Skip to content
Site Tools
default color blue color green color
Şuan Burdasınız: Rehberlik
Dost Linkler
Hipnoz mucize mi? PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   

Dinsel bir tören havasında geçen hipnoz seansları aslında abartıldığı kadar mistik değil. Hipnoz altındayken kişi her denileni yapar mı? Söylediklerini daha sonra hatırlar mı? Hipnozla tedavi yapılabilir mi? İşte hipnoz hakkında bilmek istediğiniz herşey...

Göz kapakların ağırlaşıyor... Git gide derinlere iniyorsun ve sadece benim sesimi duyuyorsun... sözcükleriyle hipnoza adım atarsınız. Hipnozun bilimdeki yeri nedir? Hipnoz bir tedavi tekniği olarak kullanılabilir mi? Bütün bu sorulara Tıbbi Hipnoz Derneği Başkanı, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi doktorlarından Psikiyatrist Şeref Özer ve aynı derneğin üyesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü'nden Psikiyatrist Doç Dr. Kerem Doksat'la cevap aradık. 
 

Hipnozdan korkmayın
Gerek Doç. Dr. Kerem Doksat, gerekse Dr. Şeref Özer toplumda hipnoza karşı bir korku olduğu görüşündeler. Bu korkunun temelinde en başta hipnotize olduktan sonra söylenmemesi gereken şeyleri söyleme, bütün sırları ortaya dökme geliyor. İkinci olarak ise kontrolü kaybetme ya da hipnoz yapan kişinin kontrolüne girme korkuları yatıyor. Ama bu temel korkular yersiz. Çünkü hipnoz sırasında yapmak istenmeyen hiçbir davranış, söylemek istenilmeyen hiçbir söz söylenmez. Hipnoz sırasında uygulayıcı, hipnotize olan kişiye tecavüz edemez, ona verdiği telkinlerle kedi gibi miyavlamasını ya da çırılçıplak soyunmasını sağlayamaz. 

Hipnozun tanımı
Psikiyatrist Şeref Özer hipnozu, bakışla, sözle ya da bazı yardımcı nesneler kullanarak ve telkin ile oluşturulan özel bir durum olarak tanımlarken, psikiyatrist Kerem Doksat hipnozun kesinlikle bir uyku hali olmadığını belirtiyor. Dr. Doksat, "Hipnoz sırasında kişinin idrak alanı daraltılıyor. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Kişinin bilinci şişmiş bir balonsa, hipnoz sırasında bu balon biraz sönüyor, ki bu anlamda uykuya yaklaşma söz konusu, ama tavşan balonların kulakları gibi özel bir saha da iyice şişiyor. Hipnozdaki o trans hali aslında günlük hayatta hepimiz yaşarız. Televizyon seyrederken çevremizdekileri duymama bir hipnoz örneğidir. Bu durumda kişinin dikkati bir alanda yoğunlaştığından çevresinden soyutlanır. Günlük hayattan bir diğer hipnoz örneği ise, trafik kazalarının en çok düz otobanlarda öndeki arabaya çarpma şeklinde olduğu. Derine inildiğinde virajlı olmayan dümdüz otobanlarda, kişilerin yolda bulunan kesik çizgilere bakarak hipnotize olmaları sonucu kontrolü kaybedip, öndeki araca çarpmaları olarak saptanmış. 

Amaç değil araç
Dr. Kerem Doksat ve Dr. Şeref Özer, hipnozun bir araç değil hastalığın tedavisinde kullanılacak bir araç olduğu üzerinde önemle duruyorlar. Her ikisi de hipnozu bir şırıngaya benzetiyorlar. "Şırınganın içine konan ilaç, hangi hastaya ve kim tarafından yapılacağı şırıngadan nasıl daha önemli ise, hipnozu da uygulayacak kişi, kime, hangi amaçla uygulanacağını ve hipnoz yapıldıktan sonra nelerin izleneceği, hipnozun kendisinden daha önemlidir" diyen uzmanlar, bir kişiyi hipnotize etmenin zor olmadığını, herkesin öğrenebileceği bir yöntem olduğunu vurguluyorlar. Doktor olmayan, özellikle medyum, tarikat liderleri, falcı ve büyücü gibi kişilerin de uyguladığı hipnoz istenmeyen sonuçlar doğurabilir. 

Kimlere uygulanır

İki ana gruba ayrılır: 
1. Psikiyatrik hastalıklarda: 
* Tik bozukluklarında, 
* Kekemelikte, 
* Gece idrar kaçırmalarında, 
* Psikojenik ağrı bozukluklarında, 
* Obesite (şişmanlıkta), 
* Anoreksiya-Blumia (yeme bozukluklarında), 
* Bağımlılıklarda (alkol, sigara), 
* Panik bozukluklarda, 
* Fobilerde, 
* Dissosiyatif bozukluklarda (çoğul kişiliklerde, geçici hafıza kayıplarında), 
* Sosyal fobilerde , 
* Konversiyon bozukluklarında. 
Örneğin: Fobilerin hipnozla tedavisinde kişi neden korkuyorsa hipnoz sırasında yavaş yavaş korktuğu durum ya da nesne ile yüzleşmesi, ondan korkacak bir şeyin olmadığı yolundaki telkinlerle birlikte sağlanır. Kedi fobisi olan bir kişi hipnotize edildikten sonra kedinin bulunduğu bir ortamda hissettirilir. Daha sonra kademeli olarak kişinin kediye (sözde) yaklaşması, onu kucağına alması, sevmesi sağlanır. Hipnoz sırasında böyle bir deneyim edinen kişi gerçekte de bunu yapabilecektir. 
 
 

2. Psikiyatrik olmayan hastalıklarda: 
* Cilt döküntülerinde, 
* Migrende, 
* Astımda, 
* Ağrısız doğum için, 
* Kanser ağrılarını azaltmakta, 
* Anestezi yapmaksızın diş tedavisinde, dişçi korkusunda, cerrahi ameliyatlarda; 
Örneğin: dişçiden korkan bir kişi hipnotize edilip uygun telkinler verildiğinde bu fobisini yenebiliyor. 

Bugün Tıbbi Hipnoz Derneği'nde psikolog ve psikiyatristlerin yanısıra dişçiler de üye olarak bulunuyor. Doç. Dr. Kerem Doksat diş hekimliği bölümünde okuyan öğrencilere hipnoz dersleri veriyor. Çünkü doktor korkusu, anesteziye dayanıksızlık en çok diş hastalıkları alanında meydana geliyor. Bu konuda Kerem Doksat dişçilerin hipnozu sadece kendi alanlarındaki korku, anesteziye dayanıksızlık durumlarında kullanılması gerektiğini önemle vurguluyor. 
 
 

3. Eğitimde 
* Öğrencilere sınav stresini azaltmak için, 
* Öğrencilerde dikkatin yoğunlaştırılması için, 
* Ezberleme, hafızayı kuvvetlendirme, motivasyon, öğretmeni-dersi-okulu sevmede, hedef oluşturmada. 

Kimlere uygulanmaz
Dişçi korkusu gibi sigarayı bırakmak ya da zayıflamak için de hipnoz başvurulan yöntemler arasında. Dr. Kerem Doksat asıl olanın kişinin sigarayı bırakmayı ya da zayıflamayı istemesi, bunun için çaba harcaması. "Sigarayı bırakmayı istemeyen bir kişiye yüzlerce hipnoz seansı gerçekleştirin, yine de sigarayı bıraktıramazsınız. Hipnoz sırasında kişiye istemediği hiçbir şeyi yaptıramazsınız" diyen Doksat, bazı psikolojik rahatsızlıklarda hipnozun kesinlikle kullanılamayacağını belirtiyor. Bunlar şizofreni, paranoya, manik-depresif denen psikotik rahatsızlıklar, psikotik olmak sınırında olmayı belirten borderline vakaları, obsesif-kompulsif (takıntılı kişilik) ve narsizm. Dr. Şeref Özer hipnozun tek başına hastalıkları iyileştirmediği, tedavide kullanılan yöntemler içinde sadece bir araç olduğunu, doktor olmayan kişilerin uyguladığı hipnoz seanslarının ya hiçbir işe yaramadığını ya da hastanın durumunu ağırlaştırdığını belirtiyor. 

Self Hipnoz
Bir yerden sonra hipnoz hem maddi hem de manevi anlamda, hasta doktor arasında bir bağımlılık oluşturuyor. Self hipnosiz, kişinin kendi kendini hipnotize etmesi demek. Hipnoz sırasında doktor hastasına (parmak şıklatmak ya da avucunu sıkmak gibi) bir anahtar verir ve bu sembolü gerekli gördüğü zaman yaptığında hipnoza gireceği telkinini verir. Hastanın zorlandığı durumunda bu işareti yaparak hipnoz sırasında ulaştığı rahatlamayı, hissederek sakinleşir. Anksiyete yaşayan bir kişiye doktoru hipnoz sırasında bir atakla karşılaştığında baş parmağını avunucunun içine alarak elini yumruk haline getirdiğinde aynı şimdi olduğu kadar kendini rahat hissedeceğini, anksiyetesinin geçeceğini telkin eder. Kişi böyle bir durumla karşılaştığında doktorunun telkinine uygun olarak, elini yumruk haline getirerek hipnoz sırasındaki rahatlama hissini yeniden yaşar. Böylece self hipnosiz gerçekleşir. 

Hipnozun tarihçesi
Hipnoz kelimesinin esin kaynağı mitolojide uyku tanrısı olan Hypnos'dur. Hipnozun hastalıkların tedavisinde uygulanması, yani Mesmer'le olur. Daha sonra hipnozu birçok bilimadamı uygulamaya başlar. Psikolojinin babası olarak nitelendirilen Freud, hipnozu kısa bir süre histerik hastalarının tedavisinde kullanır, daha sonra serbest çağrışım tekniği bunun yerini alır. Şartlı reflex görüşüyle psikolojide çığır açan Pavlov ise hipnozu açıklamaya çalışmış. Pavlov'a göre hipnotizörün telkinleri ile sujenin (hipnotize olan kişi) korteksi (beyinin en dış kısmı, beyinin kabuğu) inhibe olmaya başlar. Ama buna karşılık çok az bir alan inhibe olmadan, hatta daha aktif bir hale geçerek hipnotizörün telkinlerine karşı şartlı reflex geliştirir.

Yorum yok
 
Hipnoz Teknikleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   

HİPNOZ TEKNİKLERİ

"...Ve Rab, (Allah) adamın üzerine derin uyku getirdi ve uyudu ve onun kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı ve Rab, (Allah) adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi." (Tevrat Tekvin Bap 2, 21-22)

Mistik inanışlara göre Adem'le başlayan hipnoz bilinci asırlar boyu inananlara destek ve tedavi sağlarken, bilimsel anlamda Mesmer'le başlayan yaklaşım her geçen gün daha da güçlenmektedir.

İnsanlar hipnoza çeşitli şekillerde girerler.

A- Spontan (kendiliğinden): Sürücü yoldaki kesikli çizgilerden ve tekdüze gitmekten etkilenerek hipnoza girer. İnsan kesinlikle inandığı ve mutlaka başarması gereken anlarda hipnotik bir havaya girer. Alışılmışın dışında erken kalkmanın zorunlu olduğu, seyahat, karşılama ve sınava yetişme isteği, daha akşamdan yatarken benimsenir. Saatler kurulsa da kişi zil çalmadan beş dakika öncesinde kendiliğinden uyanır.

B- Dışardan yapılan uyarıcılar ve kişi aracılığıyla, bilinçli veya bilinçsizce duyu eşikleri sınırlarında verilen yayınlarla kişi doğrudan algılamadığı halde hipnotik sonuç yaşar. Örneğin görsel anlamda bir hareket, filmde 24 kareden oluşur. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmada özel bir film hazırlanmış, bu 24 fotoğraftan biri değiştirilmiş bir kola resmi yerleştirilmiştir. Seyir sırasında kola tanıtımını algılamayan seyircilerin çoğunluğu ara verilince tanıtılan kolayı içmek üzere büfeye koşuşturmuş. Yine duyu sınırı olarak tanımladığımız 16-400 Erg sınırına yakın verileri kişi algılamazken, verilen komutlar hipnotik bir sonuç gibi kabullenebilmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkeler Snaps adı verilen duyu eşiği yayınlarla algılamadan etki altında kalmanın korkusunu yaşamaktadırlar. Bilim adamları önüne geçmek için bilimsel araştırmalar yapmaktadır.

HİPNOZ VE TÜRLERİ

Hipnoz yapan uygulayıcılar genel olarak iki iletişim metodundan birini seçerler:

A- Direkt Hipnoz: Gönüllüye doğrudan dokunarak, gözgöze gelerek yapılan bir metotdur.

B- Endirekt Hipnoz: Gönüllüye dokunmadan, uzaktan uygulanan iletişimle yapılan hipnoz şeklidir.

Batı aleminde çoğunlukla endirekt hipnoz kullanılmaktadır. Bu metodu kullananlar, hipnoza hemen girilmediği için karbondioksit dengesinin değişmediğini ve böylece gönüllünün yorulmadığını belirtmektedirler.

Direkt Metodu kullananlar ise, gönüllünün daha çabuk ve daha derin hipnoz konsantrasyonuna girdiğini, uygulayıcının varlık ve desteğini temasla algılayarak çok daha büyük sorunları çözebildiklerini ifade ederek, " karbondioksit dengesi, hipnoza alınırken daha derin, güçlü nefeslerle birlikte verilen telkinlerle bozulmadan düzene sokabilir, diyerek tercihlerini göstermektedirler.

Kimi uygulayıcılar hipnozu elde edebilmek için;

A- Görsel

B- İşitsel

C- Kimyasal (İlaç)

desteğe ve özel yerlere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bağlamda sessiz, loş ve etkileyici renkli duvarlara (Erguvan renkli) sahip salonları tercih ederken, bir yandan renk ve şekil oyunları ile görsel dikkati sağlamakta, öte yandan da rahatlatıcı müzik eşliğinde ve hatta sakinleştirici türünden ilaçlardan yardım alarak hipnozu başarmaya çalışmaktadırlar.

MAYALAMADAN SONRA HER YERDE HİPNOZ

Otuz yıla yakın sürede, onbini aşkın uygulamaya katılarak hipnozu etkileyen faktörleri araştırmaya çalıştık. Kural dışı kişi ve durumların ötesinde o andaki istek, ihtiyaç ve güven duygusuna bağlı olarak birey, çevre şartlara aldırmadan istenilen hipnoz konsantrasyonuna hemen girebilmektedir. Mekanın sesli sessiz oluşu, önemsizleşmekte, ayakta, yatakta, koltukta veya taşıtta fark etmeden hipnoza girebilmektedir. Bu görüntüler bizde o andaki beklenti ve istemin her türlü yapay gereçlerin üstünde olduğunu göstermektedir.

Kişi bir seansta derin bir hipnoza girerek ameliyat derinliğine ulaşabilir; bir başka seferinde ise, o anda isteksiz olduğundan, hafif transı başarmak bile mümkün olmaz. Bu açıklığı dikkatle incelersek, kişinin "ben kobay veya oyuncak mıyım, uygulayıcının her isteğinde hipnoza girecek miyim?" düşüncesine en güzel cevabı alabiliriz. Hipnoza girmek için, her seferinde istemek ve o anda motive olmak gerekmektedir.

ÇEŞİTLİ HİPNOZ TEKNİKLERİ

Direkt Metot: Hazırlanan ve bilgilendirilen gönüllü rahat bir koltuğa oturtulur. Hekim yanında bir sandalye veya taburede oturur. Bir eliyle gönüllünün çenesini tutarken, bir eliyle de alnına dokunur. Gözlerini kırpmadan gönüllüye bakışlarını çevirir. Bir süre göz göze bakışla devam eder. Uygulayıcı, gönüllünün kişiliği ve yaşına bağlı olarak ses tonlarını düzenleyerek hipnoza giden telkinlerle konsantrasyonu sağlar.

Endirekt Metotlar: Hazırlanan gönüllü rahat bir koltukta, kanepede veya yatakta olabilir. Uygulayıcı veya uygulayıcılar uzaktan (dokunmadan) verdikleri komutlarla hipnozu elde etmeye çalışırlar. Bu bağlamda birkaç örneği sıralamak istiyorum:

İskoçyalı Prof. George Smith hastanın kolunu yukarı kaldırıp belli bir sayıdan başlayarak geriye doğru sayar. Bu arada sözle kolunun gevşediğini, aşağıya inmeye başladığını söyleyerek kişiyi rahatlatıp ve onu hipnoza sokmaktadır.

Amerikalı Prof. Kay Tompson ise, hastayı bir koltuğa oturtarak rahat olmasını söylemektedir. Ellerini piyano çalıyormuş gibi parmaklarını açtırarak dizi üzerine koydurup, avuçlarının dizlerine değmemesine dikkat ederek telkinlere başlar. Vücudunun gevşeyeceğini rahata ulaşacağını, hafifleyeceğini, gittikçe relaksa ulaşacağını telkin ederek bir süre sonra (3-5 dakika) da kolları yorulmuş olan hastaya kollarının çok hafiflediğini isterse bir tüy gibi hafif hissederek kollarını boşluğa kaldırabileceğini telkin etmektedir. Bu arada iyice gevşeyen hasta kollarını kaldırdığı anda alacağı telkinlere tamamen açık hale gelmektedir.

Bir uygulayıcı; hastayı rahat koltuğa oturtarak başparmağına doğru kıpırdamadan bakmasını ister. Uygulayıcının kolu hastanın bakış düzleminin üzerinde olur. Rahatlayacağı ve başaracağı konusunda gevşeme telkinlerine başlar. Bir süre sonra hastanın yorulduğu ve gevşediği anda elini aniden aşağıya indirir. Gözleriyle uygulayıcının parmağını izleyen gönüllünün gözleri kapanır ve bundan sonra tedavi amaçlı telkinler başlar.

İngiliz Prof. Olivier ise, kendi elini değil hastasının elini bakış düzlemini üzerine kaldırtır ve sağ elinin baş parmağına bakmasını söyler, daha sonra da kolunun yorulduğunu artık yavaş yavaş indirebileceğini söyleyerek kişinin gözlerinin parmak inerken kapanmasını sağlar.

Hollandalı bir uygulayıcı; hastayı karşısına oturtur ve sağ elini sıkmasını istier. "Sık, daha çok sık" der. Daha sonra "tavana bak", diyerek devam eder ve "şimdi elini gevşet, gevşettikçe gözlerini yavaş yavaş aşağıya kaydır ve uyu", diye tamamlar. Kısa bir süre sonra hasta elini gevşetip gözlerini kapatarak hipnoza girer.

Bir başka teknikte ise paradoks uygulanarak; rahat koltuğa oturan hastaya gözlerini çok, daha çok açması ve hiç kapamaması söylenmektedir. Uzunca bir süre gözlerini kırpmadan açmaya çalışan hastanın göz kaslarının yorulduğu anda "istersen gözlerini yavaşça kapatabilirsin" telkini verilir. Kısa bir süre içinde gözler kapanır, direnç sonlanarak hipnoz başlar. Benzeri paradoks metotlarla "ben girmem" diyenler büyük ölçekte hipnozu yaşarlar.

 

Yorum yok
 
Hipnoz Teknikleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   

HİPNOZ TEKNİKLERİ

"...Ve Rab, (Allah) adamın üzerine derin uyku getirdi ve uyudu ve onun kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı ve Rab, (Allah) adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi." (Tevrat Tekvin Bap 2, 21-22)

Mistik inanışlara göre Adem'le başlayan hipnoz bilinci asırlar boyu inananlara destek ve tedavi sağlarken, bilimsel anlamda Mesmer'le başlayan yaklaşım her geçen gün daha da güçlenmektedir.

İnsanlar hipnoza çeşitli şekillerde girerler.

A- Spontan (kendiliğinden): Sürücü yoldaki kesikli çizgilerden ve tekdüze gitmekten etkilenerek hipnoza girer. İnsan kesinlikle inandığı ve mutlaka başarması gereken anlarda hipnotik bir havaya girer. Alışılmışın dışında erken kalkmanın zorunlu olduğu, seyahat, karşılama ve sınava yetişme isteği, daha akşamdan yatarken benimsenir. Saatler kurulsa da kişi zil çalmadan beş dakika öncesinde kendiliğinden uyanır.

B- Dışardan yapılan uyarıcılar ve kişi aracılığıyla, bilinçli veya bilinçsizce duyu eşikleri sınırlarında verilen yayınlarla kişi doğrudan algılamadığı halde hipnotik sonuç yaşar. Örneğin görsel anlamda bir hareket, filmde 24 kareden oluşur. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmada özel bir film hazırlanmış, bu 24 fotoğraftan biri değiştirilmiş bir kola resmi yerleştirilmiştir. Seyir sırasında kola tanıtımını algılamayan seyircilerin çoğunluğu ara verilince tanıtılan kolayı içmek üzere büfeye koşuşturmuş. Yine duyu sınırı olarak tanımladığımız 16-400 Erg sınırına yakın verileri kişi algılamazken, verilen komutlar hipnotik bir sonuç gibi kabullenebilmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkeler Snaps adı verilen duyu eşiği yayınlarla algılamadan etki altında kalmanın korkusunu yaşamaktadırlar. Bilim adamları önüne geçmek için bilimsel araştırmalar yapmaktadır.

HİPNOZ VE TÜRLERİ

Hipnoz yapan uygulayıcılar genel olarak iki iletişim metodundan birini seçerler:

A- Direkt Hipnoz: Gönüllüye doğrudan dokunarak, gözgöze gelerek yapılan bir metotdur.

B- Endirekt Hipnoz: Gönüllüye dokunmadan, uzaktan uygulanan iletişimle yapılan hipnoz şeklidir.

Batı aleminde çoğunlukla endirekt hipnoz kullanılmaktadır. Bu metodu kullananlar, hipnoza hemen girilmediği için karbondioksit dengesinin değişmediğini ve böylece gönüllünün yorulmadığını belirtmektedirler.

Direkt Metodu kullananlar ise, gönüllünün daha çabuk ve daha derin hipnoz konsantrasyonuna girdiğini, uygulayıcının varlık ve desteğini temasla algılayarak çok daha büyük sorunları çözebildiklerini ifade ederek, " karbondioksit dengesi, hipnoza alınırken daha derin, güçlü nefeslerle birlikte verilen telkinlerle bozulmadan düzene sokabilir, diyerek tercihlerini göstermektedirler.

Kimi uygulayıcılar hipnozu elde edebilmek için;

A- Görsel

B- İşitsel

C- Kimyasal (İlaç)

desteğe ve özel yerlere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bağlamda sessiz, loş ve etkileyici renkli duvarlara (Erguvan renkli) sahip salonları tercih ederken, bir yandan renk ve şekil oyunları ile görsel dikkati sağlamakta, öte yandan da rahatlatıcı müzik eşliğinde ve hatta sakinleştirici türünden ilaçlardan yardım alarak hipnozu başarmaya çalışmaktadırlar.

MAYALAMADAN SONRA HER YERDE HİPNOZ

Otuz yıla yakın sürede, onbini aşkın uygulamaya katılarak hipnozu etkileyen faktörleri araştırmaya çalıştık. Kural dışı kişi ve durumların ötesinde o andaki istek, ihtiyaç ve güven duygusuna bağlı olarak birey, çevre şartlara aldırmadan istenilen hipnoz konsantrasyonuna hemen girebilmektedir. Mekanın sesli sessiz oluşu, önemsizleşmekte, ayakta, yatakta, koltukta veya taşıtta fark etmeden hipnoza girebilmektedir. Bu görüntüler bizde o andaki beklenti ve istemin her türlü yapay gereçlerin üstünde olduğunu göstermektedir.

Kişi bir seansta derin bir hipnoza girerek ameliyat derinliğine ulaşabilir; bir başka seferinde ise, o anda isteksiz olduğundan, hafif transı başarmak bile mümkün olmaz. Bu açıklığı dikkatle incelersek, kişinin "ben kobay veya oyuncak mıyım, uygulayıcının her isteğinde hipnoza girecek miyim?" düşüncesine en güzel cevabı alabiliriz. Hipnoza girmek için, her seferinde istemek ve o anda motive olmak gerekmektedir.

ÇEŞİTLİ HİPNOZ TEKNİKLERİ

Direkt Metot: Hazırlanan ve bilgilendirilen gönüllü rahat bir koltuğa oturtulur. Hekim yanında bir sandalye veya taburede oturur. Bir eliyle gönüllünün çenesini tutarken, bir eliyle de alnına dokunur. Gözlerini kırpmadan gönüllüye bakışlarını çevirir. Bir süre göz göze bakışla devam eder. Uygulayıcı, gönüllünün kişiliği ve yaşına bağlı olarak ses tonlarını düzenleyerek hipnoza giden telkinlerle konsantrasyonu sağlar.

Endirekt Metotlar: Hazırlanan gönüllü rahat bir koltukta, kanepede veya yatakta olabilir. Uygulayıcı veya uygulayıcılar uzaktan (dokunmadan) verdikleri komutlarla hipnozu elde etmeye çalışırlar. Bu bağlamda birkaç örneği sıralamak istiyorum:

İskoçyalı Prof. George Smith hastanın kolunu yukarı kaldırıp belli bir sayıdan başlayarak geriye doğru sayar. Bu arada sözle kolunun gevşediğini, aşağıya inmeye başladığını söyleyerek kişiyi rahatlatıp ve onu hipnoza sokmaktadır.

Amerikalı Prof. Kay Tompson ise, hastayı bir koltuğa oturtarak rahat olmasını söylemektedir. Ellerini piyano çalıyormuş gibi parmaklarını açtırarak dizi üzerine koydurup, avuçlarının dizlerine değmemesine dikkat ederek telkinlere başlar. Vücudunun gevşeyeceğini rahata ulaşacağını, hafifleyeceğini, gittikçe relaksa ulaşacağını telkin ederek bir süre sonra (3-5 dakika) da kolları yorulmuş olan hastaya kollarının çok hafiflediğini isterse bir tüy gibi hafif hissederek kollarını boşluğa kaldırabileceğini telkin etmektedir. Bu arada iyice gevşeyen hasta kollarını kaldırdığı anda alacağı telkinlere tamamen açık hale gelmektedir.

Bir uygulayıcı; hastayı rahat koltuğa oturtarak başparmağına doğru kıpırdamadan bakmasını ister. Uygulayıcının kolu hastanın bakış düzleminin üzerinde olur. Rahatlayacağı ve başaracağı konusunda gevşeme telkinlerine başlar. Bir süre sonra hastanın yorulduğu ve gevşediği anda elini aniden aşağıya indirir. Gözleriyle uygulayıcının parmağını izleyen gönüllünün gözleri kapanır ve bundan sonra tedavi amaçlı telkinler başlar.

İngiliz Prof. Olivier ise, kendi elini değil hastasının elini bakış düzlemini üzerine kaldırtır ve sağ elinin baş parmağına bakmasını söyler, daha sonra da kolunun yorulduğunu artık yavaş yavaş indirebileceğini söyleyerek kişinin gözlerinin parmak inerken kapanmasını sağlar.

Hollandalı bir uygulayıcı; hastayı karşısına oturtur ve sağ elini sıkmasını istier. "Sık, daha çok sık" der. Daha sonra "tavana bak", diyerek devam eder ve "şimdi elini gevşet, gevşettikçe gözlerini yavaş yavaş aşağıya kaydır ve uyu", diye tamamlar. Kısa bir süre sonra hasta elini gevşetip gözlerini kapatarak hipnoza girer.

Bir başka teknikte ise paradoks uygulanarak; rahat koltuğa oturan hastaya gözlerini çok, daha çok açması ve hiç kapamaması söylenmektedir. Uzunca bir süre gözlerini kırpmadan açmaya çalışan hastanın göz kaslarının yorulduğu anda "istersen gözlerini yavaşça kapatabilirsin" telkini verilir. Kısa bir süre içinde gözler kapanır, direnç sonlanarak hipnoz başlar. Benzeri paradoks metotlarla "ben girmem" diyenler büyük ölçekte hipnozu yaşarlar.

 

Yorum yok
 
Maudsley Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   
Maudsley Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği:

 

         Aşağıdaki ölçek Hodgson ve Rachman adli araştırmacılar tarafından 1977 tarihinde oluşturulmuştur. Sayın  Neşe Erol ve  Sayın Işık Savaşır tarafından 1988 tarihinde Türkçe ye uyarlanmıştır.

 

        Aşağıda yazılmış olan cümlelerden sizde görülenleri ‘EVET’ ,görülmeyenleri ‘HAYIR’ olarak işaretleyiniz.

 

 

1-Bir hastalık bulaşır korkusu ile herkesin kullandığı telefonları kullanmaktan kaçınırım.

HAYIR              EVET  

 

 

2-Çoğunlukla hoşa gitmeyen şeyler düşünür,onları zihnimden uzaklaştırmakta güçlük çekerim.

 

HAYIR              EVET

 

 

3-Dürüstlüğe herkesten çok önem veririm.

 

HAYIR              EVET

 

4-İşleri zamanında bitiremediğim için çoğu kez geç kalırım.

 

HAYIR              EVET 

 

5-Bir hayvana dokununca hastalık bulaşır diye kaygılanırım.

HAYIR              EVET

 

6-    Normalden fazla bir şekilde doğalgazı, su musluklarını ve kapıları birkaç kez kontrol ederim.

HAYIR              EVET 

 

7-Değişmez kurallarım vardır.

HAYIR              EVET

 

8-Aklıma gelen hoş olmayan düşünceler hemen her gün beni rahatsız eder.

 

  HAYIR              EVET

 

9-Kaza ile birisiyle çarpışırsam rahatsız olurum.

HAYIR              EVET 

 

10-Her gün yaptığım basit günlük islerden bile emin olamam.

 

HAYIR              EVET 

 

11-Çocukken annem de babam da beni fazla zorlamazlardı.

HAYIR              EVET 

 

12-Bazı şeyleri tekrar tekrar yaptığım için isimde geri kaldığım oluyor.

 

HAYIR              EVET 

 

13-Çok fazla sabun kullanırım.

 

HAYIR              EVET 

 

14-Bana göre bazı sayılar son derece uğursuzdur

HAYIR              EVET 

 

15-Mektupları postalamadan önce onları tekrar tekrar kontrol ederim.

 

HAYIR              EVET 

 

16-Sabahları giyinmek için uzun zaman harcarım.

HAYIR              EVET 

 

17-Temizliğe aşırı düşkünüm.

HAYIR              EVET 

 

18-Ayrıntılara gereğinden fazla dikkat ederim.

 

HAYIR              EVET 

 

19-Pis tuvaletlilere giremem.

 

HAYIR              EVET 

 

20-Esas sorunum bazı şeyleri tekrar tekrar kontrol etmemdir.

HAYIR              EVET 

 

 

21-Mikrop kapmaktan ve hastalanmaktan korkar ve kaygılanırım.

HAYIR              EVET 

 

 

22-Bazı şeyleri birden fazla kez kontrol ederim.

HAYIR              EVET 

 

 

23-Günlük islerimi belirli bir programa göre yaparım.

HAYIR              EVET 

 

 

24-Paraya dokunduktan sonra ellerimi kirli hissederim.

 

HAYIR              EVET 

 

25-Alıştığım bir isi yaparken bile kaç kere yaptığımı sayarım.

 

HAYIR              EVET 

 

26-Sabahları elimi yüzümü yıkamak çok zamanımı alır.

 

HAYIR              EVET 

 

27-Çok miktarda mikrop oldurucu ilaç kullanırım

HAYIR              EVET 

 

28-Her gün bazı şeyleri tekrar tekrar kontrol etmek bana zaman kaybettirir.

 

HAYIR              EVET 

 

29-Geceleri giyeceklerimi katlayıp asmak uzun zamanımı alır.

HAYIR              EVET 

 

30-Dikkatle yaptığım bir isin bile tam doğru olup olmadığına emin olamam.

HAYIR              EVET 

 

31-Kendimi toparlayamadığım için günler, haftalar hatta aylarca hiçbir şeye el sürmediğim olur.

HAYIR              EVET 

 

32-En büyük mücadelelerimi kendimle yaparım.

 

HAYIR              EVET 

 

33-Çoğu zaman büyük bir hata ye da kötülük yaptığım duygusuna kapılırım.

 

HAYIR              EVET 

 

34-Çoğunlukla kendime bir şeyleri dert edinirim.

 

HAYIR              EVET 

 

35-Önemsiz ufak şeylerde bile karar verip ise girişmeden önce durup düşünürüm.

 

HAYIR              EVET 

 

36-Reklamlardaki ampuller gibi önemsiz şeyleri sayma alışkanlığım vardır.

HAYIR              EVET 

 

37-Bazen önemsiz düşünceler aklıma takılır ve beni günlerce rahatsız eder.

HAYIR              EVET 

Yorum yok
 
Obsesif Kompulsif Bozukluğa Örnekler PDF Yazdır E-posta
Yazar Rehberlik   
Bu rahatsızlıga ait örnekler

Temizleme seklinde zorlantılar kadınlarda, kontrol etme seklinde olan zorlantılar erkeklerde daha çoğunluktadır. Kişiler hastalıklarını gizlemeye, mantıklı açıklamalar yaparak önemsememeye eğilimlidirler. Ancak temizlik zorlantları sebebiyle temizlik maddesi harcamaları yüklü bir tutar oluşturmakta ,ayrıca komşuları ile hali silkeleme, gece yarısı temizlik nedeni ile gurultu yapmaları sonrasında tartışmalara neden olmaktadırlar.

Emin olamadığı için çok uzak yerlerden evine donup,kapısını, elektriğini, tüpünü kontrol eden kişiler bulunmaktadır.
Zarar verme zorlantısı olanlar çatal, makas, kibrit, bıçak,ip, hatta tırnak makası gibi kesici ve cinayet filmlerinde rastlanabilecek sahneleri anımsatacak araçlara dokunamazlar,bakamazlar. Çocuklar ve karşıt cinsiyetteki kişilerle ayni ortamda kalamayabilirler.

Bir diğer görünüm de istifleme ve zorlantılı satın almadır. Kişi çok ucuz olduğu için ,elinde fazla olsa da ,gereksinimi olmasa da gördüğü bir mali almadan edemez. Ev bir hurdacı dükkanına dönebilir. Kişiler tatile giderken bir araba dolusu tamir malzemesini de beraber götürebilirler öyle ki giyeceklere zor yer bulunur. Otomobili olmayan bir kişi otomobil lastikleri alıp, bir kenara koyabilir, bir gün gelip araba alırsam, lastiği patlarsa diye düşünebilir. Çok eski tarihe ait faturaları biriktirir, bir gün gelir de bana milyarlık borç çıkarırlar diye 20 yıllık senetleri atamazlar.

İçinden dine yönelik küfürler geçmesi seklinde zorlantıları olan kişiler toplu olarak dinsel ibadetlerden kaçınabilirler. Tekrar tekrar abdest alma,namaz kılma ,tövbe etme gibi girişimlerde bulunabilirler.

Günlük hayatta nasıl adlandırılmaktadır?

Halk arasında vesvese olarak bilinmektedir. Dinle ve temizlikle aşırı uğraşıların olduğu ve sözcüğün kökenini Kuran dan aldığı waswasa (beynin şeytani düşünce ve kararsızlıklarla haşir nesir olup, ibadetleri yapamamak) tan gelmektedir.

SZB (OKB) neden oluşmaktadır ?

Beyinde bazı bölgelerden salgılanan serotonin ve dopamin denen kimyasal maddelerin rol aldığı sistemlerin aşırı çalışması ile ilişkili bulunsa da başka maddelerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Gene bu kişilerin beyinlerinin bazı bölgelerinde kan akimi ve metabolizmada artışların olduğu görülmüştür

SZB olan hastaların kişilik yapıları

Bu hastaların % 25 inde obsesif kompulsif kişilik bozukluğu özellikleri bulunmaktadır. Bu kişiler çevreleri üzerinde denetim oluşturmaya eğilimlidirler. Daima olculu,tedbirli olup dışarıdan soğuk ve sert olarak nitelenebilirler. Temizliğe düşkün,dakik ve düzenlidirler. Çok tutumludurlar ve başkalarına hediye vermeleri, paylaşmaları çok kısıtlıdır. Kendi istedikleri yapılmayıp, karsı çıkıldığında inatçı ve sinirli olabilmektedirler. Konuşmalarını uzatmaya bazen de gereksiz ayrıntılara dalmaya ve dinleyen Kişinin rahatsız olmasına yol açabilirler

Yorum yok
 
<< Başa Dön < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 91 - 99 Toplam: 899
çocuk gelişimi, bebek gelişimi
Özel Arama

Rehberlik & Hayatımız Rehberlik

depresyon tedavisi depresyon böbrek taşı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19
Web Stats