Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Şuan Burdasınız: Ana Sayfa arrow Etkili Öğretmenlik arrow İdeal Öğretmen
İdeal Öğretmen PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   
-         Sağlıklı bir eğitimden geçen birey nasıl olmalı?-         Batılı ve Türk-İslam  eğitimcilerine göre “ideal öğretmen”  nasıl olmalı ?-         Batili eğitimcilerine göre  öğretmenin nitelikleri-         Türk-İslam eğitimcilerine göre  öğretmenin nitelikleri-         Öğrencilere göre “iyi öğretmen” 1-    “ÇOCUK GELİŞİMİ” KONUSUNDA BİLGİ SAHİBİDİR. A-    DOĞUM ÖNCESİ DÖNEMB-    ÇOCUĞUN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM SÜRECİa)      0 – 8 YAŞ DÖNEMİb)      9 - 12  YAŞ DÖNEMİ:c)      13-18 YAŞ DÖNENİ2-    ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE TUTKUYLA BAĞLIDIR3-    “SEVGİ” VE “İLGİ” ABİDESİDİR4-    ETKİ GÜCÜNÜN FARKINDADIR VE BUNU ÖĞRENCİLERİNİ OLUMLUYA YÖNELTMEKTE KULLANIR.5-    ÖĞRENCİSİNİ BİR EMANET OLARAK GÖRÜR.6-    ÖĞRENCİSİNE “HEDEF VE GAYE AŞILAR”7-    İÇ BAŞARIYA ÖNEM VERİR 8-    ÖĞRENCİLERİNE “İNANÇ, CESARET VE UMUT” AŞILAR9-    ÖĞRENCİLERİNE “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” YAŞATMAZ10-           ÖĞRENCİLERİNİ TANIR11-           ÖĞRENCİLERİNE SADECE SÖZLERİYLE DEĞİL, DAVRANIŞLARIYLA DA ÖRNEK OLUR12-           SÜREKLİ KENDİNİ GELİŞTİRİR13-           ZAMANIN NE BÜYÜK BİR DEĞER OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEDİR14-           ÖĞRENCİLERİNE ŞAHSİYET KAZANDIRIR15-           ÖĞRENCİLERİNE OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIR16-           YERİNE ALTERNATİF KOYMADAN YASAK GETİRMEZ17-           ÖĞRENCİLERİNE MÜKEMMEL BİR ÇEVRE OLUŞTURUR18-           ÖĞRENCİLERİNE SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRIR19-           HATALARI GELİŞİM İÇİN HOŞ GÖRÜR20-           DERSİNİ MÜKEMMEL VERİR21-           İDEAL ÖĞRETMENİN SINIF İÇİ DAVRANIŞLARI NASIL OLMALI ?22-           VELİLERLE DİYALOĞU MÜKEMMELDİR.23-            ÖĞRETMENLERİN İÇİNİ ISITACAK YAZILAR-         ÇOCUK YAŞADIĞINI ÖĞRENİR-         OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE SAĞLIKLI BİR EĞİTİMDEN GEÇEN BİR İNSAN NASIL OLMALI ? 1.   Verilen işe özen göstermeli2.   Kendini anlatabilmeli3.   Kısa sürede başkasının ne düşündüğünü anlayabilmeli4.   Eleştiriye ve ithamlara dayanabilmeli5.   Medeni bir şekilde olumlu yada olumsuz görüş bildirebilmeli6.   Eleştirel bakış açısına sahip olmalı7.   Kimlik problemi yaşamamalı ( Şahsiyet sahibi )8.   Ferdi özelliklerin inkişafına ve geliştirilmesine katkıda bulunmalı9.   Kendini yenileme alışkanlığı kazandırılmalı ( Sahip olduğu şeylerle yetinmeme, daha iyiye ve kusursuza ulaşma gayreti )10. Zamanı en iyi şekilde değerlendirebilme yollarını öğretmeli11. Gelecek ufkuna sahip olmalı ( Geleceğe yönelik planlama yapmalı)12. Farklı düşüncelere saygılı olmalı13. Birden fazla bakış açısına sahip olabilmeli14. Hangi bilgiyi nereden elde edeceğini göstermeli15. Ezberletme yerine, bilgiye doğru yer ve zamanda müracaat etmeyi öğrenmeli16. Neyi, kime, ne zaman ve nerede danışacağını bilmeli, her işi ehline sormalı ve vermeli17. İkili ilişkilerinde “ kazandım, kaybettim ” tutumu yerine diyaloga açık, uzlaşmacı bir tutuma sahip olmalı18. Ahlak ve fazilet sahibi olmalı19. Hata ve başarısızlıklarından ders alabilmeli      (Yıkılmanın yerine ) BATILI VE TÜRK-İSLAM  EĞİTİMCİLERİNE GÖRE “İDEAL ÖĞRETMEN”  NASIL OLMALI ? 

             Bir milletin eğiticisi olan öğretmenlerin iyi yetişmesi oranında eğitimde isabetli bir gelişme görüleceğine şüphe yotur. Ulu önder Atatürk, “Eğitimde mutlaka muzaffer olmak gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu suretle olur”  sözleriyle bizlere kaliteli eğitim vermemiz gerektiği gerçeğini göstermektedir. Kaliteli eğitim iyi yetişmiş öğretmen kadrolarıyla mümkün olacaktır. Biz de ROUSSEOU, G. KERSCHENSTEİNER, J. H. PESTALOZZİ, gibi

 önemli gördüğümüz batı eğitimcilerin “ideal öğretmenin nitelikleri” olarak neleri ortaya koyduklarını ele alalım ki; öğretmenlik anlayışımızı daha da geliştirelim istedik.   

BATILI EĞİTİMCİLERİNE GÖRE  ÖĞRETMENİN NİTELİKLERİ

-         Söz ve duygularında samimi-         Genç-         Heyecanlı-         Nezik ve şefkatli-         Vazifesine gönülden bağlı-         Soğuk ve karışık sözlerden daima kaçınan -         Öğrencilerine kendi çocuklarıymış gibi davranan-         Bilgi ve otoritesiyle öğrencisine faydalı olabilecek nitelikte-         Tavırlarında olgunluk ve ciddiyet bulunan-         Öğrencisine arkadaşlık edebilecek  -         Onların eğlencelerine iştirak ederek güvenlerini kazanabilecek -         Kibir ve gururdan uzak-         Soğukkanlı ve telaşsız -         Öğrencisinin özelliklerini göz önünde bulunduran -         Mantıki düşüncesi kuvvetli -         İdeal sahibi -         Her öğrencinin kabiliyetlerine göre derslerini ayarlayabilen-         Metod bilgisi kuvvetli                                           Bir insan olmalı        Bu gün eğitim sistemimizde görülen bazı aksaklıklar ve başarısızlıkların giderilmesinde başvurulacak kaynağın batı eğitim sistemleri olacağı kanaatı yaygındır. Batının geliştirdiği eğitim sistemlerinden faydalanmakla birlikte, Türk-islam kaynaklarını araştırmak ve onların tecrübelerinden de faydalanmak gerektiğini düşünüyoruz. Biz de Zernuci, el-Gazzali, İbn-i Sahnun, el-Maverdi, Erzurumlu İsmail Hakkı, Taşköprüzade  gibi en önemli Türk-İslam eğitimcilerinin  ideal öğretmende aradıkları nitelikleri  bir araya topladık;  

TÜRK-İSLAM EĞİTİMCİLERİNE GÖRE  ÖĞRETMENİN NİTELİKLERİ

-         Çalışkan-         Adil-         Vazifesine gönülden bağlı-         Öğretmekten gayesi şöhret, gösteriş, dünyalık ve saygı beklemek olmayan-         Bilgiyi doğru olarak veren-         Öğrencilerini geleceğe hazırlayacak bilgilerle donatan-         Kültürlü -         Ahlak ve fazilet yönünden örnek insan -         Tecrübeli -         Öğrencisine zulmetmeyen, şefkat ve merhamet sahibi -         Kötü duygu ve düşüncelerden arınmış-         İkna  kabiliyetine ve inandırıcılık vasfına sahip -         Dindar -         Psikoloji ilmine  vakıf -         Öğrencilerine kendi çocuklarıymış gibi davranan -         Maddi çıkar beklemeyen.  Maksadı Allah’ın rızasını kazanma olan -         Öğrencilere öğüt vermekten çekinmeyen-         Hakaret ederek değil, ima ve şefkat yoluyla, sevgi dolu davranışlarla öğrenciyi kötü huy ve alışkanlıktan uzaklaştıran-         Öğretimde kolaydan zora, bilinenden bilinmeyene, yakından uzağa bir yol takip eden-         Öğrettiği ilmin dışındaki diğer ilimleri kötülemeyen. Aksine öğrencisini her türlü ilmi öğrenmeye sevk eden.-         Öğrencisinin bilgi seviyesine göre anlatım sergileyen-         Zekası sınırlı olan öğrencilere zekalarına uygun (çoklu zeka kavramı) konuları öğreten-         Öğrettiklerini önce kendi yaşayan -         Öğrencisinin örnek söz ve davranışlarını öven -         Sabırlı, öğrenciden gelecek her şeye katlanan-         Yumuşak huylu -         İnatçı ve dikkafalı olmayan-         Boş şeylerle uğraşmayan-         Öğrenciyi kendi evladı gibi kabul eden-         Derste hemen  öfkelenmeyen-         Öğrencilerinin bilgisini yoklayan-         Dersene  iyi hazırlanmış -         Öğrenciye emrettiği şeyleri bizzat kendi yapan-         Yapmadığını söylemekten sakınan -         Öğrenciyi iyi tanıyan-         Öğrencilere değer veren, -         Soru soran öğrenciyi azarlamayıp, ilgi gösteren                                                            Bir insan olmalı  ÖĞRENCİLERE GÖRE “İYİ ÖĞRETMEN” 

İlköğretim ikinci kademesinde öğrencilere bağendikleri ve sevdikleri öğretmenlerin özelliklerini yazmalarını istediğimde karşımıza çıkan maddeler. Dikatinize sunuyorum.

 ·        GÜLER YÜZLÜ OLMALI·        KENDİNİ SEVDİRMELİ·        İYİ KALPLİ OLMALI·        ESPRİLİ VE SEMPATİK OLMALI·        ÖĞRENCİLERLE ARKADAŞ GİBİ OLMALI·        ÖĞRENCİLERİN RUH HALİNİ “PSİKOLOJİSİNİ” ANLAMALI·        DERDİMİZE ORTAK OLMALI İSTEDİĞİMİZ ZAMAN İÇİMİZİ DÖKMELİYİZ·        DERSİNİ İYİ ANLATMALI, ZEVKLİ HALE GETİRMELİ, BİZE DERSİNİ SEVDİRMELİ·        DÖVMEMELİ·        ARKADAŞIMIZIN YANINDA BİZİ REZİL ETMEMELİ, AŞAĞILAMAMALI.·        BIKTIRACAK KADAR ÖDEV VERMEMELİ·        AŞIRI DİSİPLİNLİ OLMAMALI·        SORUNLARIMIZLA İLGİLENMEMELİ·        ADİL OLMALI, AYRIMCILIK YAPMAMALI.·        ÖRNEKLERLE DERS ANLATMALI·        GİYİMİ GÜZEL OLMALI.·        NOTLA KORKUTMAMALI·        BİZLERİ AİLEMİZE KÖTÜLEMEMELİ.  1-             ÇOCUK GELİŞİMİ” KONUSUNDA BİLGİ SAHİBİDİR        Yapılan gözlem ve çalışmalar, belli gelişim dönemlerinde çocuklarda ortak olan eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymaktadır.  Gelişim süreci;
*  Motor Gelişim,
*  Bilişsel (Zihinsel) Gelişim,
*  Dil Gelişimi,
*  Duygusal ve Sosyal Gelişim  olarak ele alınmakta ve çocuklarda  gelişim hızları yaşa bağlı olarak değişmektedir.
       Çocuğunu sağlıklı ve dengeli bir şekilde yetiştirmek isteyen anne baba ve öğretmenler mutlaka çocuklarının yaşlarına göre gelişim dönemleriyle ilgili bilgi sahibi olmak zorundadırlar.       Öğretneleri bilgiye boğmadan kısaca onların işine yaracak düzeyde bilgi sunmaya çalıştık. A-      DOĞUM ÖNCESİ DÖNEM      Bebeğin sağlıklı gelişmesi, anne babaların doğum öncesi bilinçli davranışlarına bağlıdır. İrsi bir takım hastalıkların kalıtım yoluyla bebeğe geçebileceği unutulmamalı ve bu konuda duyarlı davranılmalıdır.      Özcan KÖKNEL’ e göre: “Çeşitli geçiş şekillerine göre, kalıtımsal hastalıklı ailelerin çocuklarında, % 100’ le  % 25 arasında hastalıklı doğma şansızlığı bulunmaktadır. Ancak nedeni kesin olarak bilinmeyen bedensel sakatlık ve özürlerle, çok gene bağlı kalıtımsal geçiş gösteren bazı hastalıklarda bu oran % 10’a kadar düşmektedir.     Rasgele evlenmelerden doğan çocukların herhangi bir hastalık, sakatlık ya da bozukluğu taşıma şansızlığı   1/40 olarak hesaplanmıştır. Akraba dolayısıyla aynı olan genlerin oranı şöyledir:Akrabalık durumu                               Ortak genlerin durumuTek yumurta ikizleri                                                    1Çift yumurta ikizleri                                                   ½Büyükbaba ve büyükanneler                                        TorunlarAmca, dayı, hala, teyzeYeğenler,Üvey kardeşlerÇift birinci derecede kuzenler(İki kardeşin iki kardeşle evlenme-
lerinden olan çocuklar                                                   ¼
Kardeş çocukları (Kuzen)                                              1/8Kardeş çocuklarının çocukları                                      1/32Üçüncü dereceden kuzenler                        1/128       Bütün bu söylenenler, yakın akraba çiftinin ortak soylarında bilinen çekinik kalıtımsal hastalık olmadığı durumlardadır. Ailede bu tür bir hastalık varsa, doğacak her 32 çocuktan biri hasta olabilecek demektir.”        Doğum öncesinde annenin dikkat etmesi gerekenler: ·        Çocuğun olumsuz etkilenmemesi açısından gebelik sırasında özellikle ilk iki üç ay içinde tedavi amacıyla, hekim kontrolü olmadan ilaç alınmamalıdır. Uyuşturucu, uyarıcı, ağrı kesici, kusmayı önleyici, uyku ve sükunet verici ilaçlar kesin olarak alınmamalıdır.·        İnceleme ya da tedavi amacıyla  x ışını alan  annelerin daha çok sakat çocuk doğurdukları görülmüştür.·        Gebelikte alkol ve sigara kullanan annelerin çocuklarında zeka geriliği ve sakatlıkların daha çok olduğu saptanmıştır.·        Gebeliğin her döneminde annenin karşılaştığı ruhsal sorunlar, anne baba arasındaki problemler bebeği olumsuz yönde etkilemektedir.·        Gebelikte annenin yaşadığı bedensel sarsıntılar, karnının üzerine düşme ve vurmalar doğacak çocukta olumsuz izler bırakabilir.·        Çocuğun normal bir şekilde gelişebilmesi için ihtiyacı olduğu besinleri anneden alması gerekmektedir. Annenin hamilelik müddetince 10 kilo alması gerekir.  Daha fazlası anneyi lüzumsuz yere şişmanlatır.  ·        Annenin aldığı besinlerin büyük bir kısmını proteinler, madensel tuzlar, mineraller olması gerekir. Bunun için de bol miktarda süt, et, baklagiller balık, sebze ve meyve almalıdır. Bütün vitaminler çocuğa lazımdır. Ayrıca yeteri kadar kalsiyum almayan anne kendi dişlerini ve kemiklerini kaybetmiş olur. Çünkü çocuk ihtiyacı olduğu kalsiyumu almak için ( Eğer annesi besinleri almamışsa) annenin diş ve kemiklerini eritmek suretiyle kendine gerekli olan  kalsiyumu  alır. Fosfor çocuğun beyninin iyi gelişmesini sağlar. Bunun için annenin bol balık tüketmesi gerekir. Çocuğun anemi (kansızlık) olmaması için annenin bol miktarda demir alması gerekir.·        R.h Faktörünün etkine dikkat etmek gerekir. İnsan kanı A, B, 0, AB olmak üzere dört gruptur. Ayrıca bu gruplarda  (-) ve (+) olmak üzere ikiye ayrılır.  Annenin kanın (-), babanın kanın (+) olduğu durumda kan uyuşmazlığı meydana gelmekte ve çocuğun kanın değişmesi icap etmektedir. B-      ÇOCUĞUN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM SÜRECİd)      0 – 8 YAŞ DÖNEMİ          Hamilelikle başlar 8-9 yaşında sona erer. Çocuk ilk yıllarda tamamen annesine bağlıdır. Gereksinmeleri iyi karşılanmadığı zaman problemli ve huzursuz bir çocuk olur.            Bu dönemde annenin yapması gereken en bilinçli davranışlardan birisi çocuğunu emzirmesidir. Anne sütü üzerinde yapılan araştırmalar; Anne sütünün çocuk için vazgeçilmez değerde olduğunu göstermektedir. Ayrıca anne çocuğunu emzirmekle ve ona dokunmakla çocuğuyla arasında duygusal, sıcak ve sevgi yüklü bir yakınlığın kurulmasını da sağlamış olur.          Emzirme anında annenin sinirli olması, bebeğin annesinden sıkıntı çekmesi yada sıkılıyormuş gibi davranması, sabırsızlanması, emme sırasında birden bire göğsünü çekerek başka işle meşgul olması, çocukta karmaşık duygusal bozuklukların tohumlanmasın ayol açar. Bu duygusal bozukluklar genellikle çocuğun yaşamı boyunca sürer.         Bebeğin memeden erken ayrılması zararlıdır. Memeden erken ve birden kesilen çocuklarda parmak emme, tırnak yeme, altını ıslatma, ağlayıp tepinme ve çeşitli korkular görülebilir.            Uyku da bu dönemde besinler kadar önemlidir. Yeni doğan bebek neredeyse  24 saatini uyku ile geçirir. Bebek büyüdükçe daha az uyumak isteyecektir. Çocuğun rahat uyuması için; temiz, sıcak, havadar ve rahat bir ortam sağlanmalıdır.       Ayrıca  çocuğun sevgi, şefkat ve ilgi gibi duygusal gereksinmeleri ihmal edilmemelidir. Annenin sevgi dolu bakımı ile büyüyen bebek güven duygusu içinde, sevme ve kendini sevdirme yeteneğine sahip, çevresi ile uyumlu bir insan haline gelecektir. İlk yılda gereksinmesi olan sevgiyi bulamayan çocuk güvensiz ve uyumsuz olur.           Bu dönemde çocuk çevresindeki bütün olayları da algılar. Anne baba uyumu yada uyumsuzluğu onu etkiler. Yani çocuğa gösterilen sevgi kadar anne babanın birbirlerine göstereceği sevgi de çok önemlidir.  Anne babanın anlaşamamaları, sık sık kavgaları, babanın çocuğun gözü önünde anneyi dövmesi yada aşağılaması çocukta korku ve endişe doğurur. Hele anne babanın ayrılacakları korkusu çocuğun ruhunda çok karmaşık, kabullenmesi zor yıkımlar oluşturur.             Çocuk bu dönemde bireysel bedeninin sınırlarını keşfetme ve oluşturma çabası içindedir. Kendi vücudu ile ilgilenir.  Elleri ile  ayaklarını, vücudunun değişik yerlerini tutar, oynar. Yürüme, merdiven çıkma, zıplama  gibi hareketleri dener. Dış dünya ile ilgilenir. Yürümeye başlayınca çevresinde gördüğü her şeyi ellemek, tutmak ve almak ister, hatta merak ettiği eşyayı eller, yere atar, tekrar alır, sallar, sürter, yırtar, her şeyi ağzına sokar.  Onların yerini değiştirir. Bazen kırar, döker. Bütün bu davranışlarının  çocuğun çevresindeki evreni araştırma, keşfetme, tanıma ve öğrenme çabası olduğu unutulmamalı. Maalesef anne babalar çocuklarının her tarafı kurcalamasından ve etrafı dağıtmasından rahatsız olurlar ve ona ellerine vurarak ve ona kızıp, bağırarak ceza vermeye kalkışırlar. Çocuğun psiko-sosyal gelişiminin sağlıklı olabilmesi adına bu dönemde çocuğun engellenmemesi anne babanın yapabileceği en önemli davranıştır. Çocuk bu dönemde her şeyi yapabileceği inancına sahiptir. Yeni denemelerde bulunmaktan çekinmez ve bu denemeleri sonucunda kendine güveni artar. Artık o; kişisel kapasitesini ve gücünü fark etmeye başlamıştır ve bunu çevresine fark ettirmeye çalışır. Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır. Son derece bencildir. Egosu çok güçledir. Her zaman  “ben ve benim” der.            “Taklit”  bu dönemin en önemli öğrenme biçimi olduğu için; çocuğun bilgiye, nasihate değil,  zengin tecrübeye,örnek davranışlara ve  örnek model insanlara ihtiyacı vardır. Öğrenme ve gelişim  “beş duyu merkezlidir” (Görme, duyma, koklama, tatma, dokunma) Onun için mutlaka beş duyusuna hitap edecek tarzda etkileşim ortamları oluşturulmalıdır. Mutlaka farklı ortamlarla ve insanlarla çocuklarımızı bir araya getirmeliyiz.  Çocuklarını, dışarıyı seyredecek şekilde kangurunun içine koyup gezen turistleri gördükçe onları takdir ediyorum. Çünkü bu konumdaki çocuk; çok farklı mekanlarla ve insanlarla karşılaşmış oluyor. Batı kültüründe gözlemlediğim bu davranışı bizim de hayata geçirmemiz çocuğumuzun gelişimi adına çok önemli.            Oğlum her yeri keşfetmişti. Son olarak anneler için kutsal mekan olan misafir odası kalmıştı. Ve tabii girilmesi yasak bölge. Annesinin her dalgınlığında mutlaka orayı araştırmaya girişirdi. Sonunda orayı da keşfedince artık evde durmak istemediğini başka ortamlara gitmek istediğini fark ettik.  Bu durum hepimizin çocukları için geçerli. Onları sınırlama ve engelleme yerine daha fazla etkileşime girecekleri ortamlar hazırlamalıyız.           Bu dönemde çocukta bağımsızlık, güven duygusu ve atılganlık gücü geliştiren serbest hareketlere önem verilmeli ve çocuğun dünyayı keşfetmesinde ona yardımcı olunmalıdır.  BU DÖNEMDE UYGULANACAK İLETİŞİM METODU:         Bu dönemde çocukta duygusallık, benlik ve özgür irade, akıl ve mantık yürütme var olmasına rağmen oldukça sönüktür. Onun için bu dönemde çocukla iletişim kurarken isteklerimizi ona yansıtırken ikna edici mantıklı sözler bulma yerine;  onunla konuşurken ona dokunmalı  ve onun gözlerinin içine bakmalıdır. Çünkü bu dokunmalar çocukta emniyet ve kabul edildiği hissini oluşturur. Bu onu rahatlatır ve sizinle “açık iletişim”  kurmasını sağlar.  BU DÖNEMİN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİĞİ -         Beş duyu  yoluyla ve taklitle öğrenir. -         Öğrenme ve gelişim bu dönemde beş duyu merkezlidir. Onun için verilecek bilgilerin beş duyuya hitap edecek tarzda verilmesi çok önemlidir.        Bir okulda Kurtuluş Savaşını çocuklara öğretme adına yapılan çalışma tam bu dönem çocuklarına yönelikti. Öğretmen arkadaş öğrencilerine (ilkokul 2. Sınıf) ; kumdan bir Türkiye haritası çizdirmiş ve pilastik oyuncak askerler ve savaş silahları hangi cephelerde düşmanlarla savaşmışsak isimleriyle birlikte oralara yerleştirilmiş. Tamamen çocuğun beş duyusuna  hitap eden bu uygulama  bu dönemde çocukların hem öğrenmesini kolaylaştıracak hem de öğrendiklerinin kalıcılığı sağlanmış olacaktır.-         Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır.-         Biyolojik bedenini gezegene yerleştirmeye çalışır.-         Son derece bencildir. Ego çok güçlüdür. Her şey “ben” üzerine kuruludur.-         “Her şeyi yapabilirim” der.-         Çocuğun bilgiye nasihate değil, zengin tecrübeye, örnek model insanlara ve örnek davranışlara ihtiyacı vardır. BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN EN ÖNEMLİ ANAHTAR GIDA :         Sevgiyle, şefkatle çocuğa dokunmadır. Çocuğun doğumuyla birlikte beyinde dokunma merkezi tamamlanır ve devreye girer ve diğer bütün beyin bağlantıları bu merkez aracılığıyla doğumdan sonra gelişmeye başlar bunun için bu dönemde dokunma çok önemlidir. BU DÖNEMDE ÇOCUĞUN İHTİYACI OLAN İKİNCİL GIDALAR :·        Güvenlik·        Sıcaklık·        Hoşgörü (Çocuğun hata yapmasına göz yumma, ona deneme yanılma imkanı verme, onun dünyayı keşfetmesine yardımcı olma.)·        Çocuğun “beş duyusunu”  geliştirici imkan ve ortamlar sağlama.    BU DÖNEMDEKİ ÇOCUK İÇİN ZEHİRLİ GIDALAR: ·        Fiziksel tehdit ve korkutma. Çocuğun içine kapanmasına , korku duymasına  ve pısırık olmasına yol açar.·        Kötü modeller ve davranışlar. Çocuğun bu dönemde öğrenme biçimi taklit olduğu için iyi kötü ayrımı yapmaz. Televizyonda şiddet içerikli filmleri seven ve izleyen babanın ;  çocuğuna: -         “Oğlum senin bu tür filmleri izlemeni istemiyorum” demesi.   e)      9 - 12  YAŞ DÖNEMİ: “En tatminkar sonuçları alan kişi her zaman en zeki kişi değildir, genellikle çalışanların beyinleri ve becerilerini en iyi koordine edebilen kişidir.                                                                                         W. Alton JONES         Bir önceki dönemde “Ben duygusu” ve ben merkezcilik baskınken artık bu dönemde  “Ben” ve “başkaları”  ayrımı yapmaya başlamıştır. Bu dönemde topluluk, ekip, arkadaşlık, toplu yaşam önemlidir. Onun için “iş birliği”, “takım şuuru”, “yardımlaşma” bu dönemde kazandırılması gereken hayati önemde değerlerdir. Çocuk tek başına  üreteceği ve ulaşacağı noktanın sınırlılığını topluluk içinde görecek, ekip ve takım olunca daha üretken ve güçlü olduğunun farkına varacaktır.           1093buluşu olan Edison’ a ne kadarda üretken bir insansınız dediklerinde Onun verdiği cevap oldukça ilginçtir: -         “Hayır ben üretken değilim. Sadece grupla(ekiple) verimli çalışma tekniklerimi geliştirdim.”             Yirmi birinci yüzyılda insanın tek başına üretmeye çalıştığı ve ortaya koyduğu ürünün kalitesi artık yeterli olmayacaktır. Bu gün üretken firmalara baktığımızda “ekip halinde“ çalıştıklarını görürüz. Çocuklarımız bu dönemde “ekip ve takım şuuru”  verilmeli ve başarının “ortak akılla” elde edileceği mutlaka öğretilmelidir.          Bu dönem çocukları en fazla önemsedikleri kavramlar “adil olma , makul olma”  dır. Kayırmacılık onları rahatsız eder  ve bu duruma sinir olurlar.        Güven ve itimat duygusu bu dönemde gelişir. Bunun için örnek modellere ve davranışlara ihtiyaçları vardır. Duygusal olarak bağlantılı hissettikleri insanların tüm davranışlarını kopyalarlar. Bu dönemde çocuğun kültüründe var olan kahramanlar ve kahramanlık örnekleri mutlaka çocuğa verilmelidir.       Bu dönemde ilhama – motivasyona – vizyona ihtiyaç duyarlar. Onun için yukarıda da bahsettiğimiz onları ilham verecek, onları motive edecek ufuk açıcılara yani örnek model insanlara ihtiyaçları vardır. Bu örnek insanlar onlar yanlış yaptıklarında “pusula” görevi görecektir.  Çocuklar onlara bakarak yönlerini belirleyeceklerdir.  Onların sağlıklı şekillenmesi adına  “örnek insan” su ve yiyecek kadar önemlidir.       Bütün yaşamla bağlantılı olduğu hissi gelişir.        Bu dönemde “metafizik dünyaya”  yönelik merakları artmaya başlar.(10.5 – 11 yaş) “Ölüm” onların ilgisini çeker. Çocuklar ölüm duygusunu bu dönemde fark ederler ve “Ölenler nereye gidiyor, Yok oluyor mu?” sorularına cevap arayışı içine girerler. Dine karşı ilgi ve istekleri artar. Çocuklara inanç esasları bu dönemde verilmelidir. “Çevre-yaşam-ölüm“ çevrimlerini anlar ve bunlara adaletle dürüstlükle ve şefkatle yaklaşmayı öğrenebilecek yetenektedir. Efsanelere, olağan üstü olaylarla ilgili hikayelere ilgi duyarlar. Bu içerikteki “kitap ve filimler” ellerinden düşmez.       Bir topluluğa, gruba, aileye ait olma hissi gelişir. Bu dönem çocuğa “ahlaki ve toplumsal değerlerin” verilme çağıdır.  Aile, okul, vatan bilinci bu dönemde verilmelidir. Aile ve okul tarafından aile, okul ve vatan bilincinin  oluşturulacağı, ahlaki ve toplumsal değerlerin verileceği ortam ve etkinliklerde düzenlenmelidir. Çocuk 11-12 yaşından itibaren kendinin bir sosyal gruba ait olduğunu öğrenmiştir. “İlke ve kural merkezli yaşam” bu dönemde çocuğa  verilmesi gereken en hayati değerdir.       Çocuklar “farklı bakış açısını” , farklı gözlerle hayata bakabilme yeteneğini bu dönemde kazanırlar.         Bu dönem; çocuğun “his ve duygu gelişiminin olduğu, his ve duygularını tanımaya ve keşfetmeye başladığı” dönemdir. Bu dönemde çocuklara his ve duygularını ifade edebileceği kavramlar ve kelimeler öğretilmeli ve his ve duygularını ifade edecek ortamlar hazırlanmalıdır. Çocuklar bu dönemde çevrelerindeki insanların duygu ve hislerini anlamaya başlar. Eğer bu dönemde çocuğa his ve duyguları tanıma ve ifade etme yeteneği kazandırılamazsa, “kendini ve insanları tanıma yeteneği” kazanamayacağı için; çocuk ileride sosyal uyum güçlüğü çeker.         Bu dönemde duygu ve hislerin devreye girdiği hikaye ve masallar onların çok hoşuna gider. Bu tarz hikaye ve masallar alınmalı ve okunmalıdır.         Bu dönemde anne-babaların çocuklarının duygularını ifade etmelerini kolaylaştırması gerekir ama maalesef anne babalar çocuklarının duyguları kabul etmedikleri gibi, çocuk duygularını ifade ettiğinde de görmezden gelirler, alaya alırlar ve gizlemesini yok saymasını isterler.        Toplumumuzda genelde öfke, korku, utangaçlık, acı, güvensizlik gibi olumsuz duyguların saklanması istenir. İstenmeyen bu duygular çocuk tarafından açığa vurulduğunda dayakla, azarlamayla, aşağılamayla ceza verilerek bu duyguları konuşmamaya hatta düşünmemeye koşullandırılır. Ne var ki çocuğun düşünmemesini sağlama bu konularla ilgili duygularının yok olduğu anlamına gelmez. Bu duygular çocukta vardır ama bu duyguların ifade edilişi bastırılmıştır. Bu duygular biçim değiştirmeye başlar ve bu duyguların farkına varmak güçleşir.         Farkında mıyız acaba biz  büyükler kendi duygularımızı tanımada güçlük çekeriz? Neden mi? Çünkü sürekli olarak duygularımızı saklamamız, gizlememiz bize çevremiz tarafından telkin edilmiştir.
Hisset  Düşün Uygun olanı seç Göster
formülü içinde yaşadığımız çevre tarafından bizlere benimsetilmiştir. Bu yüzden bizim dünyamızda duygular gerçek davranışlar sahte hale dönüşmüştür. Duygularını rahatça ifade edemeyen bir insan duygularını tanıyıp onları nasıl aşabilsin.              Bastırılmış duygular ruh sağlığına zarar verir. Kişinin kendini tanımasına engel olur.         Toplumda sağlıklı ilişkiler kurma adına kişinin kendini tanıması çok önemlidir. “İli ilim bilmektir.İlim kendin bilmektir.Sen kendini bilmezsen,Bu nice okumaktır. “  sözleriyle Yunus EMRE ‘ de bilgeliğiyle “kendini tanımanın” önemine dikkat çekmiştir.          Doğan Cüceloğlu da toplumda  “kendini tanıyan kimse” nin gerekliliğini şu şekilde ifade etmektedir;       “Kendini tanıyan kimse gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır. Böyle biri başarısından dolayı elini sıktığı kimsenin yüzüne gülümserken, gerçek duygusu kıskançlıksa bunu fark eder. Bu farkında oluş sayesinde, karşısındakini niçin kıskandığı üzerinde düşünebilir.” Bunu yapması bu duygusunu aşabilmesinde ona yardımcı olur.          Çocukları gözlemlersek onların duygu ve davranışları arasında fark olmadığını görürüz. Çocuk mutluysa eğer güler, düşüp bir yerini inceltmişse ve bir yeri acımışsa ağlar, kızdığında tepki verir, bağırır.        Kendine güveni olan, ruhsal yönden sağlıklı çocuklar yetiştirmek için anne babalar çocuklarının duygularını açığa vurmalarına imkan tanımalıdırlar. Ne yazık ki çoğunlukla anne babalar bunu yapmazlar. Çocuklarının duygularını diledikleri gibi ifade etmelerine izin vermezler. Onlara göre çocuk, istenmeyen duygularını açığa vurduğunda ona dayakla ya da azarlamayla ceza verirler.     Örneğin:  Çocuk: (Kardeşine) “Senden nefret ediyorum. Sen öl.” Anne: “Aferin çocuğum, dök içini. Ona karşı ne hissediyorsan onu söyle” der mi? Duygularını açıklamasını sağlayıcı sorular sorarak ona karşı duygularını daha net ortaya koymasını ve duygularını daha iyi tanıma ve tahlil etme fırsatını ona verir mi?Yoksa;Anne: “Sus bakayım. Ağzına acı biber sürerim.”         “Aman ne ayıp! İnsan hiç kardeşinden nefret eder mi?”         “Aslında sen ne kadar çok seversin cici kardeşini”  der. Bunları söylerken anne çocuğuna  ne mesajı vermektedir? “Aslında sen kardeşine karşı öfke değil sevgi duyuyorsun ama söylerken duygularını karıştırıyorsun. Sen zaten duygularını ne bileceksin! Ona karşı hissettiğin duygu nefret değil sevgi, sevgi....”          Duygu ve hislerini yok sayarak ve bunları tanımasını engelleyerek çocuklarımıza şu mesajı vermekteyiz : “Sen kendi algılarına, duygularına inanma, onlar yanlıştır, kendini boşuna yorma benimkileri kabul et.” Bu anlayışta yetişen çocuğun “anne babasından farklı bir birey olarak kendini ortaya koyabilmesi” oldukça zordur.        Çocuk kardeşine karşı nefret duygusu hala duyuyordur. O anne babasının yanında kardeşini okşar, sever ama onlar arkasını dönünce sinsice ona zarar vermeye ve vurmaya kalkar. Duyguların bastırılmaya değil açığa çıkarılıp, tanınıp aşılmaya ihtiyacı vardır.         Anne babaların ağzından şu sözlerin çıkmaması gerek:Çocuk düşmüştür;-         “Sulu göz! Seni bu halde görürlerse ayıplarlar.”-         “Sus! Şimdi geçer. Hem sen erkeksin erkekler hiç ağlar mı?”-         “Ne varmış korkacak! Koca çocuk hiç karanlıktan korkar mı?”-         “Ne ayıp! Hiç insan kardeşini kıskanır mı?”-         “Ne varmış üzülecek! Altı üstü bir kedi. Baban yenisini alır.”           Anne babalar çocuklarının ifade ettiği duygularını, örtmeye çalışma yerine, onların ifade ettiği duygularını, kendi anlatımlarıyla bir ayna gibi yansıtma yoluna gitmelidirler. Çocuk:  -“Ablam bana vurdu.”Anne:   -“Ablan sana vurmaz” yerine Anne:   -“Vay! demek ablan sana vurdu ha!”  deme. Böylece duygularını anlayıp, kabul ettiğinizi göstermiş olursunuz. Çocuğunuz duygularını rahatça ifade ettikçe bu duyguları aşmayı da öğrenecektir.          Çocuklarımızı duygularını baskı altına almaya zorlamayalım. Duygulara değil, davranışlara sınır  getirelim. Duyguları kontrol etmek olanaksızdır ama davranışları kontrol etme öğrenilebilir. Çocuğumuz öfkelensin ama öfkesini topluma zarar verecek davranışlara dönüştürmesin. Onun dediğim dedik biri olmaması için, çocuğun duygularına anlayış göstermeli ama davranışlarına da gerekli kısıtlamaya gidilmelidir.      ÇOCUĞUMUZUN DUYGU VE HİSLERİNİ TANIMASI ADINA NE YAPILABİLİR?       Duyguları içeren drama oyunları çok faydalı olur. Bundan çok hoşlanırlar ve verilmek istenen değerler ve ilkeler de bu yolla verilmelidir.        Bu dönemde çocuklar arası duygu ve hislerini ifade etme yarışmaları yapılmalıdır. Özellikle uygulanacak bu yöntemle çocuklara his ve duygularını daha iyi tanıma ve kendilerini daha rahat ifade edebilme olanağı sağlanmış olur.      Çocuklara düşündürülecek alıştırma olay senaryoları okullarda dramatize ettirilerek (rol yaptırılarak) uygulanabilir. ·        Ali ve Ayşe iki arkadaştırlar. İkisi de okula yeni başlamışlardı. Bir gün Ayşe elindeki kitaba dikkatle bakıyordu ve okumaya çalışıyordu. Ali geldi “Ona ben bakacağım diyerek kitabı Ayşe’nin elinden çekti, aldı. Ayşe kalakaldı.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı;-         Ayşe’ ne hissetti.-         Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?-         Ali özür dilerken hangi duyguları yaşadı-         Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz? ·        Aynur ve Fatma birlikte kitapçıya gitme kararı alırlar. Aynur söylediği saatte arkadaşınızla buluşmaya gidememiş. Fatma beklemiş ve arkadaşı gelmeyince kendisi gitmek zorunda kalmış.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı,-         Fatma ne hissetti-         Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?-         Aynur özür dilerken hangi duyguları yaşadı-         Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz?