• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Anasayfa arrow Çağın Hastalığı Depresyon
Çağın Hastalığı Depresyon
Kayıp ve Yas Süreci PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar Rehberlik   

İnsanların çoğunun konuşmaktan kaçındığı hüzünlü ve ağır bir konudur kayıp ve yas. Çoğumuz ölümden korkar, onu düşünmekten kaçınır, kendimizin ve sevdiklerimizin sonsuza kadar yaşayacağını varsayarız. Ancak er ya da geç ölüm yaşamımıza girer ve sevdiklerimizi yitiririz. Bu yüzden ölümle ve sonrasında yaşanan kederle nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmek önemlidir.

Bu süreçte uykusuzluk, iştahsızlık, üzüntü, öfkelenme, kaybedilen kişi ile ilgili yoğun ve karışık düşünceler başlangıçta ortaya çıkan normal tepkilerdir. Zamanla bu duygu ve davranışların azalmasını ve kaybolmasını bekleriz. Zaman içinde bu belirtiler azalmıyor veya belirtilerde artma meydana geliyorsa normal olarak kabul edilemez değerlendirilmesi gerekir. Bir yakınımızı kaybettiğimizde üzüntü bir yıl devam edebilir, sevgiliden ayrılma durumunda bir kaç hafta veya ay üzülebiliriz. Ancak zaman uzuyorsa bu normal bir yas süreci değildir. Bu dönemde depresyondan şüphelenmek ve araştırmak gerekir. Bir de zamana bağlı olmaksızın şiddetli yas tepkisi olabilir. Bu durumda normal kabul edilemez. Örneğin yakınını kaybeden bir kişi günlerce yataktan çıkmıyor, yemek yemiyor kendisini öldüreceğini söylüyorsa bunun normal olmadığını söylemek için bir yıl beklemek gerekmez, hemen doktora başvurmalıdır. Depresyon ve yas birbirlerine çok benzerler ancak yas durumunda kişinin kendine olan saygısı genelde kaybolmaz ve intihar düşüncesi genelde yoktur. Yas sürecinin ne zaman bittiğine ve depresyon olup olmadığına dikkat etmek gerekir.

Öğretmen bazen çocukların yas tepkilerinin farklılaştığını görebilir. Bu durum çocuklar arasındaki bireysel farklılığa bağlı olabileceği gibi; söz konusu ölüm olayına şahit olma ya da olmama ile de bağlantılı olabilir. Örneğin, eğer çocuğun yakını gözünün önünde ölmüşse yaşanan bu ani şok, o andaki görüntü ve seslerin zihinde birbirinden kopuk imgeler şeklinde asılıp kalmasına yol açar. Birey o anda bunları birbiriyle ilişkilendirerek zihnine yerleştirecek bir durumda değildir. Bu nedenle yaşanmış tüm görüntüler ve sesler, aynen olayın gerçekleştiği anda olduğu gibi aniden canlanır ve bireyde korkunç bir kaygıya yol açar. Genellikle bu durumlarda yas tutma sürecinin normal olarak yaşanması güçleşir. Diğer yandan, ölüm olayına şahit olmayan çocuklar ve ergenler de ölümden etkilenirler. Ancak, onlar ölümle ilgili doğrudan bir şok yaşamamışlardır. Bu şoku, yakınlarının ölümünü öğrendiklerinde yaşarlar ve görmedikleri ayrıntıları zihinlerinde kurguladıkları hayallerle tamamlarlar. Bununla birlikte birey, bütün bu düşündüklerini zihninde ilişkilendirebildiği için, ölüm anına şahit olmuş kişilerde olduğu gibi yaşanan birbirinden kopuk görüntüler zihnine hücum etmez ve normal yas sürecinin yaşanmasına engel olmaz. Ne var ki bu hayaller de kaygı uyandırır ve stres tepkilerine yol açabilir. Her iki durumda da eğer kişinin yaşadığı duygular çok yoğun ve günlük yaşamını tümüyle olumsuz bir şekilde etkileyecek türden ise bireye özel bir ilgi gösterilmesi gerekebilir

 2-3 yaş çocuğu ölümü uzun bir uyku olarak kabul edip, ölenlerin yerden uyanacağını düşünürken, 4-5 yaşından itibaren ölüm gerçeğini kabullenme başlar. Bu durumda da terk edilme duygusu sebebiyle, ya ölen ya da kalan ebeveyn suçlanır ve yalnız kalma korkusu olaşabilir. Okul dönemi çocuklarının ölüm ve kriz durumlarıyla yüzleşme ve başa çıkma konularında dayandıkları daha geniş davranış dağarcıkları vardır.Kendilerini daha az duyarlı hale getirebilecek planlar yapabilirler. Bu yaşlarda kaygı sık rastlanan tepkidir.     Çocuklarda sık rastlanan yas tepkileri *Kaygı*Canlı anılar*Uykuya dalmada güçlük*Üzüntü ve özlem*Öfke ve dışa vurma davranışı*Sululuk, kendini kınama ve utan*Okul sorunları*Fiziksel şikâyetler


Ölüm, çocukla iletişim kurulabilen andan itibaren saklanmamalı, gerçek ona anlatılmalıdır. Bu açıklama kuşkusuz yaşa göre farklılaşır. 4-5 yaş çocuğuna, hayvanların ve bitkilerin doğup, büyüyüp, yaşlanıp yok olduklarından yola çıkarak açıklama getirilebilir. İlkbaharda yeşeren yaprağın sonbaharda sararıp düşmesi gibi her insanın da yaşlandığında ölebileceği anlatılmalıdır.

Ölüm sebebiyle aşırı koruyucu bir yaklaşım yerine, eski ilişkiler aynı çizgide sürdürülmeli, çocuğun boş zaman faaliyetleri artırılmalı, kaybolan ebeveyn modelinin yerini bir süre için teyze, amca gibi yakın bir akraba üstlenmelidir.

Kaybetmenin Etkisi: Yas Süreci

Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde keder içinde yaşanan sürece yas denir. Kaybı kabul etmemiz, kendimizi toparlamamız zaman alır ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen acı dolu bir dönem geçiririz. Bir insanı kaybetmenin ve kaybının acısını çekmenin yaşamın doğal bir parçası olduğunu anlamaya çalışmak yas süreci biraz kolaylaştırabilir.

Kaybınızı kabul etmeyi öğrenin, yitirdiğiniz kimse geri gelemez. Trajik olaylarla baş etmeyi sağlayan içinizdeki güce inanın. Bu yaşantının ileride karşılaşacağınız diğer zor olaylarla başa çıkmanıza yardımcı olacak nitelikte bir gelişim süreci olmasına çalışın.

Yas süreci çoğu zaman aşağıda sıralanan aşamalardan geçerek gelişir:

İnkar ve şok. Başlangıçta, sevdiğimiz birinin ölümünü kabul etmek zordur, ölümün gerçekliğini inkar edebiliriz. Yakınınızın ölümüyle ve genel olarak ölümle ilgili duygularınızı yakınlarınızla paylaştıkça, kabullenmek kolaylaşır.

Pazarlık. Çoğu kimse ilahi bir pazarlık yapmaya çalışır. Bu pazarlıkta, genellikle yaşamın eğlenceli ve zevkli bir bölümü, kaybedilen insanın geri gelmesi için sunulur. Burada halen ölümün geri dönülmezliğinin bir çeşit inkarı vardır. Yapılan hiç bir hesabın yaşananı değiştirmeyeceği kaybın gerçekliği kendisini gösterdikçe fark edilir.

Kızgınlık. Sizi geride bırakıp gittiği, yaşamdayken yaptığı ya da yapmadığı şeyler için ölene kızgınlık duyabilir, bu kızgınlığınızı başkalarına yöneltebilirsiniz. Ölen birine kızgınlık duymak sizi dehşete düşürebilir, oysa onları kabul ederek ve paylaşarak zaman içinde daha az kızgın olursunuz.

Suçluluk. Bir yakınınızı kaybettiğinizde, onunla yaptığınız ya da yapmadığınız şeylerden ötürü pişmanlık ve suçluluk hissedebilirsiniz. Yaşananları değiştiremezsiniz, hata yapmış olsanız da insani yanınızı kabul edin, kendinizi affedin.

Adalet arama. Bu aşamada en çok sorulan soru şudur: “Neden ben?” Ölümün adaletsizliğine karşı çıkar ve yaşadığınız kaybın bir şeyin bedeli olup olmadığını anlamaya çalışır, bulamayınca isyan edebilirsiniz. Ölümü hak edilecek bir ceza değil, yaşamın akışının bir parçası olarak görmeye çalışın.

Depresyon. Başlangıçta büyük bir kayıp ya da boşluk hissi yaşayabilirsiniz. Ruh halinde düzensizlikler, yalnızlık duygusu ve sosyal çevreden uzaklaşma bunu izleyebilir. Yas tutan biri olarak eski halinize dönmek ve sosyal çevrenizde olup bitenlerle eskisi gibi ilgilenmek zaman alabilir. Unutmayın ki bu aşamada cesaret verme ya da güven tazeleme gibi teselliler değil, acıya saygı ve sosyal destek yardımcı olur.

Yalnızlık. Kaybınız nedeniyle sosyal yaşamınızda oluşan değişiklikler, kendinizi yalnız ve korku içinde hissetmenize neden olabilir. İnsanlarla görüşür, yeni arkadaşlar edinirseniz, bu duygularınız zamanla azalır.

Kabullenme. Kaybı kabullenme, ondan mutluluk duymak demek değildir. Kaybedileni unutmak ya da önemsememek de değildir. Tam tersine, durumun gerçek olduğunu teslim ederek, onunla başa çıkmaya çalışırsınız.

Umut. Zamanla hatırlamanın daha az acı verdiği bir noktaya gelecek, geleceğe ve daha güzel günlere umutla bakmaya başlayacaksınız. Değiştiremeyeceğimiz gerçeklerle başa çıkmada kendinize zaman tanıyın.

Kayıpla Birlikte Yaşamayı Kolaylaştırabilen Yollar

Anonim Alkolikler arasında yaygın olan şu deyiş kayıp gibi değiştirilmesi mümkün olmayan yaşam olaylarına bakışınızı olumlu etkileyebilir:

“Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmem için güç, değiştiremeyeceklerimiz kabul edebilmem için dinginlik, bu ikisini birbirinden ayırt edebilmem için bilgelik ver.”

Aşağıda sıralananlar dinginlik kazanmada size yardımcı olabilir:

  Yalnızlık, kızgınlık ve üzüntü gibi duyguları açıkça ve dürüstçe arkadaşlarınızla, ailenizle ve yakınlarınızla tartışın.

  Umudunuzu koruyun.

  Eğer dinsel inançlarınız sizin için önemliyse, bir din insanıyla inançlarınız ve duygularınızla ilgili konuşun.

  Kaybınızla ilgili yaşantılarınızı paylaşabileceğiniz bir destek grubuna katılın.

  Kendinize iyi bakın. Bedeninize özen gösterin. Dengeli beslenin. İyi dinlenin.

  Kendinize sabırlı davranın. İyileşmek zaman alır. Bazı günler kötü, bazıları ise iyi olacaktır.

Kayba Uğramış Birine Yardım

  Kayba uğramış arkadaşınıza yardımcı olmak için onun yanında olun, acısını paylaşın, saygı duyun, ancak cesaret ve güven veren telkin ve tesellilerden uzak durun. Bunlar işe yaramaz.

  Arkadaşınızı üzmemek niyetiyle kayıpla ilgili konuşmaktan kaçınmayın. Tam tersine, o istemediğini belirtmediği sürece durum hakkında konuşun. Konuşmaktan kaçınmak o duyguyu yok etmez, tersine pekiştirir.

  Konuşmada yaşananlarını kolaylaştırma amacıyla kaybı hafife almaya çalışmayın, kayıp gerçeğine uygun, onu önemseyen bir tutum gösterin.

  Arkadaşınıza verdiğiniz önemi gösterin. Dikkatli dinleyin ve onun duygularına ve inançlarına olan saygınızı belli edin. Onunkine benzer olan duygu ve deneyimlerinizi paylaşın. “Seni çok iyi anlıyorum” gibi içi boş sözlerden kaçının.

  Eğer depresyonun belirtileri çok ciddi ise ve arkadaşınız günlük etkinliklerini sürdüremiyorsa, bir uzmandan yardım alması için ona destek olun.

 ÇOCUKLARDA KAYIP VE YAS YARDIM ETME ÖNERİLERİ 

*Yaşa uygun açıklamalar yapın.

*Kafa karışıklığını azaltın.

*Soyut açıklamalardan uzak durun.

*Ölümü bir seyahat ve ya uyku olarak açıklamayın.

*Sorulara ve konuşmalara izin verin.

*Kısa konuşmaları kabul edin.

*Fotoğraf albümlerine bakın.

*Çocukların mezarı seyahat etmelerini sağlayın.

* Çocukların oyunlarını kabul edin.

*Çocuğun törene katılmasına izin verin.

*Kendi duygularınızı saklamayın.

*Ölen kişiyi hatırlatan şeyleri ortada bırakın.

*Gereksiz ayrılıkları önleyin.

*Çocuklarla ana-babalarına ve ya kendilerine bir şey olacağına ilişkin kaygıları hakkında konuşun.

*Çocuklarla suçluluk duyguları hakkında konuşun.

 

Kaynaklar:

 

Çocuk Ruh Sağlığı, Prof Dr. Atalay Yörükoğlu, Özgür Yayınları

 

Çocuk, Kayıplar ve Yas Yetişkinler İçin El Kitabı, Atle Dyregrov, Türk Psikologlar Derneği Yayınları

www.burem.boun.edu.tr

www.populermedikal.com

www.ailem.com

 Yorum yok
 
İlköğretim Çağı Çocuklarında Depresyon PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar Rehberlik   

Depresyon gibi bir rahatsızlığı çocuklarla özdeşleştirmekte zorlanırız. Bu tür şeyleri yetişkinlerin dünyasına ait olarak kabul etme eğilimimiz vardır. Ancak gerçek ne yazık ki böyle değil. Depresyon çocuklarda da teşhis edilebilen bir rahatsızlıktır ve gitgide de daha çok çocukta ve ergende bu sorunla karşılaşmaktayız. 

Çocuklarda ortaya çıkan depresyon belirtileri yetişkinlerdekinden farklılık gösterir. Bu durum çocuklarda depresyonu tanımayı güçleştirebilir. Çocukluklarında depresyon geçiren kişilerin, hele de tedavi görmemişlerse, ileriki yıllarda bu rahatsızlığa tekrar yakalanmaları riski daha büyüktür. 

 

Depresyon belirtileri çocuktan çocuğa da farklılık gösterebilir. Kimi çocuk aşırı derecede içine kapanırken, kimisi birden saldırganlaşmaya, sizi şaşırtacak derecede öfke dolu davranışlar sergilemeye başlar. Vurma, kırma, öfke nöbetleri, küfürlü konuşma, suratınız kapı çarpma gibi kendisi için tipik olmayan davranışlar sergileyebilir. 

Çoğunlukla okul başarısı gitgide düşmeye başlar, derslerini umursamaz olur. Bazen arkadaşlarıyla gülüp oynadığına şahit olursunuz, ancak bu mutlu ve heyecanlı hali uzun sürmez. Çoğunlukla somurtmakta ve mutsuz gözükmektedir. Eskiden onu heyecanlandıran şeylerin büyük bir kısmı artık çekici gelmemektedir, isteğini yitirmiştir. 

Bazen bazı saplantılı düşüncelerini fark edebilirsiniz: mesela sürekli hasta olup olmadığınızı sormaya başlayabilir. Kendisinden memnun olmadığına dair şeyler söylediğini ve ima ettiğini fark edebilirsiniz. Örneğin, doğum gününde kimleri çağıralım diye sorduğunuzda "Benim doğum günüme kim gelmek ister ki..." diyebilir. "Beni doğurduğuna pişman mısın?" gibi sorularla sizi şaşırtabilir.

Bir diğer önemli etken, sizin ve eşinizin ailesinde depresyon vakalarının yaşanmış olup olmadığıdır. Ailede depresyon var ise bu rahatsızlığın sonraki nesillerde de ortaya çıkma ihtimali biraz daha kuvvetli olabiliyor. Eskiden psikolojik rahatsızlıklarla ilgili bilgimiz, bilincimiz ve bu alanda verilen hizmetler bugünkü gibi değildi. O nedenle teşhis edilmiş bir vaka olmayabilir; ancak şöyle bir düşünün, büyüklerinizle konuşun. Acaba ailenizde depresyonun izine rastlayacak mısınız?

Bu belirtilerin birkaçını çocuğunuzda gözlüyorsanız bir uzmana danışmanızı öneririm. Nasıl ki çocuğumuzun ateşi 40 dereceye çıkınca ya da düşüp bir yeri durmadan kanayınca doktora gitmekte tereddüt etmiyorsak, çocuklarımızın sosyal, zihinsel ve duygusal yaralanmalarında da aynı duyarlılığı göstermeliyiz. 

Tekrar etmek istiyorum ki, çocukluk döneminde gözden kaçan depresyon, yetişkinlik dönemi depresyonları için önemli bir temel oluşturuyor. Bu defa kişi bir tür "katmerli depresyon" yaşıyor ve köklenmiş olan bu sorunun üstesinden gelmek daha zor olabiliyor.

Çocuklarda yaşanan depresyonun gözden kaçmasının bir diğer nedeni de "Benim çocuğumda olmaz!" inanışı. ("İnşallah benim çocuğumda olmaz" çok anlaşılır bir dilek, ancak "Benim çocuğumda olmaz" biraz despotça bir tavır!) İnkâr var olan sorunları yok etmediği gibi, bir de müdahale etmediğimiz için sorunların büyümesine, daha da ciddileşmesine neden oluyor. 

 

Çocuklarda ve ergenlerde ne yazık ki intihar vakalarını son yıllarda içimiz acıyarak daha sık görmeye başladık. Bu çocukların yakınındakiler genellikle ortada hiçbir sorun yokken böyle bir şeyin nasıl olduğunu anlayamıyorlar! Oysa bakmayı bilen bir göz için genellikle pek çok işaret vardır. 

Elbette her depresyona giren kişi intihar etmiyor. Bunu gözünüzü korkutmak için değil, olayın ciddiyetine dikkat çekmek için paylaşıyorum. "Arsız işte", "zamane çocuğu", "Bi tuhaflaştı bu sıralar, hey heyleri üstünde", "Şımarık şekerim bunlar, hep fazla sevgiden" gibi yaklaşımlar çocuğunuzun içinde bulunduğu durumu, hayatında olup bitenleri ve onun bunlara geliştirdiği tepkileri anlamanıza hiçbir faydada bulunmaz. 

Böyle ciddi sorunlar yaşadığınızda mutlaka bir uzmana danışmalısınız. Gerekli bilgiyi edindikten ve yardım aldıktan sonra kendinizi daha güçlü hissedeceksiniz. Bugün depresyonla mücadelede çok yol kat ettik ve daha etkin yardım olanakları mevcut.

Bu belirtilerden bazılarını görmeniz mutlaka çocuğunuzun depresyonda olduğu anlamına gelmez, ancak emin olmanızda çok büyük fayda var. Hem, yardım aramak sorunları görmezden gelmeye çalışmaktan ya da kendi kendinizi yemekten daha kolay ve çok daha avantajlıdır.

 Yorum yok
 
Çocukluk Depresyonu PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar Rehberlik   
Çocukluk Depresyonu 

Depresyon yaşayan çocuk daha mutsuz oluyor, neşesi kaçıyor, gündelik yaşantısında isteksiz veya verimsiz oluyor...

Çocuklar hem ekonomik, hem de sosyal açıdan ailenin kontrolü altında olmaları nedeniyle, üstelik yaşı küçük olanların kendilerini ifade etmelerindeki güçlükleri nedeniyle, öncelikle anne babaların veya çocuğu yetiştirmekle yükümlü olanların çocukta bir problem olup olmadığı konusunda uyanık bulunmaları gerekmektedir...

Birçok hastalığın da bilinen başlama yaşının ergenlik çağlarıdır. "Anne babalar ve çocuğun yakın çevresi çocuktaki problemi fark etseler bile; yalnızca problemin kendisine odaklanıyorlar; ders çalışmama, tırnak yeme gibi. Tek probleme yoğunlaşmak aile ile çocuk arasındaki çatışmayı daha da arttırıp çocuğu da olumsuz etkileyebiliyor."

 

Çocuk sorumluluktan kaçar

Çocuklarda depresyonun hangi belirtilerle ortaya çıktığını ve çocukta gözlenen davranış farklılıklarını ise şöyle özetledi: "Öncelikle depresyonu genel hatları ile özetleyecek olursak; kişi zamanının çoğunda mutsuzdur, üzgündür, önceden keyifle veya kolaylıkla yapabildiği aktivite veya sorumluluklardan kaçmaya başlar, uyku ve iştah düzeni bozulur, motivasyon azlığı nedeni ile dalgınlık, unutkanlık, dikkatsizlik, ölüm düşünceleri geçer aklından, ruhsal ve fiziksel huzursuzluğu dışardan bile gözlenebilir, kendine güvensizlik,hatta yetersizliğin getirdiği suçluluk duyguları yaşanır.

Çocuklar da bu belirtileri gösterirler ancak çocuğun gelişim özellikleri ve sosyal ilişkilerine bağlı olarak farklı belirtiler de klinik tabloda görülebilir. Küçük çocuklarda ifade becerisi zayıf olduğu için daha çok davranış problemleri ile karşımıza çıkarlar. Genellikle anne babalarının kontrolü altında olduklarından; klinik öykü de anne babanın bakışı tarafından şekillenir.

 

Tedavide işbirliği şart

Ergenlik çağındaki bir çocukta gündelik sorumlulukları savsaklama, okuldan soğuma şeklinde tarifler görülebilir. Tabii ki bunlar sınırlı örnekler."

Çocuklarda depresyonun tedavisinde bireysel tedaviyle birlikte çocuğun sosyal destek sistemleri üzerinde de çalışılması gerektiğinin altını çizilmesi gerekir. Aile danışmanlığı ve gerektiğinde aile terapisi yöntemleri ile anne babalar ve tüm aile çalışılır; ailedeki diğer bireylerde var olan ruhsal sorunların da tedavisi plânlanır. Çocuğun okul yaşamındaki zorluklarına yönelik olarak okulla işbirliği de tedavide mutlaka düşünülmelidir.

 Yorum yok
 
Depresyon PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar Rehberlik   
DEPRESYON (RUHSAL ÇÖKÜNTÜ) Depresyon her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Majör Depresyon ( büyük depresyon) nöbetlerle gelen ve tam düzelen bir özelliğe sahiptir.          Toplumun her kesiminde görülebilir.          Psikiyatrik hastalıklar arasında en sık rastlanan bir tablodur.          Yaşam boyunca her 100 erkekten 10'unun ve her 100 kadından 20'sinin Depresyon geçirdiği araştırmalarla saptanmıştır.         Depresyondaki bir insanda en dikkati çeken özellikler şunlardır; Elem, keder, karamsarlık umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duymaması ve hiçbir şeyden zevk alamama halidir.  Depresyondaki bir hasta çevresine ve hekime "çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi yapımı kaybettim. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek. Hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbirşey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun ve bitkin hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum. Kimse gelsin -gitsin istemiyorum. Sessiz - sedasız bir odada yanlız başıma kalmak istiyorum. Çocuklarıma bakamıyorum; bazen onları boğasım bile geliyor. Bazende artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum... Zaman zaman sebepsiz ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı. İştahdan kesildim, kilo verdim. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorum, bazen erkenden sıkıntı ile uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar veremiyorum... " şeklinde yakınmada bulunur.          Uluslararası Depresyonları önleme ve tedavi komitesinin depresyonlu hastaların tanınması amacıyla hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız Depresyonda olabilirsiniz. ·     Hayattan eskisi kadar zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor. ·     Son zamanlarda karamsar, ümitsiz, kötümser düşünüyorum. ·     Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum. ·     Uyku düzenim bozuldu. ·     İştahım azaldı kilo kaybettim. ·     Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, miğdeme kramplar giriyor. ·     Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim. ·     Hafızam zayıfladı, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum. ·     Zaman zaman intihar etmek istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum. ·     Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal foksiyonlarda değişiklikler olur.  Duygu durumundaki değişiklikler. ·     Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık ·     Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik, ·     Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi ·     Ağlama isteği veya ağlama, ·     Konuşmaya dahi isteksiz olma.  Düşünce içeriğindeki değişiklikler: ·     En başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri ( Kendisini değersiz, günahkar, suçlu kabul etme, ciddi depresyonlarda kişi bu düşüncelerle intihar eder...) ·     İntihar fikirleri ·     Ağır depresyonlarda bazen gerçeği değerlendirme, muhakemede kısmi bozukluklar görülebilir. Şahıs organlarının olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme-içmesinin anlamsız olduğunu söyler ve kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir.  Depresyonda Hafıza ·     Dikkat toparlanamaz ·     Konsantrasyon bozulur. ·     Unutkanlık başlar ·     Yeni şeyler öğrenilemez ·     Bu nedenle bir iş performansı ciddi şekilde düşer.  Depresyonda Biyolojik-Vital fonksiyonlar ·     Uykuya dalmada güçlük ·     Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma ·     İştahsızlık ( Perhizde değilken 1 ayda kilosunun %5'inden fazlasını kaybetme) ·     Cinsel istekte azalma ·     Hareketlerde faaliyetlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik.  DEPRESYON TÜRLERİ  Maskeli DepresyonSınıflamalarda yer almamakla birlikte klasik kitapların çoğunda yer alır. Bu durumda klasik depresyon belirtileri yerine: Bedenin değişik yerlerinde ağrılar, sızılar, uyuşma, karıcalanmalar, hissiyet azlığı, karakter bozuklukları, Sexsüel alanda ve beslenme ile ilgili davranışlarda bozukluklar, alkolizm, madde bağımlılığı gibi sorunlar ön plandadır. Yani temeldeki depresyon bu şekilde dışa yansımıştır.          A tipik depresyon         Hastada deprestif duygu durum dikkati çekmekle beraber, diğer belirtiler "tipik" depresyon belirtilerine uymaz. ·     Gün içi değişmeler görülür. ·     Kişilik yapısı takıntılara saplantıları yatkın insanlarda takıntılar, saplantıar, kuruntular ön plana çıkar. Örneğin; su muslukları, tüpün düğmesi, ütü fişi sürekli kontrol edilir. Bazen yoldan dönülüp tekrar tekrar bakılır. ·     Bedendeki fizyolojik değişiklikler organlardaki bozukluğun habercisi gibi değerlendirilir ve bedensel uğraşlar artar. ·     Çeşitli korkular gelişir. ·     Dışarıdan gösteri, rol gibi algılanacak davranışlar görülebilir. ·     A tipik depresyonlu insanlar her zamankinden fazla uyur ve fazla yemek yerler. Aşırı kilo alırlar. ·     Kollarda ve bacaklarda aşırı güçsüzlük vardır. ·     Beklenmedik bir şekilde alkole, maddeye, kumara düşkünlük. ·     Aile ve iş yaşamından uzaklaşma ·     Açıklanması güç cinsel uyumsuzluklar dikkati çeker.          Çocuklarda ve gençlerde depresyon         Çocuklarda ve gençlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Daha çok davranış ve tutum değişiklikleri belirgindir. Aşırı ağlama, hırçınlık, asi davranışlar, çabuk sinirlenme, alkol ve uyuşturucu kullanımına başlamanın temelinde depresyon olabilir.          Yaşlılarda ve Menapoz Sonrası depresyon ·     Kadınlarda daha sık görülür. ·     Depresyonun tipik belirtileri olmakla beraber; ağır bunaltı (anksiyete), sıkıntı, özellikle sabah sıkıntısı, uyku bozukluğu ön plandadır. ·     Aşırı telaş ve tedirginlik vardır. ·     Sıkıntıdan dolayı sürekli eller oğuşturulur ve yerinde duramama, dolaşma hali vardır. ·     Bedensel uğraşılar daha fazladır. ·     İntihar düşünceleri yoğundur.          Doğum Sonrası depresyonları          Doğumdan sonra annelerde görülen depresif tabloya "puerperal depresyon" denmektedir.          Bazı anneler doğumdan sonra : Gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük , halsizlik, sıkıntı, üzüntü, bebeğe karşı ilgisizlikle karakterize "Bebek hüznü " denen bir durum yaşar. Destekleyici tedavilerle olumlu yanıt verir.          Doğum sonrası bir ila 3 ay içinde gelişen karamsarlık , üzüntü, yetersizlik , hiçbir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakmamak gibi hallerinde tam bir depresyon geçiriyor denmektedir. Ciddi tedavi gerekmektedir. Hastaların çoğu tedavi ile düzelir. Bazılarında depresyonun belirtileri uzun süre üzerinde kalabilir.         Distimik Bozukluk Eskiden nörotik depresyon, depresif kişilik, nevrasteni diye nitelendirilirdi. Hastalarda en az iki yıl süren ve çok ağır olmayan depresyon belirtileri vardır. Uyku bozuklukları, hiçbir şeyden mutlu olamama, müzmin karamsarlık hali, yogunluk, istek ve ilgi azlığı, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar dile getirilir. Bu bozuklukta bir kaç gün , bir kaç hafta iyilik dönemleri görülebilir. Ancak bu iyilik dönemleri iki ayı geçmez.          Postpsikotik depresyonlar         Şizofreni gibi gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu, "akıl hastalıklarında da zamanla depresyon gelişebilir.          Organik nedenlere bağlı depresyon         Bir çok fiziksel bozukluğa bağlı depresyonlar görülebilmektedir. Örneğin;         Hormonal sistemdeki bozukluklar, Nörolojik bazı hastalıklarda ( Örneğin Parkinson, Multipl skleroz) kan hastalıklarında, kanserde, enfeksiyon hastalıklarının bazılarında, kaza ve ameliyetlardan sonra depresyon gelişebilmektedir. Uzun süre kullanılan tansiyon düşürücü, ülser giderici bazı ilaçlar bağımlılık yapan uyarıcı ve uyuşturucular, kortizollü ilaçlarda depresyon yapabilirler.          Depresyon nedenleri          Depresyona yol açan çok neden vardır. ·     Kalıtımsal nedenler ·     Biokimyasal değişiklikler ·     Hormonal bozukluklar ·     Tedavide kullanılan bazı ilaçlar ·     Bazı organik nedenler ·     Psiko-sosyal olaylar ·     Sosyo-kültürel etkenler ·     Bazı yaşam olayları depresyona neden olabilir.          Birçok insanın aynı şartlarda yaşamasına rağmen bazılarının depresyona girdiği, bazılarının girmediği araştırılıp, tartışılmıştır.         Biyolojik-genetik alt yapının depresyona yatkınlık gösterdiği kişilerin dış faktörlerle daha kolay depresyona girdiği ileri sürülmektedir.           Depresyon tedavi edilebilen bir hastalıktır         Depresyon belirtileri 2 haftadan fazla sürüyorsa mutlaka bir psikiyatrise gidip tedavi olmak gerekir. Günümüzde depresyon giderici çok güçlü ilaçlar geliştirilmiştir. Psikiyatrislerin tedavide bir çok seçenekleri vardır. 2-3 aylık bir tedavi ile ciddi düzelmeler sağlanabilmektedir. Tedavinin süresi hastalığın ciddiyeti, süresi tekrar edip etmediğine göre ayarlanır. Psikoterapi ile birleştirilen ve sosyal düzenlemeler ile desteklenen tedaviler daha iyi sonuçlar vermektedir.          DEPRESYON BİR HASTALIKTIR TANIYIN YENİN ·     Depresyon ruhsal bir hastalıktır. ·     Depresyon çok yaygın bir sağlık sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her on kişiden birinde depresyon görülmektedir. ·     Ancak halk ve doktorlar tarafından yeterince tanınmamaktadır. ·     Depresyonlu kişinin iş verimi düşer, çalışamaz, insanlar ile olan ilişkileri bozulur. ·     Aileye ve topluma getirdiği ekonomik yük çok büyüktür. ·     Depresyon tedavi edilebilen ve tam olarak düzeltilebilen bir hastalıktır. ·     Depresyon tedavi edilmezse intahar ile sonuçlanabilir. İntihar olgularının büyük bir bölümü depresyon geçiren hastalardır. ·     Depresyonun tanınmamasının ve yeterince tedavi edilmemesinin hastaya ve topluma maliyeti çok yüksektir.          Tanınması ve tedavi edilmesi halkın ve doktorların eğitimi ile mümkün olabilir.Yorum yok
 


Rehberlik Web Net & Hayatımız Rehberlik