|
Yapılan gözlem ve çalışmalar, belli gelişim dönemlerinde çocuklarda ortak olan eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Gelişim süreci;
* Motor Gelişim, * Bilişsel (Zihinsel) Gelişim, * Dil Gelişimi, * Duygusal ve Sosyal Gelişim olarak ele alınmakta ve çocuklarda gelişim hızları yaşa bağlı olarak değişmektedir. Çocuğunu sağlıklı ve dengeli bir şekilde yetiştirmek isteyen anne babalar mutlaka çocuklarının yaşlarına göre gelişim dönemleriyle ilgili bilgi sahibi olmak zorundadırlar. Anne babaları bilgiye boğmadan kısaca onların işine yaracak düzeyde bilgi sunmaya çalıştık. A- DOĞUM ÖNCESİ DÖNEM Bebeğin sağlıklı gelişmesi, anne babaların doğum öncesi bilinçli davranışlarına bağlıdır. İrsi bir takım hastalıkların kalıtım yoluyla bebeğe geçebileceği unutulmamalı ve bu konuda duyarlı davranılmalıdır. Özcan KÖKNEL’ e göre: “Çeşitli geçiş şekillerine göre, kalıtımsal hastalıklı ailelerin çocuklarında, % 100’ le % 25 arasında hastalıklı doğma şansızlığı bulunmaktadır. Ancak nedeni kesin olarak bilinmeyen bedensel sakatlık ve özürlerle, çok gene bağlı kalıtımsal geçiş gösteren bazı hastalıklarda bu oran % 10’a kadar düşmektedir. Rasgele evlenmelerden doğan çocukların herhangi bir hastalık, sakatlık ya da bozukluğu taşıma şansızlığı 1/40 olarak hesaplanmıştır. Akraba dolayısıyla aynı olan genlerin oranı şöyledir:Akrabalık durumu Ortak genlerin durumuTek yumurta ikizleri 1Çift yumurta ikizleri ½Büyükbaba ve büyükanneler TorunlarAmca, dayı, hala, teyzeYeğenler,Üvey kardeşlerÇift birinci derecede kuzenler(İki kardeşin iki kardeşle evlenme- lerinden olan çocuklar ¼Kardeş çocukları (Kuzen) 1/8Kardeş çocuklarının çocukları 1/32Üçüncü dereceden kuzenler 1/128 Bütün bu söylenenler, yakın akraba çiftinin ortak soylarında bilinen çekinik kalıtımsal hastalık olmadığı durumlardadır. Ailede bu tür bir hastalık varsa, doğacak her 32 çocuktan biri hasta olabilecek demektir.” Doğum öncesinde annenin dikkat etmesi gerekenler: · Çocuğun olumsuz etkilenmemesi açısından gebelik sırasında özellikle ilk iki üç ay içinde tedavi amacıyla, hekim kontrolü olmadan ilaç alınmamalıdır. Uyuşturucu, uyarıcı, ağrı kesici, kusmayı önleyici, uyku ve sükunet verici ilaçlar kesin olarak alınmamalıdır.· İnceleme ya da tedavi amacıyla x ışını alan annelerin daha çok sakat çocuk doğurdukları görülmüştür.· Gebelikte alkol ve sigara kullanan annelerin çocuklarında zeka geriliği ve sakatlıkların daha çok olduğu saptanmıştır.· Gebeliğin her döneminde annenin karşılaştığı ruhsal sorunlar, anne baba arasındaki problemler bebeği olumsuz yönde etkilemektedir.· Gebelikte annenin yaşadığı bedensel sarsıntılar, karnının üzerine düşme ve vurmalar doğacak çocukta olumsuz izler bırakabilir.· Çocuğun normal bir şekilde gelişebilmesi için ihtiyacı olduğu besinleri anneden alması gerekmektedir. Annenin hamilelik müddetince 10 kilo alması gerekir. Daha fazlası anneyi lüzumsuz yere şişmanlatır. · Annenin aldığı besinlerin büyük bir kısmını proteinler, madensel tuzlar, mineraller olması gerekir. Bunun için de bol miktarda süt, et, baklagiller balık, sebze ve meyve almalıdır. Bütün vitaminler çocuğa lazımdır. Ayrıca yeteri kadar kalsiyum almayan anne kendi dişlerini ve kemiklerini kaybetmiş olur. Çünkü çocuk ihtiyacı olduğu kalsiyumu almak için ( Eğer annesi besinleri almamışsa) annenin diş ve kemiklerini eritmek suretiyle kendine gerekli olan kalsiyumu alır. Fosfor çocuğun beyninin iyi gelişmesini sağlar. Bunun için annenin bol balık tüketmesi gerekir. Çocuğun anemi (kansızlık) olmaması için annenin bol miktarda demir alması gerekir.· R.h Faktörünün etkine dikkat etmek gerekir. İnsan kanı A, B, 0, AB olmak üzere dört gruptur. Ayrıca bu gruplarda (-) ve (+) olmak üzere ikiye ayrılır. Annenin kanın (-), babanın kanın (+) olduğu durumda kan uyuşmazlığı meydana gelmekte ve çocuğun kanın değişmesi icap etmektedir. B- ÇOCUĞUN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM SÜRECİa) 0 – 8 YAŞ DÖNEMİ Hamilelikle başlar 8-9 yaşında sona erer. Çocuk ilk yıllarda tamamen annesine bağlıdır. Gereksinmeleri iyi karşılanmadığı zaman problemli ve huzursuz bir çocuk olur. Bu dönemde annenin yapması gereken en bilinçli davranışlardan birisi çocuğunu emzirmesidir. Anne sütü üzerinde yapılan araştırmalar; Anne sütünün çocuk için vazgeçilmez değerde olduğunu göstermektedir. Ayrıca anne çocuğunu emzirmekle ve ona dokunmakla çocuğuyla arasında duygusal, sıcak ve sevgi yüklü bir yakınlığın kurulmasını da sağlamış olur. Emzirme anında annenin sinirli olması, bebeğin annesinden sıkıntı çekmesi yada sıkılıyormuş gibi davranması, sabırsızlanması, emme sırasında birden bire göğsünü çekerek başka işle meşgul olması, çocukta karmaşık duygusal bozuklukların tohumlanmasın ayol açar. Bu duygusal bozukluklar genellikle çocuğun yaşamı boyunca sürer. Bebeğin memeden erken ayrılması zararlıdır. Memeden erken ve birden kesilen çocuklarda parmak emme, tırnak yeme, altını ıslatma, ağlayıp tepinme ve çeşitli korkular görülebilir. Uyku da bu dönemde besinler kadar önemlidir. Yeni doğan bebek neredeyse 24 saatini uyku ile geçirir. Bebek büyüdükçe daha az uyumak isteyecektir. Çocuğun rahat uyuması için; temiz, sıcak, havadar ve rahat bir ortam sağlanmalıdır. Ayrıca çocuğun sevgi, şefkat ve ilgi gibi duygusal gereksinmeleri ihmal edilmemelidir. Annenin sevgi dolu bakımı ile büyüyen bebek güven duygusu içinde, sevme ve kendini sevdirme yeteneğine sahip, çevresi ile uyumlu bir insan haline gelecektir. İlk yılda gereksinmesi olan sevgiyi bulamayan çocuk güvensiz ve uyumsuz olur. Bu dönemde çocuk çevresindeki bütün olayları da algılar. Anne baba uyumu yada uyumsuzluğu onu etkiler. Yani çocuğa gösterilen sevgi kadar anne babanın birbirlerine göstereceği sevgi de çok önemlidir. Anne babanın anlaşamamaları, sık sık kavgaları, babanın çocuğun gözü önünde anneyi dövmesi yada aşağılaması çocukta korku ve endişe doğurur. Hele anne babanın ayrılacakları korkusu çocuğun ruhunda çok karmaşık, kabullenmesi zor yıkımlar oluşturur. Çocuk bu dönemde bireysel bedeninin sınırlarını keşfetme ve oluşturma çabası içindedir. Kendi vücudu ile ilgilenir. Elleri ile ayaklarını, vücudunun değişik yerlerini tutar, oynar. Yürüme, merdiven çıkma, zıplama gibi hareketleri dener. Dış dünya ile ilgilenir. Yürümeye başlayınca çevresinde gördüğü her şeyi ellemek, tutmak ve almak ister, hatta merak ettiği eşyayı eller, yere atar, tekrar alır, sallar, sürter, yırtar, her şeyi ağzına sokar. Onların yerini değiştirir. Bazen kırar, döker. Bütün bu davranışlarının çocuğun çevresindeki evreni araştırma, keşfetme, tanıma ve öğrenme çabası olduğu unutulmamalı. Maalesef anne babalar çocuklarının her tarafı kurcalamasından ve etrafı dağıtmasından rahatsız olurlar ve ona ellerine vurarak ve ona kızıp, bağırarak ceza vermeye kalkışırlar. Çocuğun psiko-sosyal gelişiminin sağlıklı olabilmesi adına bu dönemde çocuğun engellenmemesi anne babanın yapabileceği en önemli davranıştır. Çocuk bu dönemde her şeyi yapabileceği inancına sahiptir. Yeni denemelerde bulunmaktan çekinmez ve bu denemeleri sonucunda kendine güveni artar. Artık o; kişisel kapasitesini ve gücünü fark etmeye başlamıştır ve bunu çevresine fark ettirmeye çalışır. Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır. Son derece bencildir. Egosu çok güçledir. Her zaman “ben ve benim” der. “Taklit” bu dönemin en önemli öğrenme biçimi olduğu için; çocuğun bilgiye, nasihate değil, zengin tecrübeye,örnek davranışlara ve örnek model insanlara ihtiyacı vardır. Öğrenme ve gelişim “beş duyu merkezlidir” (Görme, duyma, koklama, tatma, dokunma) Onun için mutlaka beş duyusuna hitap edecek tarzda etkileşim ortamları oluşturulmalıdır. Mutlaka farklı ortamlarla ve insanlarla çocuklarımızı bir araya getirmeliyiz. Çocuklarını, dışarıyı seyredecek şekilde kangurunun içine koyup gezen turistleri gördükçe onları takdir ediyorum. Çünkü bu konumdaki çocuk; çok farklı mekanlarla ve insanlarla karşılaşmış oluyor. Batı kültüründe gözlemlediğim bu davranışı bizim de hayata geçirmemiz çocuğumuzun gelişimi adına çok önemli. Oğlum her yeri keşfetmişti. Son olarak anneler için kutsal mekan olan misafir odası kalmıştı. Ve tabii girilmesi yasak bölge. Annesinin her dalgınlığında mutlaka orayı araştırmaya girişirdi. Sonunda orayı da keşfedince artık evde durmak istemediğini başka ortamlara gitmek istediğini fark ettik. Bu durum hepimizin çocukları için geçerli. Onları sınırlama ve engelleme yerine daha fazla etkileşime girecekleri ortamlar hazırlamalıyız. Bu dönemde çocukta bağımsızlık, güven duygusu ve atılganlık gücü geliştiren serbest hareketlere önem verilmeli ve çocuğun dünyayı keşfetmesinde ona yardımcı olunmalıdır. BU DÖNEMDE UYGULANACAK İLETİŞİM METODU: Bu dönemde çocukta duygusallık, benlik ve özgür irade, akıl ve mantık yürütme var olmasına rağmen oldukça sönüktür. Onun için bu dönemde çocukla iletişim kurarken isteklerimizi ona yansıtırken ikna edici mantıklı sözler bulma yerine; onunla konuşurken ona dokunmalı ve onun gözlerinin içine bakmalıdır. Çünkü bu dokunmalar çocukta emniyet ve kabul edildiği hissini oluşturur. Bu onu rahatlatır ve sizinle “açık iletişim” kurmasını sağlar. BU DÖNEMİN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİĞİ - Beş duyu yoluyla ve taklitle öğrenir. - Öğrenme ve gelişim bu dönemde beş duyu merkezlidir. Onun için verilecek bilgilerin beş duyuya hitap edecek tarzda verilmesi çok önemlidir. Bir okulda Kurtuluş Savaşını çocuklara öğretme adına yapılan çalışma tam bu dönem çocuklarına yönelikti. Öğretmen arkadaş öğrencilerine (ilkokul 2. Sınıf) ; kumdan bir Türkiye haritası çizdirmiş ve pilastik oyuncak askerler ve savaş silahları hangi cephelerde düşmanlarla savaşmışsak isimleriyle birlikte oralara yerleştirilmiş. Tamamen çocuğun beş duyusuna hitap eden bu uygulama bu dönemde çocukların hem öğrenmesini kolaylaştıracak hem de öğrendiklerinin kalıcılığı sağlanmış olacaktır. - Kendini dünyanın merkezi olarak algılar ve herkesi onun etrafında döndüğünü sanır. - Biyolojik bedenini gezegene yerleştirmeye çalışır. - Son derece bencildir. Ego çok güçlüdür. Her şey “ben” üzerine kuruludur. - “Her şeyi yapabilirim” der. - Çocuğun bilgiye nasihate değil, zengin tecrübeye, örnek model insanlara ve örnek davranışlara ihtiyacı vardır. BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN EN ÖNEMLİ ANAHTAR GIDA : Sevgiyle, şefkatle çocuğa dokunmadır. Çocuğun doğumuyla birlikte beyinde dokunma merkezi tamamlanır ve devreye girer ve diğer bütün beyin bağlantıları bu merkez aracılığıyla doğumdan sonra gelişmeye başlar bunun için bu dönemde dokunma çok önemlidir. BU DÖNEMDE ÇOCUĞUN İHTİYACI OLAN İKİNCİL GIDALAR : · Güvenlik · Sıcaklık · Hoşgörü (Çocuğun hata yapmasına göz yumma, ona deneme yanılma imkanı verme, onun dünyayı keşfetmesine yardımcı olma.) · Çocuğun “beş duyusunu” geliştirici imkan ve ortamlar sağlama. BU DÖNEMDEKİ ÇOCUK İÇİN ZEHİRLİ GIDALAR: · Fiziksel tehdit ve korkutma. Çocuğun içine kapanmasına , korku duymasına ve pısırık olmasına yol açar. · Kötü modeller ve davranışlar. Çocuğun bu dönemde öğrenme biçimi taklit olduğu için iyi kötü ayrımı yapmaz. Televizyonda şiddet içerikli filmleri seven ve izleyen babanın ; çocuğuna: - “Oğlum senin bu tür filmleri izlemeni istemiyorum” demesi. b) 9 - 12 YAŞ DÖNEMİ: “En tatminkar sonuçları alan kişi her zaman en zeki kişi değildir, genellikle çalışanların beyinleri ve becerilerini en iyi koordine edebilen kişidir. W. Alton JONES Bir önceki dönemde “Ben duygusu” ve ben merkezcilik baskınken artık bu dönemde “Ben” ve “başkaları” ayrımı yapmaya başlamıştır. Bu dönemde topluluk, ekip, arkadaşlık, toplu yaşam önemlidir. Onun için “iş birliği”, “takım şuuru”, “yardımlaşma” bu dönemde kazandırılması gereken hayati önemde değerlerdir. Çocuk tek başına üreteceği ve ulaşacağı noktanın sınırlılığını topluluk içinde görecek, ekip ve takım olunca daha üretken ve güçlü olduğunun farkına varacaktır. 1093buluşu olan Edison’ a ne kadarda üretken bir insansınız dediklerinde Onun verdiği cevap oldukça ilginçtir: - “Hayır ben üretken değilim. Sadece grupla(ekiple) verimli çalışma tekniklerimi geliştirdim.” Yirmi birinci yüzyılda insanın tek başına üretmeye çalıştığı ve ortaya koyduğu ürünün kalitesi artık yeterli olmayacaktır. Bu gün üretken firmalara baktığımızda “ekip halinde“ çalıştıklarını görürüz. Çocuklarımız bu dönemde “ekip ve takım şuuru” verilmeli ve başarının “ortak akılla” elde edileceği mutlaka öğretilmelidir. Bu dönem çocukları en fazla önemsedikleri kavramlar “adil olma , makul olma” dır. Kayırmacılık onları rahatsız eder ve bu duruma sinir olurlar. Güven ve itimat duygusu bu dönemde gelişir. Bunun için örnek modellere ve davranışlara ihtiyaçları vardır. Duygusal olarak bağlantılı hissettikleri insanların tüm davranışlarını kopyalarlar. Bu dönemde çocuğun kültüründe var olan kahramanlar ve kahramanlık örnekleri mutlaka çocuğa verilmelidir. Bu dönemde ilhama – motivasyona – vizyona ihtiyaç duyarlar. Onun için yukarıda da bahsettiğimiz onları ilham verecek, onları motive edecek ufuk açıcılara yani örnek model insanlara ihtiyaçları vardır. Bu örnek insanlar onlar yanlış yaptıklarında “pusula” görevi görecektir. Çocuklar onlara bakarak yönlerini belirleyeceklerdir. Onların sağlıklı şekillenmesi adına “örnek insan” su ve yiyecek kadar önemlidir. Bütün yaşamla bağlantılı olduğu hissi gelişir. Bu dönemde “metafizik dünyaya” yönelik merakları artmaya başlar.(10.5 – 11 yaş) “Ölüm” onların ilgisini çeker. Çocuklar ölüm duygusunu bu dönemde fark ederler ve “Ölenler nereye gidiyor, Yok oluyor mu?” sorularına cevap arayışı içine girerler. Dine karşı ilgi ve istekleri artar. Çocuklara inanç esasları bu dönemde verilmelidir. “Çevre-yaşam-ölüm“ çevrimlerini anlar ve bunlara adaletle dürüstlükle ve şefkatle yaklaşmayı öğrenebilecek yetenektedir. Efsanelere, olağan üstü olaylarla ilgili hikayelere ilgi duyarlar. Bu içerikteki “kitap ve filimler” ellerinden düşmez. Bir topluluğa, gruba, aileye ait olma hissi gelişir. Bu dönem çocuğa “ahlaki ve toplumsal değerlerin” verilme çağıdır. Aile, okul, vatan bilinci bu dönemde verilmelidir. Aile ve okul tarafından aile, okul ve vatan bilincinin oluşturulacağı, ahlaki ve toplumsal değerlerin verileceği ortam ve etkinliklerde düzenlenmelidir. Çocuk 11-12 yaşından itibaren kendinin bir sosyal gruba ait olduğunu öğrenmiştir. “İlke ve kural merkezli yaşam” bu dönemde çocuğa verilmesi gereken en hayati değerdir. Çocuklar “farklı bakış açısını” , farklı gözlerle hayata bakabilme yeteneğini bu dönemde kazanırlar. Bu dönem; çocuğun “his ve duygu gelişiminin olduğu, his ve duygularını tanımaya ve keşfetmeye başladığı” dönemdir. Bu dönemde çocuklara his ve duygularını ifade edebileceği kavramlar ve kelimeler öğretilmeli ve his ve duygularını ifade edecek ortamlar hazırlanmalıdır. Çocuklar bu dönemde çevrelerindeki insanların duygu ve hislerini anlamaya başlar. Eğer bu dönemde çocuğa his ve duyguları tanıma ve ifade etme yeteneği kazandırılamazsa, “kendini ve insanları tanıma yeteneği” kazanamayacağı için; çocuk ileride sosyal uyum güçlüğü çeker. Bu dönemde duygu ve hislerin devreye girdiği hikaye ve masallar onların çok hoşuna gider. Bu tarz hikaye ve masallar alınmalı ve okunmalıdır. Bu dönemde anne-babaların çocuklarının duygularını ifade etmelerini kolaylaştırması gerekir ama maalesef anne babalar çocuklarının duyguları kabul etmedikleri gibi, çocuk duygularını ifade ettiğinde de görmezden gelirler, alaya alırlar ve gizlemesini yok saymasını isterler. Toplumumuzda genelde öfke, korku, utangaçlık, acı, güvensizlik gibi olumsuz duyguların saklanması istenir. İstenmeyen bu duygular çocuk tarafından açığa vurulduğunda dayakla, azarlamayla, aşağılamayla ceza verilerek bu duyguları konuşmamaya hatta düşünmemeye koşullandırılır. Ne var ki çocuğun düşünmemesini sağlama bu konularla ilgili duygularının yok olduğu anlamına gelmez. Bu duygular çocukta vardır ama bu duyguların ifade edilişi bastırılmıştır. Bu duygular biçim değiştirmeye başlar ve bu duyguların farkına varmak güçleşir. Farkında mıyız acaba biz büyükler kendi duygularımızı tanımada güçlük çekeriz? Neden mi? Çünkü sürekli olarak duygularımızı saklamamız, gizlememiz bize çevremiz tarafından telkin edilmiştir. | Hisset | | Düşün | | Uygun olanı seç | | Göster | formülü içinde yaşadığımız çevre tarafından bizlere benimsetilmiştir. Bu yüzden bizim dünyamızda duygular gerçek davranışlar sahte hale dönüşmüştür. Duygularını rahatça ifade edemeyen bir insan duygularını tanıyıp onları nasıl aşabilsin. Bastırılmış duygular ruh sağlığına zarar verir. Kişinin kendini tanımasına engel olur. Toplumda sağlıklı ilişkiler kurma adına kişinin kendini tanıması çok önemlidir. “İli ilim bilmektir.İlim kendin bilmektir.Sen kendini bilmezsen,Bu nice okumaktır. “ sözleriyle Yunus EMRE ‘ de bilgeliğiyle “kendini tanımanın” önemine dikkat çekmiştir. Doğan Cüceloğlu da toplumda “kendini tanıyan kimse” nin gerekliliğini şu şekilde ifade etmektedir; “Kendini tanıyan kimse gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır. Böyle biri başarısından dolayı elini sıktığı kimsenin yüzüne gülümserken, gerçek duygusu kıskançlıksa bunu fark eder. Bu farkında oluş sayesinde, karşısındakini niçin kıskandığı üzerinde düşünebilir.” Bunu yapması bu duygusunu aşabilmesinde ona yardımcı olur. Çocukları gözlemlersek onların duygu ve davranışları arasında fark olmadığını görürüz. Çocuk mutluysa eğer güler, düşüp bir yerini inceltmişse ve bir yeri acımışsa ağlar, kızdığında tepki verir, bağırır. Kendine güveni olan, ruhsal yönden sağlıklı çocuklar yetiştirmek için anne babalar çocuklarının duygularını açığa vurmalarına imkan tanımalıdırlar. Ne yazık ki çoğunlukla anne babalar bunu yapmazlar. Çocuklarının duygularını diledikleri gibi ifade etmelerine izin vermezler. Onlara göre çocuk, istenmeyen duygularını açığa vurduğunda ona dayakla ya da azarlamayla ceza verirler. Örneğin: Çocuk: (Kardeşine) “Senden nefret ediyorum. Sen öl.” Anne: “Aferin çocuğum, dök içini. Ona karşı ne hissediyorsan onu söyle” der mi? Duygularını açıklamasını sağlayıcı sorular sorarak ona karşı duygularını daha net ortaya koymasını ve duygularını daha iyi tanıma ve tahlil etme fırsatını ona verir mi?Yoksa;Anne: “Sus bakayım. Ağzına acı biber sürerim.” “Aman ne ayıp! İnsan hiç kardeşinden nefret eder mi?” “Aslında sen ne kadar çok seversin cici kardeşini” der. Bunları söylerken anne çocuğuna ne mesajı vermektedir? “Aslında sen kardeşine karşı öfke değil sevgi duyuyorsun ama söylerken duygularını karıştırıyorsun. Sen zaten duygularını ne bileceksin! Ona karşı hissettiğin duygu nefret değil sevgi, sevgi....” Duygu ve hislerini yok sayarak ve bunları tanımasını engelleyerek çocuklarımıza şu mesajı vermekteyiz : “Sen kendi algılarına, duygularına inanma, onlar yanlıştır, kendini boşuna yorma benimkileri kabul et.” Bu anlayışta yetişen çocuğun “anne babasından farklı bir birey olarak kendini ortaya koyabilmesi” oldukça zordur. Çocuk kardeşine karşı nefret duygusu hala duyuyordur. O anne babasının yanında kardeşini okşar, sever ama onlar arkasını dönünce sinsice ona zarar vermeye ve vurmaya kalkar. Duyguların bastırılmaya değil açığa çıkarılıp, tanınıp aşılmaya ihtiyacı vardır. Anne babaların ağzından şu sözlerin çıkmaması gerek:Çocuk düşmüştür;- “Sulu göz! Seni bu halde görürlerse ayıplarlar.”- “Sus! Şimdi geçer. Hem sen erkeksin erkekler hiç ağlar mı?”- “Ne varmış korkacak! Koca çocuk hiç karanlıktan korkar mı?”- “Ne ayıp! Hiç insan kardeşini kıskanır mı?”- “Ne varmış üzülecek! Altı üstü bir kedi. Baban yenisini alır.” Anne babalar çocuklarının ifade ettiği duygularını, örtmeye çalışma yerine, onların ifade ettiği duygularını, kendi anlatımlarıyla bir ayna gibi yansıtma yoluna gitmelidirler. Çocuk: -“Ablam bana vurdu.”Anne: -“Ablan sana vurmaz” yerine Anne: -“Vay! demek ablan sana vurdu ha!” deme. Böylece duygularını anlayıp, kabul ettiğinizi göstermiş olursunuz. Çocuğunuz duygularını rahatça ifade ettikçe bu duyguları aşmayı da öğrenecektir. Çocuklarımızı duygularını baskı altına almaya zorlamayalım. Duygulara değil, davranışlara sınır getirelim. Duyguları kontrol etmek olanaksızdır ama davranışları kontrol etme öğrenilebilir. Çocuğumuz öfkelensin ama öfkesini topluma zarar verecek davranışlara dönüştürmesin. Onun dediğim dedik biri olmaması için, çocuğun duygularına anlayış göstermeli ama davranışlarına da gerekli kısıtlamaya gidilmelidir. ÇOCUĞUMUZUN DUYGU VE HİSLERİNİ TANIMASI ADINA NE YAPILABİLİR? Duyguları içeren drama oyunları çok faydalı olur. Bundan çok hoşlanırlar ve verilmek istenen değerler ve ilkeler de bu yolla verilmelidir. Bu dönemde çocuklar arası duygu ve hislerini ifade etme yarışmaları yapılmalıdır. Özellikle uygulanacak bu yöntemle çocuklara his ve duygularını daha iyi tanıma ve kendilerini daha rahat ifade edebilme olanağı sağlanmış olur. Çocuklara düşündürülecek alıştırma olay senaryoları okullarda dramatize ettirilerek (rol yaptırılarak) uygulanabilir. · Ali ve Ayşe iki arkadaştırlar. İkisi de okula yeni başlamışlardı. Bir gün Ayşe elindeki kitaba dikkatle bakıyordu ve okumaya çalışıyordu. Ali geldi “Ona ben bakacağım diyerek kitabı Ayşe’nin elinden çekti, aldı. Ayşe kalakaldı.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı;- Ayşe’ ne hissetti.- Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?- Ali özür dilerken hangi duyguları yaşadı- Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz? · Aynur ve Fatma birlikte kitapçıya gitme kararı alırlar. Aynur söylediği saatte arkadaşınızla buluşmaya gidememiş. Fatma beklemiş ve arkadaşı gelmeyince kendisi gitmek zorunda kalmış.Sınıfa sorulmalı ve üzerinde konuşulmalı,- Fatma ne hissetti- Size böyle bir davranışta bulunulsa neler hissederdiniz?- Aynur özür dilerken hangi duyguları yaşadı- Sizden özür dilendiğinde ne hissediyorsunuz? Bu konuda istifade edilecek en güzel kaynaklardan birisi; Füsun AKKÖK ‘ün “İlköğretimde sosyal becerilerin geliştirilmesi” kitabıdır. İncelenebilir. BU DÖNEMİN İLETİŞİM DİLİ Hisler ve duygulardır. Pozitif ve negatif duygularını ifade eden kelimelerle iletişim kurmalısınız. Çünkü bu dönemde çocuklar hisleriyle algıladıklarını hatırlarlar ve duygu ve his yönüyle etkileşim içine girerler. Onun için bizim de onlarla konuşurken duygu ve hislerimizi yansıtarak konuşmamız çok önemlidir. Meselâ: Eğer çocuğumuz kardeşine vurmuşsa bunun bizi nasıl öfkelendirdiğinden bahsedebilir. Kardeşine vurunca onun neler hissedeceğinden ve duyacağı acıdan söz edebiliriz. BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN EN ÖNEMLİ ANAHTAR GIDA Doğru modeldir. Söz ve davranışlarıyla ve her yönüyle çocuğa model olabilecek “Örnek insan” bu dönemde çocuğa verilmesi gereken en birincil gıdadır. Çünkü çocuğun karakter özelliklerinin sağlıklı bir şekilde gelişmesinde, çevresindeki insanların kalitesi, tutum ve davranışları çok önemlidir. EĞİTİMCİ İÇİN ÖNEMLİ NOT: Bu dönemde kesinlikle “Mükemmellik anlayışı” içinde olunmamalıdır. Çünkü bu dönemdeki çocukların hataların ve yanlışların hayatın bir parçası olduğunu öğrenmeye ihtiyaçları vardır. “Hatalardan ders almayı öğren, hata yaparak hatasızlığı zamanla yakala” anlayışında olmak gerekir. İnsanların hata yapabileceği, hiç kimsenin yaptığı işlerde ilk başlarken hatasız olamayacağı gerçeği anlatılmalıdır. Önemli olanın yapılan hatalardan ve yanlışlardan ders alabilmek ve hatalı davranışı terk edebilmek olduğu ele alınmalıdır. Hata yaptığında “özür dileyebilmenin önemi” anlatılmalıdır. Hatta hata yaptığımızda bizzat ondan özür dilemeliyiz. Kesinlikle hatalarından dolayı fiziksel ve ruhsal ceza verilmemeli yaptığı yanlıştan ne öğrenileceği konuşulmalıdır. BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN ÖNEMLİ İKİNCİL GIDALAR - Adaletli olma - Makullük - Şefkatli olma - Dürüstlük- Çevremizdekilere yardım ve ilgi- Uyumluluk- Yeni denemelerde bulunma cesareti verme BU DÖNEMDE ÇOCUK İÇİN ÖLDÜRÜCÜ ZEHİR Bu dönem çocuğun “örnek model” aradığı bir dönem olduğu için “Benim söylediğimi yap, yaptığımı yapma” anlayışı en öldürücü zehirdir. Bu zehir çocukta güven ve itimadın gelişmesini engeller. Onun insanlara karşı duyduğu güvenini sarsar, onlarla iş yapma kabiliyeti zayıflar. Çocuk büyüklerin dünyasında “iki davranışın” (Söz ve davranış tutarsızlığı) normal bir davranış olduğunu beynine kotlar. “Ben de büyüyünce şu an yapamayacaklarımı söyledikleri şeyleri yapabileceğim” diye düşünür. c) 13-18 YAŞ DÖNENİ Benlik ve özgür iradenin kendini ortaya koyduğu dönemdir. BU DÖNEMİN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİKLERİ · Ben tek başıma ayakta durabilirim anlayışındadır.Aşırı ben merkezci olmaya başlar. Kendisi ve çevresiyle ilgili tüm kararlarda, bağımsız ve özgür olmak ister. Giyeceğine, yiyeceğine, eve geliş gidiş zamanına başkalarının karışmasını istemez. Alabildiğine bağımsız ve özgür yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Gençler evden kopar ve çevresine yönelir. Gençler için evde oturmak onlara işkence gibidir. Spora ilgi artar. · “Ben bireyim ve özgürüm” düşüncesi hakimdir ve özgürlükleri konusunda çok duyarlıdırlar. Bencilleşir, istekleri artar, konan yasakları saçma, kendine tanınan hakları ise yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından hep yakınır durur. Anne babasının uyarılarına çabuk sinirlenir ve tepki gösterir, kabalaşır, ters cevaplar verir. “Bana karışamazsınız. Ben çocuk değilim” der. Onların duygularını, sevgilerini, ilgilerini gereksiz yere görür. Onların düşüncelerini eskimiş, zamanı geçmiş bulur. Onları beğenmez hatta alay eder. · Çocuğun yaşamı boyunca en fazla ihtiyaç duyduğu şey; “kişisel mekanı ve eşyaları” olması ve bunlara saygı duyulmasıdır. Kişisel eşya ve mekanın sahiplenmede aşırı savunucu olur. · Sağlıklı bir kimlik arama ve bulma dönemidir. Çok farklı kimlikler üzerinde deneme yapar. Sürekli kimlik ve model değiştirir. Ailesinden yeterince ilgi ve sevgi görmemesi ya da böyle olduğunu sanması onu başka gurupların, çevrelerin içine sürükler. Ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan genç bu gereksinimi doyuracak başka ilişkiler kurar. Ailenin, yakın çevrenin uzantısı olmaktan kurtulmak için genç değişim ve yeni iletişim kaynakları arar. İletişim yaptığı kaynak ve kişilerin özelliğine göre; giyinmesini oturmasını, yürümesini, çalışmasını amaçlarını, inançlarını, dünya görüşünü, düşüncelerini etkileyen iletiler alır. Gence her an değişik kaynaklardan gelen bu iletiler onun tarafından özdeşleştirilip kendisiyle bütünleştirilirse gencin kimliğini ve kişiliğini oluşturur. · Özellikle çocuğa tek tip insan olma konusunda baskı uygulanmamalıdır. · Arkadaşlarına karşı son derece vefakardır. Genellikle arkadaşlarıyla ve grupla kendilerini özdeş tutarlar. Gençlik çağında arkadaş grubunun genç üzerindeki etkisi gencin içinde bulunduğu bütün diğer gruplardan daha önde gelir. Evde anne-babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar. Onlara daha çok bağlanır ve benimser. Onlardan aykırı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimser. Kendilerine sırdaş ve dert ortağı ararlar. ( Günlük tutma bu dönemde yaygındır.) Argo konuşur. Arkadaş gurubundan ayrı düşmekten korkar. Evde arkadaşlarının eleştirilmesine kızar. · Çocuk kendi bağımsızlığını keşfetmeye başlar. Ailelerinde bağımsız olarak duygu ve düşüncelerini ifade etmeye ve tanımlamaya başlarlar. · Bu dönemde çocuklar her şeyi izlemeye ve incelemeye meraklıdırlar. Onlar için tartışılmayacak kutsal hiçbir şey yoktur. · Kullandıkları dil ideal dünyaların dili (özlemlerin ve pembe dünyaların) ve kavramlarıdır. Romantizm çağıdır. Özellikle kendi idealleri hakkında romantik filimler kurgularlar. · Korku film ve kitaplarından ayrıca olayların karanlık ve bilinmeyen yüzlerini ortaya çıkarıcı film ve kitaplardan çok hoşlanırlar. · Bu dönemin çocukları kendi bedenleri ve fiziksel ihtiyaçları hakkında çok çekingendirler. Bedensel gelişimin ardından ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık, uzun boy, kısa boy gibi unsurlar problem olmaya başlamıştır. Kişisel kusurlarının yüzlerine vurulmasına karşı toleransları yoktur. Bunu kabullenemezler. Bu dönemde çocuklarınızdan beklenmeyen davranışları bekleyin. · Bu dönemin en tipik sorusu “Ben kimim?” sorusudur. Bu sorusunu cevaplamasını sağlayacak ortam ve arkadaşlar temin edilmelidir. Bu dönemde genç, toplum içinde kendini aramaya, kişilik sınırlarını belirlemeye başlar. Kim olduğunu, ne olacağını, toplumdaki yerinin neresi olduğunu bulmaya çalışır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak kişiliğini oluşturur. Bu dönemde çocukluk duygusu ve psikolojisi silinmeli. Artık onun anne babadan ayrı bir birey olduğu kabul edilmeli ve gençte birey duygusu geliştirilmelidir. Anne babanın çocuğunu “ileride onun kendi hayatının sorumluluğunu alabilecek yeterliliğe” ulaştırması ve “kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan” haline getirmesi çok önemlidir. Eğer genç bu nitelikte yetiştirilemezse ileride sosyal hayata uyum problemleriyle karşı karşıya gelecektir. Genç ailesinden ve büyüklerinden farklı olarak “kimliğini” ve “bireysel farklılığını” tanımlayıp ve ortaya koyabilmelidir. Farklı bir kimlik olarak gencin kendini keşfetmesi gerekir. Kimliğini tanımlamada ailesi ona yardımcı olmalıdır. Bu dönemde gence özgürlük verilmesi birey sorumluluğu kazanması adına çok önemlidir. Ancak sorumluluk duygusundan uzak sınırsız bir özgürlük tehlike oluşturabilir. Gencin sorumluluğu ölçüsünde özgürlüğü, özgürlüğü ölçüsünde sorumluluğu olmalıdır. Bu denemde gence sorumluluğun ve özgürlüğün iç içe geçmiş iki değer olduğu çok iyi benimsetilmelidir. Onun özgür olmasını, farklı bir birey olarak hareket etmesini istediğimizi ifade etmeliyiz. “Senin daha fazla özgür olmanı ben de isterim” demeli ve ona hangi alanda bağımsızlığının sorumluluğunu alacağını sormalıdır. Bu konuşulmalı ve belirlenmelidir. Örneğin;- “Akşam arkadaşlarınla çıkabilirsin (özgürlük verme).Sorumluluğu ne olacak bu belirlenmeli; · Akşam saat 22.30’da gelmeli· Ailemizi küçük düşürücü bir davranış içine girmemeli. Bir önceki dönemde (9-12 yaş) eğer aile bilinci çocuğa kazandırılmışsa ailesini küçük düşürücü davranmama sorumluluğunu da genç çok rahat taşıyabilecektir.· Başını belaya sokmamalı gibi. Bu dönemde gencin gelişiminin sağlıklı olabilmesi için ailenin yapması gereken; önce gence güven duyma sonra onun davranışlarını gözlemleme ve sınamadır. Eğer özgürlüğünü sorumsuzca kullanıyorsa, davranışlarında problemler varsa ona güvendiğimizi gösterdiğimiz için avantaj bizdedir; onunla daha rahat konuşabilir ve sorular sorarak yaptıklarını kendine çözümletebiliriz. Kişisel bütünlük ( söz – davranış bütünlüğü ) bu dönemde mutlaka gence verilmelidir. Çünkü “kişisel bütünlüğü” gelişmemiş bir bireyin sorumluluk taşıyabilmesı de çok güçtür. Ailelerin bilmesi gereken bir gerçek vardır ki; o da “sahip olmadığınız şeyi veremeyeceğiniz” gerçeğidir. Önce anne babalar kendileri “kişisel bütünlük” anlayışına sahip olmalı ve gençlere bu konuda örnek olmalıdırlar. Bu dönemde okulda verilecek eğitim de gençte “kişisel bütünlük” hissine geliştirici nitelikte olmalıdır. Bu dönem “ben tek başıma ayakta durabilirim” duygu ve düşüncesinin oluşum dönemidir. Bunun için; gencin tek başına hayatta bir şeyler yapabileceği, ayakta kalabileceği ve dünyada kendini kendi olarak ifade edebileceği duygusu, düşüncesi ve güveni ona kazandırılmalıdır. Bu duygunun gelişmesi için genç desteklenmeli, bir şeyler başarabileceği ortamlar oluşturulmalıdır. Bu dönemde göz ardı edilmemesi gereken bir başka vazife de gence “gücün tattırılması”dır. Genç gücü tanımalı ve tanımlamalıdır. Kendinden kaynaklanan (fiziksel, zihinsel, ruhsal) gücün, ailesinden ve arkadaşlarından kaynaklanan sosyal gücünün farkında olmalı; “elindeki gücü “ yapıcı bir şekilde kullanma sorumluluğu taşımayı bilmelidir. Eğer bu dönemde bunu gence veremezsek ileride eline geçireceği gücü sorumsuzca kullanan, topluma zarar veren, insanları ezen ve sömüren gençler oluşturmuş oluruz. Hayatımda yaşadığım en ilginç “güç kullanım” olayını sizlerle paylaşıyorum; Ekonomik durumları çok iyi olan bir öğrencim vardı. Zannediyorum üç benzinlikleri ve bir de nakliye firmaları vardı. Oldukça hırslı ve yenilgiyi kabul etmeyen bir yapıdaydı. Okulda bir futbol maçı sırasında hakemlik yapan matematik öğretmenin onu kırmızı kartla oyundan atması onu deliye döndürmüştü. Hiç de hoş olmayan bir tartışma ortamından sonra oradan uzaklaştırıldı. Olaydan bir saat sonra plakasız bir araba ve tipleri hiç de güven telkin etmeyen insanlar okula geldiler ve matematik öğretmenini görmek istediklerini ifade ettiler. Maçtaki kırmızı kartı haksızlık olarak değerlendiren genç, matematik öğretmenine ders versinler diye adam getirtmişti. Adamlarla konuştuk onları ikna edip zor da olsa gönderdik. Elindeki gücün farkına varan ve bunu nasıl kullanması gerektiği öğretilmemiş bir gencin hikayesiydi bu. Elindi gücü sorumsuzca kullanan genç kadar bunu nasıl kullanması gerektiğini öğretmeyen aile de suçlu değil mi sizce ? BU DÖNEMİN DİLİ: İdeallerin dilidir. Gence idealler bu dönemde verilmelidir. Onunla idealler dünyasının dili ve kavramlarıyla konuşulmalıdır. Bu dönemde genç idealist düşünür ve bütün dünyayı idealistlik bakış açısından “romantik gözlerle” algılar. “Dünyanın nasıl olması gerektiği” konusuyla daha çok ilgilenir. Olandan ziyade olması gerekene odaklanır. Realistlikten uzak bir idealistlik içindedir. Bu dönemde gence ideallerini ifade etme ve gerçekleştirme imkanı tanınmalıdır. İdeallerini test edecekleri durumlar ve pozisyonlar oluşturulmalıdır. Eğer bu ortam gence aile, okul ya da toplum tarafından hazırlanırsa gencin psiko-sosyal gelişiminde müthiş bir inkişaf ve gelişim olur. BU DÖNEMDE İLETİŞİM KURMA YOLU Kesinlikle nasihat etme değil, çok soru sormaktır. Bu dönemde kesinlikle onlara konferans vermeyin. “Ben sizin zamanınızdayken...” li cümlelerle konuşmayın. Yapmanız gereken; onların ne düşündüğünü, nasıl düşündüğünü ve dünyayı nasıl algıladıklarını öğrenmeye yönelik sorular sormanız, onu anlamaya çalışmanız ve onunla açık iletişim kurmanızdır. Eğer onu yargılar, yıkıcı şekilde eleştirir ve alaya alırsanız aranızdaki bağları koparmış olursunuz. Müzik tercihi de genellikle onun “kimliğinin” bir ifade biçimidir. Onu saçma bulmamalı, anlamaya çalışmalısınız. Diyelim ki; sizin oğlunuz Müslüm Gürses’ i dinliyor. Ona: -“Vay jiletçi vay” diyerek dalga geçme yerine, ondan ne anladığını ve ne bulduğunu sormanız ve gerekirse siz de dinleyerek onu anlamaya çalışmanız en tutarlı davranış şekli olacaktır. BU DÖNEMDE GENÇ İÇİN EN ÖNEMLİ TEMEL GIDA Gence saygı gösterme, ona son derece hassas davranmadır. Anne babanın gencin ihtiyaçlarına duyarlılık göstermesi çok önemlidir. Bu dönemde gencin “kendini ortaya çıkarma” ve “kimliğini bulma” çabalarını kırmamak çok önemlidir. Genç bu dönemde kimlik arama yolculuğuna devam ederken Onun o anda “kim olduğunu tanımladığı” mevcut kimliğine saygı göstermek yapılacak en sağlıklı tutumdur. Bu dönemde genç farklı kişilikler üzerinde deneme ve inceleme yapacak, kendine en uygun kimliği bulmaya çalışacaktır. Bu arayışa mutlaka saygı gösterin. Bu dönem geçiş dönemi olduğu için onun kimlik arayışını yargılamayın ve bu durumuyla dalga geçmeyin. Eğer onu eleştirir ve onunla dalga geçerseniz; eleştirdiğiniz ve dalga geçtiğiniz kimliğine inadına sahip çıkar ve bu istemediğiniz kimlik onda çimento gibi tutmaya başlar. Böyle yaparak gencin yeni arayışlara girmesini engellemiş olursunuz. Ayrıca bu dönemde çocuğunuzun arkadaşlarına saygı göstermeniz de çok önemlidir. Bu dönemde gençler çok hızlı şekilde arkadaş grupları değiştirirler. Aile haklı olarak bundan tedirginlik duyar. En büyük yanlış ailenin uygun görmediği arkadaşından genci ayırma çabasıdır. Bu onları birbirine daha fazla bağlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ayrıca bu tutum onu yalan söylemeye itebilir. Onunla görüşmeye devam etse bile görüşmediğini ifade etme yoluna gidebilir. Böylece bu dönemde kazandırılacak olan “kişisel bütünlüğün” (söz-davranış tutarlılığının) gençte gelişmesini biz engellemiş oluruz. Arkadaşlıklar konusunda baskıyla bu dönemde başarılı olunmayacağını görmemiz adına yaşadığımız bir olayı aktarıyorum: Aileleri ve okulu istememesine rağmen iki kız çok iyi arkadaştılar. Ne öğretmenlerin ne de ailenin baskısı onları ayıramıyordu. Onlar dışarıya karşı iyice kapanmış tüm güçleriyle direniyorlardı. Her yerde;- “Bizi iki yıldır kimse ayıramadı” diye hava bile atıyorlardı. Aileler ve okul artık onları ayıramayacağını fark etmiş ve onları kendi haline bırakmıştı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Bu iki kız bir sebepten dolayı ayrıldılar. Okul ve ailenin başaramadığını onlar başarmıştı! BU DÖNEMDE GENCİN İHTİYACI OLAN İKİNCİL GIDALAR: - Başarılı olabileceği alan içinde çocuğa verilecek fırsatlardır. Kabiliyetleri dışında onu zorlamamaktır. Eğer genç buna zorlanır ve başarısız olursa bu durum onda hayal kırıklığı oluşturur. - İdealler verilmelidir. Bu dönemde ona sorular sorularak ideallerini tanımlaması sağlanmalıdır.- Arkadaşlık ihtiyacı - Sorumlulukla bağlantılı bir özgürlük alanı verilmelidir. |