELİ Mİ?

“İyiyi” duyan baba ne hisseder ?

“Kötüyü” duyan baba ne hisseder?KURAL: HERKEZ ÇOCUĞUYLA ÖVÜNMEK İSTER

 

 9-      ÖĞRENCİLERİNİ TANIR, KABİLİYETLERİNİ KEŞFEDER ONA GÖRE YÖNLENDİRİR ÖĞRENCİYİ TANIMA         Öğrencisini tanımadan , onu nasıl yetiştireceği konusunda yeterli uzman bilgiye sahip olmadan onu eğitmeye kalkışan bir öğretmen onları yetiştireyim derken, onların yeteneklerini yok edip öldürebilir. Böyle bir durum başarısızlıktan öte bir facia, bir katliam olur.         İdeal öğretmen, sayısı ne kadar olursa olsun, dersine girdiği öğrencilerini iyi tanımaya çalışır. Onları ders dışında ve içinde sürekli gözlemler. Arkadaşlarıyla oyun oynarken nasıl, büyükleriyle konuşurken nasıl, ders esnasında nasıl diye tek tek ele alır. Onları daha iyi tanımak için bizzat onlarla ayrı-ayrı meşgul olur. Onlara yakın davranır, kendini onlardan uzakta ve üstün; fil dişi kulelerde görmez.  Her zaman onların arasında ve içindedir. Teneffüslerde  kantinde zaman-zaman farklı-farklı gruplarla oturur çay içer sohbet eder. Onlarla bir aradayken onlara gereken değeri verir, onları ciddiye alarak dinler. Şunu çok iyi bilir ki “Öğrencisini tanımayan öğretmen, dersin öğretmeni fakat öğrencisinin öğretmeni değildir.”  Eğer öğrencisini küçümser, önemsemez , sert davranır ve kırıcı tenkitte bulunursa daha başlangıçta aralarında uçurum oluşmasına sebep olacağını bilir. Öğretmenle öğrenci arasında uçurum oluşması öğrencinin öğretmenden uzaklaşmasına onunla hiçbir şekilde iç dünyasını paylaşmamasına sebep olur. Eğer öğrenciniz sizinle yürekten iç dünyasını paylaşmıyorsa onu tanımanız da oldukça zordur. ÖĞRENCİYİ TANIMADA REHBERLİK SERVİSLERİNDEN İSTİFADE         Her zaman bütün öğrencileri kendi gözlemlerinizle tanımanız mümkün değildir. Okul bünyesindeki rehberlik servislerinden mutlaka istifade edilmelidir. Onların uyguladığı test, anket, otobiyografi, sosyametri uygulamaları incelenmeli ve göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece öğrencinin görmediğiniz ve bilmediğiniz yönleri hakkında bilgi edinmiş olursunuz. ÖĞRENCİYİ TANIMADA AİLELERİNDEN İSTİFADE          Çocukların okuldaki durumlarının velilere yansıtılması ve okul dışındaki durumları hakkında bilgi edinilmesi için veli diyaloğu şarttır. Bu eğitim ve öğretimin verimliliğini arttıracaktır. Bunun için öğretmen ile öğrenci velileri arasında iletişim kurulmalı ve geliştirilmelidir. Ailesiyle öğretmeninin yakın diyaloğu, öğrencinin öğretmene karşı sevgi ve saygısını arttıracağı gibi söz ve davranışlarına çekidüzen vermesini de sağlayacaktır.          Veli toplantılarına her velinin düzenli gelmesi sağlanmalıdır. Bunun için mutlaka veli her geldiğinde çocuğu hakkında doyurucu ve onu diğer velilerin yanında küçük düşmeyeceği şekilde bilgilendirilmelidir. Öğretmen seminerlerimde veli toplantılarına olan katılımı sorduğumda her yerde “katılımın çok düşük olduğu ve gelenlerin zaten dersleri iyi olan çocukların velileri olduğu”  cevabını alıyorum neden acaba ?          Herkez çocuğuyla övünmek ister. Çocuğunun dersleri zayıfsa, “o kadar kişiye rezil olacağım” düşüncesiyle anne-baba toplantılara gelmek istemez. Eğer ailelerin toplantılara katılımını arttırmak istiyorsak mutlaka anne-babaya çocuklarıyla ilgili güzel şeyler söylemelisiniz.         Ayrıca velileri evlerinde ve iş yerlerinde ziyaret edin. Bu durum onların size karşı daha fazla saygı ve sevgi duymalarını sağlayacaktır. Onlarla yakın dostluklar kurun böylece tüm fikir ve önerilerinize karşı daha duyarlı ve istekli hale geleceklerdir.  10-  ÖĞRENCİLERİNE SADECE SÖZLERİYLE DEĞİL, DAVRANIŞLARIYLA DA ÖRNEK OLUR  “Nasihat etmek kolay, örnek olmak zordur.”                                              La ROCHEFAUCAULD ”Verdiği öğütleri kendi de tutan en muhterem insandır.”                                                            SHAEKSPEARE  “Çocuklar öğütlere kulaklarını kapatır,ama örneklere gözlerini açarlar.”                                                                                    Peter BURWASH  “İyi bir örnek, insanları yola getirmek için en iyi metot değildir, tek çaredir.                                                                                                                                                                         Albert SCHWEITZER  “ Çocuklar tenkitlerden ziyade modellere muhtaçtırlar .”                                                                 JOUBERT  “İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzeltmemiz gerekir.”                                                                                         HZ:ÖMER  “En iyi nasihat iyi örnek olmaktır.”                                          MALCOLM              Öğrencileri tarafından sevilen öğretmenlerin her yönüyle taklit edildiği  unutulmamalıdır. Onun güzel gördüğünü öğrencisi de güzel, onun çirkin gördüğünü öğrencisi de çirkin görmektedir.              Söylediğini yapan öğretmen öğrencileri ve onlardaki bir takım duyguları harekete geçirir. İnsan sözden çok işe bakar.  11-  SÜREKLİ KENDİNİ GELİŞTİRİR          Bilgilerimize güvenme yerine , kimseyi küçümsemeden herkesten almamız gereken birikimlerin bulunduğunun  bilincinde olmalıyız. Öğretmenlik aynı zamanda devamlı bir öğrencilik demektir. Günümüzün bilgi çağı olduğu düşünülürse öğrendiğimiz bilgiler her yıl eskimekte, eski bilgilerde artık değerini yitirmektedir. Onun için öğretmenin sürekli kendini yenilemesi bir zorunluluktur.         Anne ve babam emekli öğretmen olduğu için öğretmen evleri hep uğrak yerim olmuştur. Öğretmen evlerindeki gözlemlerime dayanarak; “maalesef öğretmenlerimizin kendilerini yenileme ihtiyacı duymadığını” görüyorum. Okullarından mezun oldukları bilgileri 10 yıldır değiştirmeden anlatan öğretmenler olduğunu duyunca geleceğimiz adına nasıl üzülmeyelim. 21. Yüzyılda çocuklarımızı yerinde saydıracak değil, ufuklarını açacak öğretmenlere ihtiyacımız var.                  Herkes neyi ne kadar  bildiğinin şuurunda olmalıdır. Bizim toplumumuzda azıcık bir şey bilen, her şeyi bildiğini iddia eder ve her konuda yorum yapmaya, akıl yürütmeye kalkar.  “ Bildiğimizi zannetmemiz , öğrenmemizin en büyük düşmanı olmuştur.”                                                                                                                                                                                                             Mark TWAIN   “Anlamak istemeyene hiç bir şey öğretemem.”

KONFÜÇYUS

  “Bireyi geliştirmeksizin daha iyi bir dünya kuramayız.”                                                                Madame CURIE  “Bir şey bildiğimi biliyorum; o da hiç bir şey bilmediğimdir.”

                                                 SOKRATES

  12-  ZAMANIN NE BÜYÜK BİR DEĞER OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEDİR .Lütfen şunları bir düşünün.  Günde        5 dakika      yılda   30 saat,  Günde        1 saat          yılda   15 gün eder.  Bir gecede  8 saat uyku yılda    4   ay   uyumak demektir.  “Basit bir insan zamanı nasıl öldüreceğini,değerli bir insan nasıl kazanacağını düşünür.”                                                                          SCHOPENHAVER Zaman, istesek  de istemesek de geçmesiyle sonuçlarından sorumlu olacağımız bir kaynaktır.”  “ Günün her saatini dün olduğundan daha iyi olabilmek için kullanmalısın.”                                                  Victor  PAUCHET “Zaman; sessiz bir testeredir.”         Immanuel   KANT 13-  ÖĞRENCİLERİNE ŞAHSİYET KAZANDIRIR Çocuklara yetişkin muamelesi yapınız, fakat onlardan yetişkin gibi davranmalarını beklemeyiniz.”                                                            R.Rowel DAWEE  Şahsiyet kazandırmak için; A-    Onları kesinlikle başkalarının yanında aşağılamayınız. B-    Yanlarına girince selam veriniz. C-    Kendilerine bir şeyler ayırarak,”bu eşyalar ( veya bu vazife ) senindir, bunlardan sen mesulsün” deyin. Yani onlara sorumluluk verin. D-    Büyüklere yapıldığı gibi, sık sık hatırını sorun. E-     Hastalanınca mutlaka arayın,hastalığı ile ilgilenin. F-     Dertlerini sorun,varsa çözüm ile ilgilenin. Çözümü mümkünse ertelemeyin. Çünkü,o an için onun en büyük meselesi o dur. G-    Özel günlerinde,küçük bile olsa hediye alın. H-    Onları şımartmayın. Hayata,  dayanıksız ve hercai insanlar vermek istemiyorsanız çocuğu şımartmayınız. İ-       Onları dövmeyin.  Hayata, sevgisiz ve güvensiz insanlar vermek istemiyorsanız çocuğu dövmeyiniz.”  14-  ÖĞRENCİLERİNE OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIR “Kurnaz insanlar okumayı küçümser,basit insanlar ona hayran olur,akıllı insanlar da ondan yararlanır.”                                                                                                  Francis BACON “İnsanın hayvaniyeti yemekle,insaniyeti de okumakla olur.”                                                                               Namık KEMAL “Okuma zevkini öğrenen,mesut insandır.”                                                  Con HERSEL “Okumasını bilirsen her insanın bir kitap olduğunu görürsün.” W. E. CHANNING “Her yer,her zaman ve her türlü ortam,okumaya müsaittir,okumak için hiç bir engel yoktur. Okumak için “zamanım yok”,”fırsat bulamıyorum”…diyen kimse, zamanı kullanmayı bilmeyen ve ömrünü boş şeylerle heder eden kimsedir.”                                                                                                                                         Ekrem SAĞIROĞLU “Okumak için kendi kendimizden zaman çalmalıyız.”                                           Prof. Dr. İsmail L. ÇAKAN “Okumayı öğrenmek sanatların en zorudur.”

                                       GOETHE

 “İyi bir lider,kitapsız yaşayamaz.”                                   Thomas JEFFERSON              Amerika’ nın tanınmış radyo hatibi Dr. Parker Cadman’ ın yaşamı okuma adına gösterilen azme çok güzel bir örnek teşkil etmektedir:            On bir yaşında kömür ocaklarına girerek iki kardeşini beslemek zorunda kalan Cadman’ ın on yıl ocaklarda neler yaptığını şöyle anlatırlar:           “Kömür madenlerinde sıradan bir işçi olduğu zamanlarda bile, maden kuyusunun diplerindeki kömürleri arabaya yükleyip, arabanın geri dönmesini bekledikçe bir iki dakikalık aradan istifade eder; derhal kitap çıkarırdı. O daima yanında bir kitap bulundurur ve maden kuyusuna yemek yemeden inmeyi, kitap taşımadan inmeye tercih ederdi. Maden kuyusunun dibi elini bile göremeyecek düzeyde karanlık olduğu için Cadman loş, kirli ve eski bir fenerin başına dikilerek okurdu.             Çünkü bu maden kuyusunun diplerinden kurtulmak için ancak bir çare bulunduğunu biliyordu. Bu da okumaktı. O da maden kuyusu içinde geçirdiği on sene içinde dilenebildiği, yahut ödünç alabildiği her kitabı okudu ve bu kitapların sayısı bini aştı. Bu çocuğun ilerlemesinde hayret edilecek bir şey yok. On sene sonra kolej sınavlarını verecek derecede kültürünü ve bilgisini yükseltmiş, sınavları verirken ödüller kazanmış ve  Londra’ nın Richmond Kolejinden ilmi bir paye kazanmıştır.   15-  YERİNE ALTERNATİF KOYMADAN YASAK GETİRMEZ Çünkü yapılmasını doğru bulmadığımız şeyleri kesin bir dille menetmek çözüm değildir. Niçin yapılmaması gerektiğini ona mantıki ve hissi delillerle izah etmeliyiz. Yoksa insanlar men edildikleri şeylere karşı daha fazla isteklidirler. İnsanları yanlışlarından vazgeçirmek için, onlara daha iyi bir alternatif  sunmak  lazım.                            
BİR HİKAYE
           Fakir bir kız çocuğu, yere atılmış bir şekeri görür. Hemen onu alıp ağzına götürürken, oradan geçen birisi durumu görür, koşar. “At onu yere, pistir, hasta olacaksın!’ Derse de çocuk şekere daha fazla sarılır. Adam bir anda ne yapılması gerektiğini anlar. Hemen orada bulunan bir şekerci dükkanına dalar, bir çikolata alarak kıza uzatır ve “al bunu ye, at o şekeri yere” der. Çocuk hiç duraklamadan şekeri fırlatır ve çikolatayı alır; adama sevinç dolu gözlerle bakar. 16-  ÖĞRENCİLERİNE MÜKEMMEL BİR ÇEVRE OLUŞTURUR Topluluğun eritme gücü vardır. Topluluk (toplum, kitle) insana kendi rengini verir. İnsanlar iyi yada kötü alışkanlıkların çoğunu topluluk içinde kazanırlar. Öyleyse dostlarınızı; içinde yer alacağınız topluluğu seçmek, büyük ölçüde hayatınızı seçmek manasına gelir.  17-  ÖĞRENCİLERİNE SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRIR “Vazife duygusu en büyük terbiyeci güçtür.”                                                Albert SCHWEITZER  “ Yüklendiğimiz vazife ne kadar zahmetli olursa, ruhumuzu o nispette eğitir ve yüceltir.”                                                                            Andre GIDE* Pansiyon müdürlüğüm* Yemek kartı* Ekmek getirme* Annem koymamış, Hocam unutmuşum.” RESİM ÖĞRETMENİ  18-  HATALARI GELİŞİM İÇİN HOŞ GÖRÜR HATALARIN DÜZELTİLMESİ NASIL OLMALI1-     Hata yüze vurulmamalıdır.2-     Gerektiğinde hatalar umumi olarak ele alınmalıdır.3-     Topluluk önünde rencide edilmemelidir.        Hataların sınıf ortamında yüze vurulmasıyla, aradaki bağların bir anda kopmasına, saygı ve sevginin kaybolmasına sebep olabilir.  Öğrenciye artık böyle davranan öğretmenin ona verebileceği bir şey kalmamıştır.    4-     İyi bir eğitimci her hatayı görmemelidir. Öğrenci bunu mutlaka hisseder ve daha çok etkilenir. Öğretmenine daha çok bağlanır.5-     Asıl yapabilsek hataları önceden önleyebilsek. Eğitim ve öğretim işinde ne kadar muvaffak olabilirsek, o ölçüde de doğabilecek hata ve hataları davranışları başında önlemiş oluruz.6-     Başta öğretmenler öğrencilere iyi model olmalıdır7-     Kısa zaman da çok büyük değişiklik beklemek yanlıştır. Hataları belli bir zaman içinde yavaş yavaş düzeltme yoluna gidilmelidir.  19-  DERSİNİ MÜKEMMEL VERİR A)    Dersine hazırlıklıdır       Dersine hakim olan öğretmen, sınıfına hakim olan öğretmen demektir. Öğretmenin, dersini en iyi şekilde eksiksiz işleyebilmesi için, işleyeceği konular hakkında etraflı ve geniş bilgiye sahip olmalıdır. Anlattığı konuya hakim olmalıdır. Öğretebilmek için önce öğrenmek ve bilmek gerekir. “Bilen insan öğretir.” Başarının sırrı tam bilmek, mesleğinde mahir, branşında otorite olmak ve kendine güvenmektir. Bilen kendine güvenir, emin adım atar, dolayısıyla başarılı olur. Bilen hata yapmaz ya da en az hata yapar.  Bunun için de derlerden önce mutlaka “ön hazırlık” yapmak şarttır.       Öğrenciler mesleğini seven, dersinin ehli, branşında otorite olan öğretmenleri sever, daha çok saygı gösterirler. Dersine hakim, konuları anlaşılır şekilde anlatan bir öğretmenin değeri onların gözünde çok büyük bir değere sahiptir. Şayet öğretmen branşında yeterli değilse, dersini verimli şekilde veremiyorsa öğrenciler bunu derhal fark ederek derse girmek istemeyecekler, girseler de anlatılanları can kulağıyla dinlemeyeceklerdir. Bu gibi öğretmenlerin öğrenci üzerinde etkileri de olmaz.  Bunun farkına varan öğretmen kendini saydırmak ve zayıf yönünü kapatmak için öğrencileri korkutmaya ve onlara sert davranmaya yönelir ama maalesef baskı yaptıkça veya öğrenciye taviz verdikçe daha çok gözden düşerler.   İstiklal Marşı şairimiz M. Akif merhum : “Muallim” diyen olmak gerektir; imanlıEdepli, sonra liyakatli sonra vicdanlı”  derken öğretmenin, branşının uzmanı ve öğretmenliğe layık olması gerektiğine işaret eder. B)    Öğretme tekniklerini iyi bilir C)    İstek ve arzu oluşturur“En iyisi gençlerde öğrenme hevesini ve sevgisini uyandırmaktır. Yoksa kitap yüklü eşek yaparız onları. Kırbaç zoruyla bilim dolu çanta taşıyorlar onlar. Oysa bilimi evimizde saklamak yetmez,evlenmek gerek onunla.”                                                                                                                                                                                MONTAIGNE  D)    Teknolojiyi en iyi şekilde kullanır       Anlattığı ders konularının tesirli olabilmesi için, konularla ilgili filmlerden ve  CD’  lerden mutlaka faydalanmak gerekmektedir. Hele çağımızda TV ve bilgisayarla büyümüş olan öğrencinin monoton ders anlatımı karşısında duyarlılık ve istek göstermesi oldukça zordur. Bu durum eğitim ve öğretim verimini düşürecektir. Artık kısa, çarpıcı, etkileyici, ilginç  ve eğlendirici şeyler sunmadan çağımız öğrencilerini etkilemek ve onları yanımıza çekmek mümkün değil gibi gözüküyor. Ancak filimler ve CD’ ler boş zaman geçirmek için değil, ders faaliyetleri sırasında, dersin tesirini arttırmak için gösterilmelidir.  20-  İDEAL ÖĞRETMENİN SINIF İÇİ VE DIŞI DAVRANIŞLARI NASIL OLMALI ? -         Öğretmen sınıfa girer ve öğrenciye selam vererek kürsüye oturur. Selam verirken tek-tek onlarla göz teması kurmalıdır. Onların yüzüne bakmak onlara verilen değerin ifadesidir. -         Öğrencinin her şeyiyle ilgilenmelidir. Öğrencinin dersteki durgunluğu, neşesizliği, hareketsizliği  derhal öğretmeni harekete geçirmeli, en azından dersten sonra onunla yakından ilgilenmelidir. Sebebini araştırmalıdır. -         Derse gelmeyen öğrenciyi sadece yok yazıp geçmemelidir. Onun niçin gelmediğini, hasta olup olmadığını araştırmalı, gerekirse telefon etmeli hatta mümkünse öğrencilerden bir grup oluşturup ziyaret etmelidir. Bu davranış şekli size karşı olumlu bir izlenim oluşmasını sağlayacaktır. Hayatımda bununla ilgi yaşadığım iki örneği paylaşmak istiyorum:               Bir özel okulda staj yaptığım dönemde öğrencilerin en sevdiği öğretmenin Kemal bey olduğunu gördüm. Nedenini araştırdığım zaman Kemal Bey’ in dersine gelmeyen, her öğrencisini mutlaka aradığını eğer hastaysa da ziyaretine gittiğini öğrendim.                Bir özel okulda müdür yardımcılığı yaptığım dönemde başlattığımız bir uygulama hem velilerin hem de öğrencilerin memnuniyetini sağlamıştı. Bu uygulamamız; ilk derse gelmeyen öğrenciler hemen tespit ediliyor ve telefonla aranarak gelmeme nedenleri öğreniliyordu. Eğer hasta ise öğretmenler tarafından geçmiş olsuna gidiliyordu. Bu uygulamamız öğrencilerin devamsızlığın azalmasını da sağlamıştı. -         Güler yüzlü,  tatlı dilli ve sempatik bir şekilde derse girmeli ve bu şekilde ders anlatmalısınız.“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” diye atalarımız boşuna söylememiştir. Tatlı dilli ve güler yüzlü bir öğretmen toplumun herkesimince sevilen bir öğretmendir İletişimde diyalog problemi yaşamaz. Karşısındaki kişide güven oluşturur. Bu tutum kendine emanet edilen öğrencileri iyiliğe sevketme ve kötülüktelerden uzaklaştırma görevi taşıyan öğretmenin takip etmesi gereken bir kanundur. -         Dersi uzatarak öğrencilere bıkkınlık vermemelidir. Ders zili çaldığı anda onları teneffüse  bırakmalıdır.      

21-  VELİLERLE DİYALOĞU MÜKEMMELDİR.

           İdeal öğretmenin velilerle diyaloğu mükemmeldir. Çünkü O veliyi memnun edilmesi gereken bir müşteri olarak  görür. “Özel okulculukta”  veli memnuniyeti her şey demektir. Çünkü veli müşteridir ama milli eğitim okullarında veli önemsenmez. Öğretmen nasılsa devletten maaşını almaktadır. Velinin memnuniyeti ya da memnuniyetsizliğinin onun konumuna fayda ya da zararı getirmeyecektir.  MÜŞTERİLERİN BİR KURUMDAN VAZGEÇME NEDENLERİ?          % 1        Ölüm         % 3        Taşınma         % 5        Başka arkadaşlıklar         % 9        Rekabet nedenleri (fiyat)         % 14      Ürün hoşnutsuzluğu   AMA............  % 68 Çalışanların ilgisizliği yüzünden vazgeçiyorlar.              Diğer bir değişle müşterilerin % 68’ i çalışanların “müşteri memnuniyeti” gibi bir anlayışı olmadığı için vazgeçiyor. ÖNCE HİZMETİ DÜŞÜNÜN VE HİZMET VERİN PARA KENDİLİĞİNDEN GELECEKTİR. ONUN İÇİN MÜŞTERİLERİNİZE BEKLENTİLERİNİN ÖTESİNDE HİZMET VERİN.        VERİLEN     ALINAN               =              BÜYÜK     YANYANA                              ETKİ   VERDİĞİNİZ HER ZAMAN UMULANDAN VE BEKLENENDEN FAZLA OLSUN. “Tek bir patron vardır; müşteri. Parasını başka yerde harcayarak, herkesi işten çıkartabilir.                                                                                          Sam WALTON“Kaliteli hizmet müşterinin düşündüğü şekildir.”                                                                   John TSCHOHL“Kar’a ve maliyete değil müşteriye odaklanın.” Sermayemiz para değil, müşterimizdir. Hizmetten memnun kalmayan müşterinin maliyeti- Müşteri memnuniyetini şikayetlerin azlığıyla ölçmeyinProblem yaşayan 12 kişiden sadece biri şikayet ettiğini söylüyor.                                                                             - Mutsuz olarak kurumdan ayrılan müşteri bunu çevresindeki bir çok kişiye anlatır.Memnun bir müşteri 5 yeni müşteriye ulaşırken, Memnun olmayan bir müşteri ise 21 kişiye durumunu anlatır.                                        British Airways’in araştırması Dünyada en iyi reklam türü (mouth speaking) kulaktan kulağa yöntemidir. Milyarlarca liralık reklamlarla yapamadığınız satışı, tavsiyeyle yaparsınız. - Hizmetten memnun olmayan müşterilerin büyük bir çoğunluğu bir daha sizin kurumunuz ile iş ilşkisine girmez. - Yeni müşterileri kazanmak, eski müşterilerinizi koruyup tutmaktan çok daha maliyetlidir. -         Şikayetleri olumlu değerlendirecek olursak, bu şikayetleri çözüme kavuşturursak, şikayetçi olan müşterilerin büyük bir çoğunluğu bize sadakatle bağlanmaya devam edeceklerdir. ÇOCUK YAŞADIĞINI ÖĞRENİR     Eğer Bir çocuk sürekli eleştirilmiş ise   Kınama ve ayıplanmayı öğrenir       Eğer Bir çocuk alay edilip aşağılanmış ise             Sıkılıp utanmayı öğrenir       Eğer Bir çocuk kin ortamın da büyümüş ise   Kavga etmeyi öğrenir       Eğer Bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmiş ise   Kendini suçlamayı öğrenir      Eğer Bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse   Sabırlı olmayı öğrenir       Eğer Bir çocuk desteklenip yüreklendirilmiş ise   Kendine güven duymayı öğrenir       Eğer Bir çocuk övülmüş ve beğenilmiş ise   Taktir etmeyi öğrenir       Eğer Bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüş ise   Adil olmayı öğrenir       Eğer Bir çocuk güven ortamı içinde yetişmiş ise
  İnançlı olmayı öğrenir
      Eğer Bir çocuk kabul ve onay görmüş ise   Kendini sevmeyi öğrenir       Eğer Bir çocuk ailesi içinde destek ve arkadaşlık görmüş ise   Dünyada mutlu olmayı öğrenir      Kısaca biz neysek çocuk o olur OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE
Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını.Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır.Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona.Zaman alacak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret.Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı.Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını.Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.Fakat ona sessiz zamanlar da tanı. Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.Kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona.Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret.Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır.Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun.Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım.O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.                         Abraham Lincoln
(Oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıştır)
 PROBLEMLİ  ÇOCUKLARA ÖZEL İLGİ VE DESTEK VERİLMELİ.Özgüven eksikliği olan öğrencilerKonuşma problemi olan öğrenciler  ÖĞRENCİNİZ SİZİ GEÇMELİ Mİ?  ·        Bir eğitimcinin, bilmediğini, “bilmiyorum” demesi, onu hiçbir zaman küçültmez. Aksine yüceltir.·        Soru-cevap metodu, Eğitim tarihinde en çok  kullanılan eğitim metotlarındandır. Bu metot, yaratıcı düşünmeye, ferdi teşebbüs kabiliyetin gelişmesine, sesbest konuşma ve tartışmaya imkan verir., fırsat hazırlar.Soru-cevap metodu, muhakeme, tasavvur ve araştırmaya sevkeden bir yoldur. İlk defa Socrates (M.Ö. 470-339) tarafından belli bir sistem dahilinde kullanılmıştır.Sorular öğretim için en uygun ortamı oluşturur.   
“Bir yıl sonrasını düşünürsen tohum ek, Ağaç dik on yıl sonra ise tasarladığın.Ama yüz yıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.Bir kez ürün verir ekersen tohum, Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir,Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı. Balık verirsen birkez doyurursun halkıÖğretirsen balık tutmasını, hep doyar karnı.                                                Kuan- Tzu                                                (İ. Ö. 1000) ÇİN
YAZARIMIZIN VERDİĞİ SEMİNERLER:1970 BALIKESİR doğumlu olan yazarımız evli ve iki çocuk babasıdır. Helen EDİNKA AŞ. ‘de(Eğitim Danışmanlık İnsan kaynakları)  Müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır aynı zaman da Türkiye’ nin değişik il ve ilçelerinde seminerler vermektedir. Şu an şirket bünyesinde verdiği seminerler;Ø      ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE BABAYA ÖNERİLERØ      AİLE İÇİ İLETİŞİM SORUNLARIØ      ETKİLİ YÖNETİM VE LİDERLİK SEMİNERİØ      EĞİTİMDE ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE BABAYA ÖNERİLERSEMİNERE KATILANLARIN GÖRÜŞLERİ:-         Sizi bu üçüncü dinleyişim. Her defasında hem kişisel olarak hem de bir anne olarak sizde çok şeyler buldum. Çözüme ulaşamadığım bir çok konuda yardımlarınızı gördüm. İstifade ettiğim konularda çevreme de bunları aktardım. Onların da istifade ettiklerini duydum. Çocuklarımla iletişimim çok farklı ve seviyeli oldu. Binlerce teşekkür. / Ayşe KESEBİR-         Olumlu, katılımcı, sıcak, esprili, eğlenceli.  / İlhami ÇUHADAR – Çocuk Sağ ve Hast. Müth.-         Türk toplumunun gerçeklerini gözler önüne seriyorsunuz. Siz ve sizin gibi eğitimcilere çok ihtiyaç var. Düşündürücü ve eğiticisiniz. Sonsuz teşekkürler. Sağ olun. / Ramazan TOPÇU- Emekli Hava Astsubayı-         Konun anlaşırlılığı fevkalade. Dinleyici kitlesiyle diyaloğunuz muazzam... Yani bütün dikkatleri tek noktada toplayabiliyorsunuz. Kalpler dolusu tebrikler.   /  Yahya HARMANDAROĞLU -Sarraf-         Toplulukta iletişiminizi hayranlıkla izledim. Mutlaka algıladım ama fark etmediğim çok şeyi fark etmeme yardımcı oldunuz.  / Fatma ÖZTÜRK – İngilizce Öğret.-         Seminere gelirken sıkıcı bir konuşma dinlemek için kendimizi hazırlamıştık. Ama sizi karşımızda bulunca zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Çok faydalı bulduk. / Vildan AYDOĞDU – Öğretmen-         Sizi, zaping yapmadan izledik ve dinledik. Teşekkür ederiz. / Hulusi ŞERKAN – Doktor 

AİLE İÇİ İLETİŞİM SORUNLARI

 

SEMİNERE KATILANLARIN GÖRÜŞLERİ:

 -         Bu güne kadar böylesine akıcı, böylesine zevkli bir seminere katılmamıştım. Minicik bebeğimi ve oğlumu bırakmak pahasına bile olsa burada olmaktan çok mutlu oldum. / Nesrin ÇETİN – Anaokulu Öğretmeni -         Çok ilginç ve o kadar da güzeldi. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. / Hülya ERGÜN  -         Hayatın gerçeklerinden dikkatle seçilmiş, kadın-erkek iletişimindeki aksamaları zevkle dinledim. Seminerinizden büyük keyif aldım. Teşekkür ederim. /  Kadir TIKAÇ – Öğretmen-Belediye başk. -         Buraya gelmeden önce bu kadar aydınlanacağımızı tahmin etmiyorduk. Anlatımlarınızla bizlere ışık oldunuz. On iki senelik evliliğimize ilk günlerimizdeki meşale oldunuz. Sevgilerimizle.  / Ahmet GEDİK – İnşaat Teknisyeni -         Harika, çözüm üretici, özellikle dramatik olayları şakayla karışık anlatmak daha da dikkat çekici ve anlaşılır olmasını sağlıyor. Ve Türk toplumuna özgü sorunların ağırlıklı olarak anlatılması bizlere fayda yönünden çok daha iyi.  / Ayşe DEMİRKIZ  - Anestezi tek. -         Daha önceki seminerlere hiç benzemiyordu. Bir gün önce hastanede nöbetçiydim.  Uyuyacağımı düşünmüştüm. Yanılmışım. Çok teknik ve etkileyici bir seminer türü geliştirmişsiniz. “Sizce daha iyi nasıl olabilirdi?” diye sormuşsunuz. Bence bundan daha iyisi olamazdı. Tebrik ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.   /  Ali BALKIŞ  - Lab. Tek.  

ETKİLİ YÖNETİM VE LİDERLİK SEMİNERİ

 

SEMİNERE KATILANLARIN GÖRÜŞLERİ:

 ·        Samimi oluşunuzla izleyicileri hemen etkiliyor ve dikkatlerinin dağılmamasını sağlıyorsunuz. Verdiğiniz örnekler ve esprili anlatımınız, bizi rahatlatıp, verdiklerinizi daha iyi özümsememize yardımcı oluyor. Konu üstündeki hakimiyetiniz de,  “yönetici-liderlik”  konusunda fazla bir şey bilmeyen bizleri gerçekten çok etkiledi. Görsel olarak sunduğunuz tablolar da çok faydalı oldu. Kavramları sembolleştirdiğiniz için anlamak daha kolay oluyor. Çok istifade ettim. Başarılarınızın devamını dilerim. / Ahmet Ferit COŞAN – Elektrik-Elektronik Müh. ·        İlk defa bu kadar verimli bir seminere katılıyorum. Çok hoşuma gitti. Bize anlattıklarınızdan aldığımız bilgiler dışında eğitiminiz çok eğlenceliydi. Bu seminerden sonra insanlarla olan ilişkilerim, onlara karşı yaptığım davranışları kesinlikle değiştireceğime ve eksiklerimi giderip, yanlışlarımı düzeltmeye çalışacağıma emin ola birsiniz. Tekrar eğitiminize katılmayı çok isterim. / Murat UZUN ·        Bir işletmeci olarak katıldığım en yararlı seminer oldu. “Etkili yönetim ve liderlik”  konusu sadece işletmecilerin değil  herkesin alması gereken bir eğitim. Hepimizin toplum içindeki iletişimimizi olumlu yönde etkileyecek, kendimize güven kazandıran oldukça aydınlatıcı bir seminer oldu. / Yusuf KAYA ·        Çok güzel bir seminer oldu. Kalite beklediğimin çok çok üstündeydi. Etkili konuşma ve örneklemeniz fevkalade.            / M. Nuri ÇİFÇİ ·        İletişimin bu kadar da önemli olduğunu öğrenme fırsatı buldum. Kendime olan özgüvenim artmış oldu. Neler yapabilirim ve yapmalıyım sorularının cevabını buldum. / Serkan AKŞAHİN – Gıda Mühen. 

EĞİTİMDE ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

SEMİNERE KATILANLARIN GÖRÜŞLERİ:·        Otuz yıllık öğretmenlikten sonra emekli olmuş bir öğretmen olarak bu gün dinlediklerimi keşke mesleğe ilk girdiğim yıllarda yaşamış olsaydım. Çok yararlandım, keşke şimdi yeniden öğretmenliğe başlayabilsem. Bu güne kadar katıldığım seminer ve toplantıların en verimlisi oldu. Teşekkür ederim. / Muzaffer ÇETİN·        Gerçekten çok güzel. Anlattığınız şeyler zaten çok ilginç bir de sizin anlatış şekliniz eklenince semineriniz çok güzel geçti. İnsan kendini keşfediyor. Sizin yaptığınız bu seminerler çok yaygınlaştırılmalı. Özellikle eğitimciler için belli aralıklarla düzenlenmeli ki; onlar da geleceğin büyüklerini bütün bunlara göre yetiştirsinler. Öğretmen semineri yaparsanız aile seminerlerinizle kurtardığınız iki kişi yerine yüzlerce kişi hayata döndürmüş olusunuz. / Gönül GÖÇER·        Tek kelimeyle müthişti. Hayatımı yeniden gözden geçirmeyi düşünüyorum. Çok vakit kaybetmişim ama geç kalmış değilim. /  Mahmut SÜNER·        Bu seminere katılmış olmakla kendimi şanslı hissediyorum. Bu eğitim seminerin bütün öğretmenlere sunulması gerektiğine inanıyorum. / Mustafa KÜÇÜK·        Hitap tarzınız “Stund Up” havası yaratıyor. Sıkılmadan pek çok şeyi bize hatırlattınız. Teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. / İlker DURMAZ  BİLGİ VE İRTİBAT İÇİN;Web:  www.edinka.comE- mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Tel: O 232 483 52 62Cep: 0 533 2908804  

 

 ----------------KAYNAYÇA:-         ÖZBEK Abdullah             - Bir eğitimci olarak Nasrettin Hoca  - Esra Yay. 1990 KONYA -         TEPİR Naci                     - Öğretmenin el kitabı              - Kaptan ofset 1992 İSTANBUL-         BAYRAKTAR M. Faruk    -  İslam eğitiminde öğretmen / öğrenci münasebetleri  - Elif ofset 1987 İstanbul-         BEŞER Hüseyin            - Öğrencinin başarı rehberi         -  Karınca mat. 1978 İzmir-         BARAN Ziya                  - Başarıyı keşfedin                      - Sürat yay. 2001 İzmir-         ROBBİNS Anthoy          - İçinizde devi uyandırın             -İnkılap yay. 1981 İstanbul -         AKKÖK Füsun            - İlköğretimde sosyal becerilerin geliştirilmesi  - M.E.B. yay.  1996  İstanbul-         ARVASİ  S. Ahmet   - Türk_İslam ülküsü  Cilt: 3  -Burak yay. 1990 İstanbul-         İZGÖREN Şerif  - 100 Kanguru  -  -         KAPAKLIKAYA Alişah  - Sevgi bahçesinin  bahçivanı – Beyaz yay. 2000  istanbul-         UĞUR Mesut –İyi bir personel, iyi bir insan olmanın yolları  -Happy’s Corner 2000-          
» 1 Yorum
1"ghvsdkher" tarafından mbghg de Tuesday, 26 January 2010 07:01
bu nbvgwsd
» Yorumu Gönder
Email (Üyeler adresinizi göremez)
İsim
Başlık
Yorum
 
< Önceki   Sonraki >

rehberlik iletişim aile stres bebek sınav polis hafıza şizofreni kaygı kpss sigara uyuşturucu alkol gençlik özgüven çocuk polislik alkolizm sbs rehberlik 2008 sbs rehberlık polis koleji 2009 öss 2009 kpss çocuğun beslenmesi kpss oturumları polis meslek yüksek okulları pmyo 2010 8 sınıf sbs soruları sbs soru dağılımı 2008 kpss sayısal veriler 2010 7 sınıf sbs soruları çocuk gelişimi askeri liseler sınavı kpss test kapsamları rehberlik etkinlikleri 2010 askeri liseler sınavı başvuru merkezleri pdr servisi 6 sınıf sbs soru ve cevapları 2010 polis koleji başvuru klavuzu ay ay bebek gelişimi ay ay bebek beslenmesi rehber öğretmen pdr ilkeleri 2011 okul diploma harç bedeli okul pdr okul pdr servis formları mesleki rehberlik nedir mesleki rehberlik rehberlik kazanımları 2009 askeri liselere başvurma süresi 2010 sbs tarihleri belli oldu kişisel rehberlik nedir eğitsel rehberlik nedir 6 7 8 sınıf rehberlik planları pdr servisinde bulunması gereken dosyalar psikolojik danışmanlık ve rehberlik 6 ve 7 sınıf sayısal bilgileri 6 sınıf matematik 2010 8 sınıf sbs sonuçları 2010 temmuz memur maaşları zam oranları 2010 pmyo soruları ve cevapları 2010 lys tercih kılavuzu 2010 ygs lys tercih robotu 2009 öss puanların 2010 karşılıkları 2010 lys taban puanlar sbs tercih sonuçları oyp ye göre ilk yerleştirme sonuçları 2011 uzman jandarma okulu giriş sınavı janu 2010 sbs tercih kılavuzu 2010 polis koleji sınav detaylar 2010 als soru ve cevapları 6 sınıf sbs sonuçları 6 sınıf sbs soru ve cevapları 2010 lys sonuçları 6 sınıf seviye belirleme sınavı sbs 2010 soru ve cevaplar 2010 lys 2010 lys soruları ygs lys bölüm alan tablosu ösym 2010 tercih robotu ve kıyaslamaları 2011 jandarma astsubay temel kursu giriş sınavı pdr nedir saç dökülmesi sbs istatistik 7 sınıf konu analizi 3 4 yaş çocuk için örnek menü 5 yaş çocuk için örnek menü sbs konu analizi 2008 6 sınıf sbs soruları 2008 sbs soruları 7 sınıf sbs soruları 2009 sbs başvuru tarihi 2008 askeri liselere sınavı soru ve cevaplar 2009 2010 sınıf rehberlik planları 9 10 11 sınıf rehberlik etkinlikleri 2010 sbs başvuru bilgileri 2009 sbs askeri liseler als başvuru klavuzu etkili ders çalışma yöntemleri ders çalışma 2009 öss duyuru 2008 askeri liseler 2008 7 sınıf sbs soruları polis akademisi polis akademisi eğitim şekli ve süresi 2009 öss tarihi gençliği yetiştirmek toplumsal mesele okul fobisini yenmenin yollarıokul fobisini yenmenin yolları güncel eğitim haberleri çocuklar için yararlı ve zararlı oyunlar kpss tercihleri tarsus ram 2009 askeri liselere başvuru basamakları polis meslek yüksek okulları pmyo iletişim bilgileri psikolojik danışman 2009 sbs tarihleri belli oldu 2009 sbs başvuru tarihleri sınav kaygısı sbs kaygısı ve baş etme yolları 2009 8 sınıf sbs soru ve cevapları 6 sınıf sbs puan hesaplaması 7 sınıf sbs puan hesaplama 2009 polis koleji başvuru klavuzu 2009 öss soru ve cevapları 2009 askeri lise başvuruları 2009 sbs başvuru bilgileri askeri liseler sınavı als 2008 2009 kpss kpss 2008/4 tercih kılavuzu makale 2009 polis koleji 2009 öss deki düzenlemeler 2009 askeri liseler sınavı başvuru merkezleri başvuru klavuzu 2009 pmyo polis meslek yüksekokulu

Powered by RafCloud 2.0.2